URANTİA’NIN KİTABI’NA - 126. Makale : İki Çok Önemli Yıl

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

126. Makale : İki Çok Önemli Yıl



126. Makale : İki Çok Önemli Yıl

126:0.1 İSA’nın dünyasal yaşam deneyimlerinin tamamı içinde, on dördüncü ve on beşinci yaşlar en önemli olanlarıydı. Kutsallığın ve nihai sonun öz bilincine sahip olmaya başlamasından sonra, ve ikamet eden Düzenleyicisi ile geniş çaplı bir iletişim kazanmasından önce, bu iki yıl, Urantia üzerinde onun önemli anlara sahne olmuş yaşamının en sınayıcı olanlarıydı. Bu, gerçek sınanış olarak büyük sınav biçiminde adlandırılmak zorunda olan iki yıllık süreçti. Ergenlik döneminin öncül kafa karışıklarından ve uyum sorunlarından geçmede bu döneme kadar hiçbir insan genci, İsa’nın çocukluktan genç erkekliğe olan geçişi boyunca yaşamış olduğundan daha önemli bir sınayışı deneyimlememişti.

126:0.2 İsa’nın genç gelişiminde bu önemli süreç, Kudüs’ü ziyaretinin tamamlanışıyla ve Nasıra’ya olan geri dönüşüyle başladı. İlk başta Meryem; görevlerine sadık bir evlat olarak evine geri dönmüş olduğu için — kaldı ki o hiçbir zaman bundan başkası değildi — ve gelecek yaşamı için kendi annesinin tasarımlarına bundan böyle daha fazla karşılık verecek oluşu biçiminde, evinde oğluna tekrar sahip olduğu düşüncesiyle mutluydu. Ancak, o uzun bir süre boyunca, annesel aldanışın ve içten içe gerçekleşen ailesel gururun bu parıltısında uzunca bir süre gözleri görmez halde kalmayacaktı; oldukça yakın bir zaman içinde o, daha bütüncül bir biçimde hayal kırıklığına uğrayacaktı. Gittikçe artan bir biçimde, erkek çocuk, babasına eşlik etmekteydi; gittikçe azalan bir biçimde sorunları için annesine gelmeye başlarken, artan bir biçimde her iki ebeveyni de, bu dünyanın olayları ile Yaratıcısı’nın görevine olan ilişkisi üzerine düşünme arasında gerçekleştirdiği sık sık gelip gidişi kavramada başarısız olmuşlardı. Açıkça söylenmesi gerekirse, onlar İsa’yı anlamamaktaydılar, ancak onu gerçekten derinden sevmekteydiler.

126:0.3 Büyüdükçe, İsa’nın, Musevi insanlarına olan acıyışı ve derin sevgisi derinleşti; ancak, geçen yıllarla birlikte, aklında, Yaratıcısı’nın mabedinde siyasi biçimde atanmış din adamlarına karşı büyümekte olan haklı bir kızgınlık gelişti. İsa, içten Ferisiler’e ve dürüst yazıcılara karşı büyük bir saygı duymaktaydı; ancak o, içten pazarlıklı Ferisiler’i ve dürüst olmayan din-kuramcılarını karşı fazlasıyla küçük görmekteydi; o, içten olmayan tüm bu dini önderlere küçümseyen gözlerle bakmaktaydı. İsrail’in önderliğini incelediğinde, İsa zaman zaman, kendisinin, Musevi beklentisi olan Mesih haline gelme olasılığına olumlar gözle bakmanın çekiciliği ile karşılaştı; ancak, o hiçbir zaman kendisini, bu türden çekiciliğe kendisini bırakmadı.

126:0.4 Kudüs’de mabedin bilge insanları arasında İsa’nın yapmış olduğu şeylere dair hikâye, özellikle sinagog okulundaki eski öğretmenleri olmak üzere, tüm Nasıra’yı tatmin etmekteydi. Bir süreliğine ona olan övgü herkesin dudaklarındaydı. Köyün hepsi, onun çocuksu bilgeliğini ve takdire şayan davranışını anlatırken, onun büyük bir önder haline gelme nihai sonuna sahip olduğunu tahmin etmekteydi; en azından, gerçekten büyük bir öğretmen, Celile’de Nasıra’dan gelmek üzereydi. Ve, onların hepsi; İsa’nın, Şabat günü sinagogda Yazıtlar’ı düzenli bir biçimde okumaya izin verilebileceği yaş olan on beşine gelişini iple çekmekteydi.

1. On Dördüncü Yaş (M.S. 8. yıl)

126:1.1 Bu onun, takvim yılına göre on dördüncü doğum günüydü. O öncesinden, iyi bir boyunduruk yapıcısı haline gelmiş olup, hem branda hem de deri ile çok yetkin bir biçimde çalışabilmekteydi. O aynı zamanda hızlı bir biçimde, uzman bir marangoza ve ev mobilya yapıcısına doğru gelişmekteydi. Bu yaz o, dua etmek ve derince düşünmek için Nasıra’nın kuzey batısına doğru tepenin başına sık ziyaretlerde bulunmaktaydı. O kademeli olarak, dünya üzerindeki bahşedilişinin doğasına dair daha fazla öz bilince sahip hale gelmekteydi.

126:1.2 Bu tepe, bu dönemin yüz yıldan biraz daha fazla yıl öncesinde, “Baal’ın ibadet doruğuydu,” ve şimdi ise, İsrail’in saygın bir kutsal insanı olan Şimon’un mezarının yerleşkesiydi. Şimon’un bu tepesinin doruğundan, İsa, Nasıra ve onu çevreleyen şehir üzerine doğru bakmaktaydı. O, Megido’ya bakışlarını çevirir, Asya’da Mısır ordusunun ilk büyük zaferini kazanışının hikâyesini hatırlardı; ve, daha sonra, bu türden başka bir ordunun Yahudiye kralı Yoşiyahu’yu nasıl yenilgiye uğrattığını düşünürdü. Çok da fazla gözlerini çevirmeden, Deborah ve Barak’ın Sisera’yı yendiği yer olan Tanah’ı görebilirdi. Uzakta, Yusuf’un kardeşlerinin kendisini Mısır kölesi olarak sattığı haliyle öğretildiği Dothan’ın tepelerini görebilirdi. O bunun sonrasında bakışlarını Ebal ve Gerizim’e yöneltip, İbrahim’e, Yakup’a ve Abimelek’e dair tarihi anlatımları kendisine tekrar söyleyebilirdi. Ve, böylece, o, babası Yusuf’un insanlarına dair tarihi ve geleneksel olayları hatırlar ve onlar üzerinde düşünürdü.

126:1.3 O, sinagog öğretmenlerinin gözetimi altında gelişmiş okuma derslerini almaya devam etti; ve, o aynı zamanda, elverişli yaşa gelmektelerken erkek kardeşleri ve kız kardeşlerinin ev eğitimine devam etti.

126:1.4 Bu yılın başında Yusuf; İsa’nın, on beş yaşına geleceği için ertesi yılın Ağustos ayında Kudüs’e gitmesi tasarlanmış bir biçimde, Nasıra ve Kopernaum mülkünden gelen geliri, onun Kudüs’de uzun süreli eğitimi için bir kenara koyan biçimde düzenlemede bulunmuştu.

126:1.5 Bu yılın başıyla birlikte, hem Yusuf hem de Meryem, en büyük oğullarının nihai sonu hakkında sürekli yaşanan kuşkulara sahip oldular. O gerçekten de muhteşem ve çok sevilesi bir çocuktu; ancak, o, kavranması çok zor bir biçimde, anlaşılması oldukça güçtü; ve, tekrar edilmesi gerekirse, olağanüstü veya diğer bir değişle mucizevî hiçbir şey hiçbir şey ortaya çıkmamıştı. Birçok kez, kendisinden gurur duyan annesi, oğlunun, bir takım insan-ötesi veya diğer bir değişle mucizevî bir dışavuruma katılımını görmeyi bekleyen bir biçimde, nefesini tutmuş bekler bir halde öyle durmuştu, ancak, her seferinde onun ümitleri, acımasız hayal kırıklığıyla sona ermişti. Ve, tüm bunların hepsi, heves kırar, hatta ümitlerini yok eder nitelikteydi. Bu dönemlerin dindar insanları gerçekten de; peygamberlerin ve söz verilmiş insanların her zaman seçilmişliklerini gösterdiklerine, ve, mucizelerde bulunarak ve mucizevî şeyleri yerine getirerek kutsal kabullerini sağladıklarına inanmaktalardı. Ancak, İsa, bu şeylerin hiçbirini yapmamaktaydı; bu nedenlerden dolayı, ebeveynlerinin kafa karışıklığı, İsa’nın geleceği hakkında düşündükçe sürekli olarak artmaktaydı.

126:1.6 Nasıra ailesinin gelişmiş ekonomik durumu; ev yaşamında ve özellikle, kömür ile yazımın gerçekleştiği biçimiyle yazım taş levhası olarak kullanılmış olan yumuşak beyaz tahtaların artan sayısıyla dışa vurulmaktaydı. İsa’nın aynı zamanda müzik derslerine devam etmesine izin verilmişti; o, arp çalmaktan çok hoşlanmaktaydı.

126:1.7 Bu yıl boyunca, İsa’nın “insan ve Tanrı ile büyümüş” olduğu gerçek anlamıyla söylenebilir. Ailenin imkânları iyi görünmekteydi; gelecek parlaktı.

2. Yusuf’un Ölümü

126:2.1 Her şey; Eylül’ün 25’inde dönüm noktası Salı günü bir ulağın, Yusuf’un, valinin malikânesinde çalışırken inşaat iskelesinden düşmesi sonucu çok ciddi bir biçimde yaralanışının acı haberlerini getirişine kadar oldukça iyi gitmekteydi. Seforis’den gelen iletici öncesinden, İsa’yı babasının yaşadığı kaza hakkında bilgilendiren bir biçimde, Yusuf’un evine olan yolu üzerinde atölyede durmuştu; ve, onlar beraberce, Meryem’e üzücü haberleri bildirmek için eve gitmişlerdi. İsa doğrudan bir biçimde babasına gitmeyi arzulamaktaydı; ancak, Meryem, eşinin yanına yetişmekten başka bir şeyi dinler halde değildi. Meryem, on yaşındaki Yakup’un, Seforis’e olan yolunda kendisine eşlik etmesini, bu arada da İsa’nın, Meryem Yusuf’un ne kadar ciddi bir biçimde yaralandığını bilmediği için, kendisi geri dönene kadar küçük kardeşleriyle beraber evde kalmasının emrini verdi. Ancak, Yusuf, Meryem’in ulaşmasından önce yaraları nedeniyle yaşamını yitirmişti. Onlar Yusuf’u Nasıra’ya getirmiş olup, ertesi gün atalarının yanına defnetmişlerdi.

126:2.2 İmkânların iyi olduğu ve geleceğin parlak göründüğü tam da bu zamanda, görünüşte acımasız bir el, bu Nasıra hanesinin başına gelmiş, bu evin günlük yaşantıları sekteye uğramış, ve İsa ve gelecek eğitimi için her tasarlanmış şey ortadan kalmıştı. Bu aşamada on dördüncü yaşını daha yeni geçmiş olan bu marangoz ufaklığı; sadece, dünya üzerinde ve beden içerisinde kutsal doğayı açığa çıkarmak olan kendi cennetsel Yaratıcısı’nın görevlendirmesini yerine getirmek zorunda olmayışını, aynı zamanda, genç insan doğasının, dul kalmış annesine ek olarak yedi erkek ve kız kardeşine — ve doğmak üzere olan bir diğerine — bakmanın sorumluluğunu üstlenmek zorunda oluşunun farkındalığına uyandı. Nasıra’nın bu ufaklığı bu aşamada, çok aniden gerçekleşmiş olan kaybı deneyimleyen bu ailenin tek destekçisi ve tesellisi olmuştu. Nihai sonun bu genç bireyini oldukça öncül bir biçimde; bu dünya üzerinde bileceği tek ev olarak babasının evinin koruyucusu halinde faaliyet gösteren, annesine destek olan ve onu koruyan, kendi erkek ve kız kardeşleri için baba haline gelen bir biçimde, bir insan ailesinin başı haline gelmenin yarattığı bu ağır ancak fazlasıyla eğitici ve düzene sokucu sorumlulukları üstlenmesine zorlayan, Urantia üzerinde olağan bir biçimde gerçekleşen olayların bu gelişmelerine böylelikle izin verilmişti.

126:2.3 İsa güler yüzle, oldukça aniden omuzlarına yüklenmiş olan sorumlulukları kabul etti; ve, o onları sonuna kadar sadık bir biçimde yerine getirdi. En sonunda, yaşamında bir büyük sorun ve öngörülen zorluk acı bir biçimde çözülmüştü — Kudüs’e hahamlar altında eğitim görmek için gitmesi artık kendisinden beklenmeyecekti. İsa’nın, “hiç kimsenin dizinin dibinde oturmamış olması” sonsuza kadar bir gerçek olarak kalmıştır. O her zaman, küçük çocukların en mütevazı olanından bile bir şeyler öğrenmeye gönüllüydü; ancak, o hiçbir zaman, gerçeği öğretmek için insan kaynaklarından yetki almamıştı.

126:2.4 Hala o, doğumundan önce Cebrail’in annesine yaptığı ziyarete dair hiçbir şey bilmemekteydi; o yalnızca bunu, kamu hizmetine başladığı, vaftiz gününde Yahta’dan öğrenmişti.

126:2.5 Yıllar ilerledikçe, Nasıra’nın bu genç marangozu artan bir biçimde; şu değişmez bir süzgeçten, toplumun her kurumunu ve dinin her âdetini geçirmişti: İnsan ruhuna ne gibi hizmeti vardı? Tanrı’yı insana getirmekte miydi? İnsanı Tanrı’ya getirmekte miydi? Bu delikanlı, yaşamın dinlencesel ve toplumsal yönlerini umursamazken, giderek artan bir biçimde vaktini ve enerjisini yalnızca şu iki amaca adamıştı: ailesine bakma ve dünya üzerinde Yaratacısı’nın cennetsel iradesini gerçekleştirmeye hazırlanma.

126:2.6 Bu yıl, komşularının; İsa’nın arp çalmasını dinlemek, hikâyelerini işitmek (zira ufaklık çok yetkin bir meddahtı), ve Yunan yazıtlarını okuyuşunu duymak için kış akşamları boyunca evlerine uğraması adet haline gelmişti.

126:2.7 Ailenin ekonomik yaşantısı, Yusuf’un ölümü zamanında yüklü bir miktardaki paranın elde bulunması nedeniyle, oldukça pürüzsüz bir biçimde devam etmekteydi. İsa öncül bir biçimde, keskin işletme kararlarına ve finansal bilgeliğe sahip olduğunu göstermişti. O eli boldu, ancak hesabını iyi bilmekteydi; o parasını biriktiren türde biriydi, ancak aynı zamanda cömertti de. O, babasının sahip olduğu hanenin bilge ve etkili bir idarecisi haline gelmişti.

126:2.8 Ancak, İsa’nın ve Nasıra komşularının eve neşe getirmek için yapabildikleri her şeye rağmen, Meryem, ve hatta çocuklar bile, üzüntüye boğulmuş haldeydi. Yusuf artık yoktu. Yusuf, olağanın dışında bir eş ve babaydı; ve, onların hepsi kendisini özlemekteydi. Ve onlara Yusuf’un, kendisiyle konuşamadan veya onun elveda dileklerini duymadan ölmüş olduğunu düşünmek çok daha fazla acı bir durum olarak görünmekteydi.

3. On Beşinci Yıl (M.S. 9.yıl)

126:3.1 Bu on beşinci yılın ortasında — ve, bizler yirminci yüzyıl takvimini temel almaktayız, Musevi yılını değil — İsa, ailesinin idaresinde sözü geçer bir konuma gelmişti. Bu yıl geçmeden önce, onların birikimleri yok olmak üzereydi; ve, onlar, Yusuf ve komşusu Yakup’un ortak olarak sahip olduğu Nasıra evlerinden bir tanesini elden çıkarmakla karşı karşıya gelmişlerdi.

126:3.2 M.S. 9.yılda Nisan’ın 17’sinde, Çarşamba akşamı ailenin bebeği Ruth dünyaya gelmişti; ve, İsa elinden gelen en iyi biçimde, bu sınayıcı ve görülmemiş nitelikteki üzüntü verici bu zor deneyim boyunca, annesini teselli etmede ve ona hizmet etmede babasını yerini almaya çabalamıştı. Neredeyse yirmi yıllık bir süreç boyunca (kamu hizmetine başlayıncaya kadar), hiçbir baba kızını, İsa’nın bu küçük Ruth’a gösterdiği şefkat dolu ve sadık ilgiden daha fazla derinden sevip, onu yetiştiremezdi. Ve, o, ailesinin tüm diğer üyelerine eşit derecede iyi bir babaydı.

126:3.3 Bu yıl boyunca, İsa ilk olarak; havarilerine daha sonra öğretmiş olduğu, ve birçokları tarafından “Koruyucu’nun Duası” olarak bilir hale gelmiş, duayı ilk oluşturdu. Bir bakımdan, o, aile sunağının bir evrimiydi; onlar, övgünün birçok çeşidine ve birkaç resmi duaya sahiplerdi. Babasının ölümünden sonra, İsa, dua ile kendilerini bireysel olarak ifade etmelerini daha büyük kardeşlerine öğretmeye çalıştı; bunu yapmaktan her ne kadar büyük keyif alsa da — onlar, İsa’nın düşüncesini kavrayamamakta ve sürekli olarak, ezberlemiş oldukları dua türlerine geri dönmekteydiler. Büyük erkek ve kız kardeşlerini bireysel dualarda bulunmak için harekete geçirmenin bu çabasında İsa, örnek ifade kalıplarını kullanarak onlara ön ayak olmaya çalışırdı; ve, yakın bir zaman içinde, İsa’nın hiç de istemeden neden olduğu bir biçimde, hepsinin, büyük ölçüde daha öncesinden öğretmiş olduğu bu örnek kalıpların üzerine inşa edilmiş olduğu bir dua biçimini kullanışı gelişme gösterdi.

126:3.4 En sonunda İsa, ailenin her üyesinin doğaçlama duada bulunması düşüncesini bıraktı; ve, Ekim ayında bir akşam İsa, alçak taş masa üzerindeki abajur lamba yanında oturup, yaklaşık olarak 45 santimetrekare büyüklüğünde yumuşak bir sedir tahta parçası üzerine, bir kömür parçasıyla bu zamandan beri ortak aile ricası haline gelmiş olan duayı etraflıca kaleme aldı.

126:3.5 Bu yıl, İsa, ikiye bölünmüş aklı tarafından fazlasıyla sıkıntı yaşamıştı. Aile sorumluluğu, “Yaratıcısı’nın görevini yerine getirmek için” kendisini yönlendiren Kudüs ziyaretine karşılık vermenin her türlü tasarımını doğrudan bir biçimde yerine getirmenin her düşüncesini oldukça etkin bir biçimde ortadan kaldırmıştı. İsa doğru bir biçimde; dünyasal babasının sahip olduğu ailenin gözetiminin, tüm sorumluluklarından önce gelmesi gerektiğini düşündü; ailesinin desteklenmesi ilk sorumluluğu haline gelmeliydi.

126:3.6 Bu yıl içinde, İsa; Urantia üzerindeki bahşedilme görevi için bir adlandırma biçimindeki, “İnsanın Oğlu” teriminin daha sonra gerçekleşecek kullanımı için kendisini etkilemiş olan, tarafınızdan adlandırıldığı biçimiyle Hanok’un Kitabı içindeki bir metni bulmuştu. O; Musevi Mesihi fikri üzerinde etraflıca bir biçimde düşünmüş olup, bu Mesih haline gelmeyeceğine güçlü bir şekilde ikna oldu. O, babasının insanlarına yardım etmeyi arzulamıştı; ancak o, Filistin’in yabancı egemenliğini ortadan kaldırmak için Musevi ordularını yönetmeyi hiçbir zaman öngörmemişti. O, Kudüs’de Davut’un tahtında hiçbir zaman oturmayacağını bilmekteydi. Ne de o, görevinin, yalnızca Musevi insanları için bir ruhsal kurtarıcı veya diğer bir değişle ahlaki öğretmen olduğuna inanmıştı. Hiçbir şekilde, onun yaşam görevi, böylelikle, İbrani yazıtlarına ait yoğun arzuların ve varsayılan Mesihsel kehanetlerin yerine getirilişi olabilirdi; en azından, Museviler’in anlamış olduğu gibi, peygamberlerin bu öngörülerini anlamamaktaydı. Benzer bir biçimde o, Peygamber Daniel tarafından tasvir edilen bir biçimde İnsanın Evladı olarak hiçbir zaman görünmeyeceğinden emindi.

126:3.7 Ancak, bir dünya öğretmeni olarak ilerlemesi için vakit geldiğinde, kendisini nasıl adlandırmalıydı? Görevi ile ilgili ne söylemeliydi? Öğretilerinin inanıcıları haline gelecek insanlar tarafından hangi isimle çağrılmalıydı?

126:3.8 Tüm bu sorunları aklında düşünüp taşınırken, Nasıra’da sinagog kütüphanesinde, üzerinde çalışmakta olduğu kehanette bulunan kitaplar arasında, “Hanok’un Kitabı” olarak adlandırılmakta olan bu el yazmasını buldu; ve, her ne kadar o, bu el yazmasının eskinin Hanok’u tarafından yazılmamış olduğundan emin olsa da, ona çok ilgi çekici gelmişti; ve, o, bu el yazmasını tekrar tekrar okumuştu. Orada, içinde bu “İnsanın Evladı” teriminin geçtiği, kendisini özellikle etkileyen bir yer bulunmaktaydı. Tarafınızdan adlandırıldığı şekliyle, bu Hanok’un Kitabı’nın yazarı; insanlığa kurtuluşu getirmek için bu dünyaya inmeden önce her şeyin Yaratıcısı olarak kendi Yaratıcısı ile cennetsel ihtişamın bahçeleri boyunca yürümüş olan, ve, kendisine ihtiyaç duyan fanilere kurtuluşu duyurmak için yeryüzüne inerek bu yücelik ve ihtişama sırtını çevirmiş olan, bu İnsanın Evladı’nın dünya üzerinde hangi görevde bulunacağını tarif eden ve onun kim olduğunu açıklayan bir biçimde, bu İnsanın Evladı’na etraflıca bir biçimde yer ayırmaktaydı. İsa bu metinleri okurken (bu öğretilerle karışmış hale gelmiş Doğu gizemciliğinin büyük bir kısmının hatalı olduğunu çok iyi bir biçimde anlar halde), kalbiyle karşılık vererek, ve aklında, İbrani yazıtların tüm Mesihsel tahminleri içinde ve Musevi kurtarıcısı hakkındaki tüm kuramlar içinde hiçbirinin, yalnızca kısmi bir biçimde Hanok’a ait olan bu kitap içinde saklanmış bu hikâye kadar gerçeğe yakınlaşmadığının farkına varmıştı; ve, İsa bunun sonrasında ve orada, kendisini tanıtan “İnsanın Evladı” unvanını almaya karar verdi. Ve, bu, kamu görevine daha sonra başladığında yaptığı şey olmuştu. İsa gerçeğin farkına varmada hatada bulunmaz bir yetkinliğe sahipti; ve, gerçekliği kabul etmede, görünüşte hangi kaynaktan kökenini alırsa alsın, hiçbir zaman tereddüt etmemişti.

126:3.9 Bu zaman zarfında, o oldukça bütüncül bir biçimde, yaklaşmakta olan görevi için birçok şeyin temelini hazırladı; ancak, hala kararlı bir biçimde kendisinin Musevi Mesihi olduğu düşüncesini savunmakta olan annesine bu hususlar hakkında hiçbir şey söylememişti.

126:3.10 İsa’nın genç dönemlerine ait büyük kafa karışıklığı bu aşamada ortaya çıkmıştı. Yaratıcısı’nın sevgi dolu doğasını tüm insanlığa göstermek olarak — “Yaratıcısı’nın görevini gerçekleştirme” halindeki dünya üzerindeki sorumluluğunun doğasına dair belirli birtakım şeyi kesinleştirmiş olarak, o, bir Musevi öğretmeni veya kralı olarak bir ulusal kurtarıcının gelişine atıfta bulunan Yazıtlardaki birçok ifade üzerine yeni baştan düşünmeye başladı. Bu kehanetler hangi olaya atıfta bulunmaktaydı? Kendisi bir Musevi değil miydi? Yoksa kendisi miydi? Kendisi, Davut’un hanesine ait miydi yoksa değil miydi? Annesi, onun ait olduğunu güçlü bir biçimde duyurmuştu; babası öncesinden, onun bu haneye ait oluşuna imkânın bulunmadığını bildirmişti. O, ait olmadığına karar vermişti. Ancak, peygamberler, Mesih’in doğası ve görevini karıştırmaktalar mıydı?

126:3.11 Son kertede, annesinin haklı olabileceği mümkün olabilir miydi? Geçmişte görüş farklılıkları doğduğu zamanlar olarak birçok olayda, annesi haklı çıkmıştı. Eğer kendisi yeni bir öğretmen ise ve Mesih değilse, dünya üzerindeki görev zamanı boyunca Kudüs’te Musevi Mesihi ortaya çıkacak olursa böyle bir kişiye nasıl davranacaktı; ve, buna ek olarak, bu Musevi Mesihi ile olan ilişkisi nasıl olacaktı? Ve, yaşam görevi deneyimine başladığında, ailesiyle ilişkisi nasıl olacaktı? Peki Musevi uluslar topluluğu ve dini ile? Roma İmparatorluğu ile? Musevi-olmayanlar ve onların dinleri ile? Bu çok önemli sorunların her birini bu genç Celileli aklında uzun uzun düşünüp, kendisinin, annesinin ve sekiz diğer aç kursağın geçimini tırnaklarını kazıya kazıya kazanan bir biçimde marangoz tezgâhında çalışmaya devam ederken, üzerinde ciddi bir biçimde fikir yürüttü.

126:3.12 Bu yıl sona ermeden önce, Meryem, aile kaynaklarının erimekte olduğunu gördü. O, güvercinlerin satışını Yakup’a devretti. Yakın bir zamanda onlar, ikinci bir ineği alıp, Miryam’ın yardımıyla Nasıra komşularına süt satışına başladılar.

126:3.13 İsa’nın yalnız bir biçimde derin derin düşünmekte olduğu dönemler, dua etmek için tepenin zirvesine sıklıkla gerçekleştirdiği yolculuklar ve İsa’nın zaman zaman öne sürmüş olduğu birçok tuhaf düşünceler, annesini tamamiyle endişelenen konuma getirmişti. Zaman zaman Meryem; ufaklığın kendinde olduğunu düşünüp, bunun ardından, onun, son kertede, söz verilmiş bir çocuk olduğunu ve bir şekilde diğer gençlerden farklı olduğunu hatırlayarak, korkularını dizginledi.

126:3.14 Ancak, İsa, fikirlerinin hepsini dünyaya, hatta kendi annesine bile, sunmayan bir biçimde, sahip olduğu düşüncelerin hepsinden bahsetmemeyi öğrenmekteydi. Bu yıldan itibaren, aklında ne olup bittiğine dair İsa’nın açığa çıkardığı şeyler düzenli bir biçimde azalma gösterdi; bu, ortalama bir insanın kavrayamayacağı şeyler, ve, tuhaf veya olağan insanlardan farklı olarak görülmesine sebep olacak bu şeyler hakkında daha az konuştuğu anlamına gelmekteydi. Bir yandan sorunlarını anlayacak birini derinden arzulamış olsa da, dışarıdan olan tüm görünüşlerinde olağan ve herkesi gibi hale gelmişti. O; güvenilir ve sır saklayan bir arkadaşı iple çekmekteydiyse de, yaşadığı sorunlar insan birlikteliklerinin kavraması için haddinden fazla karmaşık haldeydi. Bu olağandışı durumun benzersizliği kendisini, yüklerini kendi başına taşımaya zorladı.

4. Sinagog’daki İlk Vaaz

126:4.1 On beşinci yaşa gelişiyle birlikte, İsa resmi olarak, Şabat günü sinagog kürsüsüne çıkabilmeye hak kazanmıştı. Daha önce birçok kez, konuşmacıların yokluğunda, İsa’dan Yazıtları okunması istenmişti; ancak, bu aşamada, yasaya göre, ayini yönetebileceği vakit olan gün gelmişti. Böylelikle, on beşinci doğum gününden sonra, hazzan, İsa’nın sinagogun sabah ayinini yönetmesi için düzenlemede bulunmuştu. Ve, Nasıra’da inançlı olanların hepsi bir araya geldiğinde, genç adam, Yazıtlar’dan kendisinin seçmiş olduğu metinleri, ayağa kalkıp, okumaya başladı:

126:4.2 “Koruyucu Tanrı’nın ruhaniyeti benim üzerimde, zira Koruyucu beni kutsamıştır; o beni, acizlere iyi haberleri göndermek, kalbi kırılmışları tekrar bir araya getirmek, esirlere özgürlüğü duyurmak ve ruhsal köleleri serbest bırakmak için göndermiştir; aracılığı ile ihtişamının tanınabilmesi için, Koruyucu’nun tohumları olarak, doğruluğun ağaçları biçiminde adlandırılabilsin diye, yas çekenlere teselli, kayıpları için güzellik, kederleri yerine neşenin ferahlığını, kederin ruhaniyeti yerine övgünün bir şarkısını vermek için.

126:4.3 “Yaşabilmeniz ve böylece meleklerin Tanrısı olan Koruyucu’nun sizler ile olabilmesi için iyiliğin arayışında olun, kötülüğün değil. Kötülükten nefret edin ve iyiliği derinden sevin; kapıdayken kararınızı verin. Belki, Koruyucu Tanrı, Yusuf’dan arta kalana bağışlayıcı olacak.

126:4.4 “Temizlenin, kendinizi temiz hale getirin; yaptıklarınızın içinde olan kötülüğü gözlerimin önünden çekin; kötülüğü yapmaya bir son verin ve iyiliği yapmayı öğrenin; adaleti arzulayın, ezilmişi rahatlatın. Tüyü bitmemişi koruyun ve dula acıyın.

126:4.5 “Böylelikle ben, Koruyucu’nun huzuruna çıkıp, yeryüzündeki her şeyin Koruyucusu karşısında eğilmeli miyim? Yanmış adaklarla, bir yıllık butlarla mı karşısına çıkmalıyım? Koruyucu, bin oğlakla, bin koyunla veya yağlardan oluşan nehirlerle mutlu mu olacak? Kendi yanlışım için benden ilk doğanı kurban mı vermeliyim, ruhumun günahı için bedenimin meyvesini? Hayır! Zira, Koruyucu, bizlere, ey insanlar, neyin iyi olduğunu gösterdi. Ve, Koruyucu sizden, adil olmanızdan, bağışlamayı derinden sevmenizden ve Tanrınız ile alçak gönüllü bir biçimde yürümenizden başka ne istemektedir ki?

126:4.6 “Bundan sonra, dünyanın dairesinde oturan Tanrı’yı kime benzeteceksiniz? Gözlerinizi açın, ve, tüm bu dünyaları yaratmış, kendi hesabına göre onların sayısız ev sahiplerini mevcut kılmış ve hepsini isimleri ile çağırana dikkatlice bakın. O tüm bunların hepsini, kudretinin büyüklüğü ile yerine getirmektedir; ve, gücünde kuvvetli olduğu için, bir kez bile başarısız olmamaktadır. O güçsüze güç vermekte, ve, bitap düşmüşlerin kudretini arttırmaktadır. Korkmayın, zira ben sizinleyim; umutsuzluğa düşmeyin, zira ben sizin Tanrınız’ım. Ben sizi güçlendireceğim ve ben size yardım edeceğim; evet, ben sizi, doğruluğumun sağ eli ile koruyacağım, zira ben Koruyucu, sizin Tanrınız’ım. Ve, ben, sizlerin sağ elinizi tutup, korkmayın, zira ben size yardım edeceğim diyeceğim.

126:4.7 “Ve, sizler benim şahidimsiniz, der Koruyucu; ve, her şeyi bilebilmesi ve bana inanabilmesi ve Kendim’in Ebedi olduğunu anlayabilmesi için seçmiş olduğum, bana hizmet edenlersiniz. Ben, tek başına ben, Koruyucuyum; ve, benden başka hiçbir kurtarıcı yoktur.”

126:4.8 Ve, İsa sözlerini böyle tamamladığında, oturdu, ve insanlar evlerine, onun oldukça şükran dolu bir biçimde kendilerine okumuş oldukları sözler üzerinde derin derin düşünerek, gitti. Daha önce hiçbir zaman, kendi kasaba insanları onu, bu kadar muhteşem bir biçimde ulvi görmemişti; daha önce hiçbir zaman onlar, İsa’nın onun sesini bu kadar ciddi ve bu kadar içten duymamışlardı; onlar daha önce hiçbir zaman onu, kendi gücünden bu kadar emin bir biçimde, bu kadar erişkin ve kararlı görmemişlerdi.

126:4.9 Bu Şabat öğleden sonrası, İsa, Nasıra tepesine Yakup ile çıktı; ve, onlar, eve geri döndüklerinde, iki yumuşak tahtaya On emri Yunan dilinde yazdı. Daha sonra Marta bu tahtaları boyadı ve onları süsledi; ve, uzunca bir süre boyunca bu tahtalar, Yakup’un küçük çalışma tezgâhı üzerinde duvarda asılı durdu.

5. Ekonomik Mücadele

126:5.1 Kademeli bir biçimde İsa ve ailesi, öncül yıllarının sade yaşamına gerdi döndü. Kıyafetleri ve hatta yiyecekleri bile sadeleşti. Onlar fazlasıyla süte, tereyağına ve peynire sahiplerdi. Mevsimi denk geldiğinde, bahçelerinin ürünlerini memnuniyetle deneyimlemeydiler; ancak, her geçen ay, kaynaklar üzerinde yapılması gereken daha büyük bir denetimi gerektirmekteydi. Onların kahvaltıları oldukça sadeydi; onlar, en iyi yiyeceklerini akşam yemeği için saklamaktaydılar. Buna rağmen, bu Museviler arasında, refahın azlığı toplumsal alt düzeylilik anlamına gelmemekteydi.

126:5.2 Hâlihazırda, bu delikanlı, insanların kendi içinde bulunduğu dönemde nasıl yaşamakta olduğuna dair kavrayışa neredeyse tamamiyle sahip olmuştu. Ve, insan deneyiminin tüm fazlarıyla olan içten ilişkisini çok bütüncül bir biçimde ortaya seren ilerdeki öğretileri tarafından sergilendiği şekliyle, ev, toplum ve iş yaşamını ne de iyi anlamıştı.

126:5.3 Nasıra hazzanı; İsa’nın, muhtemelen Kudüs’deki meşhur Gamliel’in varisi olarak, büyük bir öğretmen haline gelecek oluşuna dair inanca sımsıkı bir biçimde sarılmaya devam etmişti.

126:5.4 İsa’nın kendisine ait bir sürece dair tasarımlarının tümü engellenmiş görünmekteydi. Gelecek, şimdi yaşanan gelişmeler karşısında parlak görülmemekteydi. O, gün be gün, mevcut görevini oldukça iyi bir biçimde yaparak ve yaşamdaki konumunun getirdiği birincil elden yükümlülükleri sadık bir şekilde yerine getirerek, yaşamına devam etti. İsa’nın yaşamı, hayal kırıklığına uğramış tüm idealistler için her zaman geçerliliğini koruyacak bir umuttur.

126:5.5 Marangozun ortalama bir gündeliği yavaşça azalmaktaydı. Bu yılın sonunda, İsa; erkenden çalışmaya başlayıp geç saatlerde işini bırakarak, günde yalnızca yirmi sente denk gelen tutarı kazanmaktaydı. Ertesi yılın sonunda, vatandaşlık vergilerini ödemede zorluk yaşadı, ki daha da buna sinagog ölçüleri ve bir buçuk şekel olan mabet vergisi dâhil değil. Bu yıl boyunca, vergi toplayıcısı, İsa’dan daha fazla gelir elde etmeye, hatta arpını almakla tehdit etmeye bile, çalıştı.

126:5.6 Yunan yazıtları nüshasının vergi toplayıcıları tarafından keşfedilebileceğinden ve ona el konulabileceğinden korkarak, İsa onu, on beşinci doğum gününde, Koruyucu’ya olan ergenlik adağı olarak Nasıra sinagog kütüphanesine sundu.

126:5.7 On beşinci yaşının şaşkınlık yaratan büyük olayı, İsa’nın, kazara gerçekleşen ölümü zamanında Yusuf’un alacaklı olduğu miktara dair anlaşmazlığın çözümlenmesi için kendisine yapılan itiraz üzerine, Hirodes’in kararını öğrenmek için Seforis’e gidişinde gerçekleşti. İsa ve Meryem; Seforis’deki haznedar bir el harçlığı kadar miktarı sunmadan önce, önemli ölçekteki bir miktarı almayı ümit etmekteydiler. Yusuf’un kardeşleri Hirodes’in kendisine kadar giderek bir itirazda bulunmuşlardı; ve, bu aşamada, İsa sarayda, Hirodes’in, babasının ölüm zamanında hiçbir alacağı olmadığına emredişini duymaktaydı. Ve, böyle bir adil olmayan kadar yüzünden, İsa, Hirodes Antipa’ya bir daha hiçbir zaman güvenmedi. Onun bir seferinde Hirodes’den “o tilki” şeklinde bahsedişi şaşırtıcı değildir.

126:5.8 Bu ve ilerleyen yıllardaki marangoz tezgâhında bu aralıksız çalışma, İsa’yı, kervan yolcuları ile kaynaşma olasılığından mahrum bıraktı. Ailenin ekmek teknesi olan atölye çoktan amcası tarafından devralınmış olup, İsa tamamen, ailesi için Meryem’e yardım etmek amacıyla yakında olabildiği ev atölyesinde çalışmaktaydı. Yaklaşık olarak bu zaman zarfında o, Yakup’u, dünyada olup bitenler hakkında bilgi toplaması için kervan durağına kadar göndermeye başlamış olup, böylece, dönemin haberleri ile haberdar olmayı arzulamıştı.

126:5.9 Erişkinliğe doğru büyürken, o, önceki ve sonraki yaşlarda bulunan ortalama genç bireylerin deneyimledikleri tüm bu çatışmalardan ve kafa karışıklıklarından geçmişti. Ve, ailesini desteklemenin zorlayıcı deneyimi, hiçbir şey gerçekleştirmeden düşünmek veya gizemci eğilimlerin cazibesine katılmak için haddinden fazla zamana sahip olmasına karşı kesin bir engelleyici olmuştu.

126:5.10 Bu sene, İsa’nın; bir aile bahçesi arazisi olarak ayrılmış olan, evlerinin tam kuzeyinde dikkate değer bir büyüklükte arazisi kiralamış olduğu yıldı. Büyük çocukların her biri bireysel bir bahçeye sahipti; ve, onlar, tarımsal çabalarında çetin bir rekabete girmişlerdi. Onların en büyük kardeşi, sebze hasadı dönemi boyunca her gün bahçede onlarla birlikte belirli bir zaman harcamaktaydı. İsa bahçede küçük erkek ve kız kardeşleriyle çalışırken, o birçok kez tüm ailenin, hiçbir şeyin etkilemediği bir yaşamın getirdiği bağımsızlık ve özgürlüğü keyifle yaşayabilecekleri yer olan, şehir dışında bir çiftlikte konumlanışını iç çekerek hayal etti. Ancak, onlar kendilerini, şehir dışında büyür halde bulmamışlardı; ve, İsa, tamamiyle günün şartlarına göre hareket edebilen ancak hem de bir idealist genç olarak, sorunla karşılaşır karşılaşmaz onunla ussal ve tüm gücüyle mücadeleye girişti; ve, o, içinde bulundukları durumun gerçekliklerine kendisini ve ailesini uyumlaştırmak ve koşullarını bireysel ve bütüncül arzularının olası en yüksek düzeyde yerine getirilişine doğru dönüştürmek için elinden gelen her şeyi yaptı.

126:5.11 Bir seferinde İsa az da olsa; Hirodes’in sarayındaki işçiliği için babasının alacağı olan ciddi ölçekteki parayı toplayabilirlerse, küçük bir çiftliği alma girişiminde bulunmak için yeterli kaynağı bir araya getirebilecek oluşunu ümit etmişti. O öncesinde, ailesinin dışına taşımanın bu tasarımını ciddi bir biçimde düşünmüştü. Ancak, Hirodes Yusuf’un alacağına dair her türlü miktarı ödemeyi reddettiğinde, şehir dışında bir eve sahip olma arzusundan vazgeçmişlerdi. Böyle olmuş olmasına rağmen, onlar; güvercinlere ilaveten şimdi üç ineğe, dört koyuna, bir tavuk sürüsüne, bir eşeğe ve bir köpeğe sahip olarak, ellerinden geldiğince yaratmış oldukları çiftlik yaşamının deneyiminden büyük keyif almaktaydılar. Küçük çocuklar bile; bu Nasıra ailesinin ev yaşamını nitelemekte olan, etraflıca düzenlenmiş idare oluşum içinde yerine getirmek için olağan sorumluluklara sahipti.

126:5.12 Bu on beşinci yaşın sona ermesiyle birlikte, İsa; çocukluğun daha olmasa-da-olur yılları, ve, bir soylu karakterin gelişimi içinde ileri deneyimi elde etmek için artan sorumlulukları ve imkânları ile yaklaşmakta olan erişkinlik bilinci arasındaki geçiş dönemi olarak, insan mevcudiyetinde tehlikeli ve zorlu dönemi katedişi tamamlamış bulunmaktaydı. Akıl ve beden için büyüme dönemi artık sona ermiş olup, şimdi, Nasıra’nın bu genç erkeğinin gerçek süreci başlamıştı.





Back to Top