URANTİA’NIN KİTABI’NA - 135. Makale : Vaftizci Yahya

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

135. Makale : Vaftizci Yahya



135. Makale : Vaftizci Yahya

135:0.1 VAFTİZCİ YAHYA, bir önceki yılın Nisan ayında Cebrail’in Elizabet’e vermiş olduğu söz uyarınca, M.Ö. 7.yılda, Mart’ın 25’inde dünyaya gelmişti. Beş ay boyunca Elizabet, Cebrail’in ziyaretini sır olarak saklamıştı; ve, bunu eşi Zekeriya’ya söylediğinde, Zekeriya fazlasıyla sıkıntı içine düşmüş olup, ancak, Yahya’nın doğumundan yaklaşık olarak altı hafta önce görmüş olduğu olağandışı bir rüyadan sonra eşinin hikâyesine bütünüyle inanmıştı. Cebrail’in Elizabet’e olan ziyareti ve Zekeriya’nın rüyası dışında, Vaftizci Yahya’nın doğumu ile ilişkili olağandışı ve olağan-ötesi hiçbir şey gerçekleşmemişti.

135:0.2 Sekizinci günde, Yahya, Musevi âdetine uyarınca sünnet edilmişti. O, Kudüs’ün yaklaşık altı buçuk kilometre batısında Yehuda Şehri olarak bu günlerde bilinmekte olan küçük bir köyde, gün be gün ve yıl be yıl olağan bir çocuk olarak yetişti.

135:0.3 Yahya’nın öncül çocukluğunda en büyük öneme sahip olay, ebeveynleri eşliğinde, İsa ve Nasıra ailesine olan ziyaretti. Bu ziyaret, Yahya’nın bu zaman zarfında altı yaşından biraz daha büyük olduğu, M.Ö. 1.yılda, Haziran ayı içinde gerçekleşmişti.

135:0.4 Nasıra’dan geri döndükten sonra, Yahya’nın ebeveynleri ufaklığın düzenli eğitimine başlamıştı. Bu küçük köyde hiçbir sinagog okulu bulunmamaktaydı; bir din adamı olarak Zekeriya, oldukça iyi eğitim almış haldeydi, ve Elizabet, ortalama bir Yehuda kadınından daha iyi eğitimliydi; o da, “Harun’un kızlarından” gelen bir soya ait olarak, din-adamlığı kurumunun bir parçasıydı. Yahya tek bir çocuk olduğu için, onlar, kendisinin zihinsel ve ruhsal eğitimi üzerinde büyük bir zaman harcamışlardı. Zekeriya, vaktinin büyük bir kısmını oğluna ders vererek adamayabilmesi için Kudüs’deki mabette yalnızca kısa süren ayinlerde bulunmaktaydı.

135:0.5 Zekeriya ve Elizabet, içinde koyun yetiştirdikleri küçük bir çiftliğe sahiplerdi. Onlar neredeyse hiçbir biçimde, bu arazi üzerinden geçimlerini sağlayamamıştı; ancak, Zekeriya, din-adamlığına ayrılmış olan tapınak kaynaklarından düzenli bir destek almaktaydı.

1. Yahya’nın Nazir Oluşu

135:1.1 Yahya’nın on dört yaşında mezun olacağı hiçbir okulu bulunmamaktaydı; ancak, onun ebeveynleri bu seneyi, resmi Nazir andında bulunması için uygun yıl olarak seçmişlerdi. Bunun uyarınca, Zekeriya ve Elizabet oğullarını, Lut Gölü’nün aşağısında bulunan Engedi’ye götürdü. Burası, Nazir kardeşliğinin güney ana merkeziydi; ve, orada, ufaklık bu düzeye, olması gerektiği gibi ve tüm ciddiyetiyle katıldı. Bu törenlerden, ve, bilinci kaybettiren tüm içeceklerden uzak durmanın, vücudun her türlü tüyünü uzatmanın ve ölüye dokunmaktan sakınmanın sözlerinde bulunduktan sonra, aile; Yahya’nın, bu Nazire yeminlerinde bulunanlar için gerekli olan bağışında bulunmayı huzurunda tamamladığı yer olan Kudüs’e geçti.

135:1.2 Yahya, Samson ve tanrı-elçisi Samuel olarak, görkemli öncüllerine içirilmiş olan aynı yaşam antlarında bulunmuştu. Bir yaşam Naziri, arındırılmış ve kutsal bir kişilik olarak görülürdü. Museviler bir Nazir’e, neredeyse, yüksek bir din-adamına gösterilen saygı ve huşu ile bakmaktaydı; ve, bu durum, yaşam boyunca kutsal bir biçimde adanmış olan Nazirler’in, en başından beri, yüksek din-adamları haricinde, mabet içindeki en kutsal olan yerlere girmelerine izin verilmiş tek topluluk olması dolayısıyla, garip değildi.

135:1.3 Yahya Kudüs’den eve, babasının koyunlarına bakmak ve soylu bir karaktere sahip güçlü bir insan haline gelen bir biçimde büyümek için geri dönmüştü.

135:1.4 On altı yaşına geldiğinde, Yahya, İlyas hakkında yapmış olduğu okumaların bir sonucu olarak, Karmel Dağlı tanrı-elçisinden fazlasıyla etkilenmiş olup, onun kıyafet tarzını benimsemeye karar vermişti. Bu günden itibaren, Yahya her zaman, deri bir kuşağın çevrelediği tüylü bir elbise giymişti. On altı yaşında, bir metre seksen santimden uzun ve neredeyse tamamen büyümüş haldeydi. Dalgalı saçıyla ve alışık olunmayan türdeki elbisesiyle, o gerçekten de, resmi çizilesi bir gençti. Ve, onun ebeveynleri, söz verilmiş bir evlat ve yaşam boyu bir Nazir olarak, bu, tek olan oğullarından büyük şeyler beklemekteydi.

2. Zekeriya’nın Ölümü

135:2.1 Birkaç ay süren bir hastalıktan sonra, Zekeriya, Yahya on sekizini henüz yeni geçmişken, M.S. 12.yılda Temmuz ayında yaşamını yitirdi. Bu Yahya için fazlasıyla utandırıcı bir dönemdi, çünkü Nazir yemini bir ölüyle olan iletişimi, kişinin kendi ailesi bile olsa yasaklamaktaydı. Her ne kadar Yahya, ölünün tecrit edilişi ile ilgili verdiği yeminin sınırlamalara uymaya çabalamışsa da, Nazir düzeyine tamamiyle itaatkâr bulunduğu konusunda kuşku duymuştu; bu nedenle, babasının defnedilişinden sonra, kadınların bahçesindeki Nazir köşesinde arınması için feda sunumlarında bulunduğu yer olan Kudüs’e gitmişti.

135:2.2 Bu yılın Eylül ayında, Elizabet ve Yahya, Meryem ve İsa’yı ziyaret etmek için bir yolculukta bulunmuşlardı. Yahya, yaşam görevinde yeni bir şeyde bulunak için aklını daha yeni hazır hale getirmişti; ancak, o, yalnızca İsa’nın sözleriyle değil aynı zamanda onun oluşturmuş olduğu örnek ile, eve geri dönmesi, annesine bakması ve “Yaratıcı’nın vaktinin gelişini” beklemesi yönünde uyarılmıştı. Bu keyifli ziyaretin sonunda İsa ve Meryem’e elveda ettikten sonra, Yahya, Ürdün vadisindeki vaftiz olayına kadar İsa’yı bir daha görmemişti.

135:2.3 Yahya ve Elizabet evlerine geri dönüp, gelecek için tasarımlarda bulunmaya başladılar. Yahya tapınak kaynaklarından kendisinin alacaklı olduğu din-adamlığı desteğini kabul etmeyi reddettiği için, onlar iki yılın sonunda, evleri hariç her şeylerini yitirmişlerdi; böylece, onlar, koyun sürüsüyle birlikte güneye gitmeye karar vermişlerdi. Bunun uyarınca, Yahya’nın yirminci yaşında olduğu yaz, Hebron’a olan taşınmalarına şahit olmuştu. Tarafınızdan “Yehuda’nın derinlikleri” olarak adlandırılan yerde Yahya, Engedi’de Lut Gölü’ne dökülen büyük bir nehre bağlı bir ırmak boyunca koyunlarını yetiştirdi. Engedi sakinlerinin bu topluluğu; yalnızca yaşam boyu Nazarileri’ni ve onların belli bir süreliğine kutsal olarak adanmış bireylerinden değil, bu bölgede sürüleri ile toplanmış ve Nazari kardeşliği ile dostane biçimde bütünleşmiş olan katı münzevi hayatını tercih etmiş sayısız diğer sürü sahiplerinden oluşmaktaydı. Onlar yaşamlarını, koyun yetiştirerek ve varlıklı Museviler’in bu düzeye vermiş olduğu hediyelerle idame ettirmişlerdi.

135:2.4 Zaman ilerledikçe, Yahya, Hebron’a daha az sıklıkla geri dönerken, Engedi’ye daha sık gerçekleşen ziyaretlerde bulunmaktaydı. O Nazariler’in çoğunluğundan o kadar bütüncül bir biçimde farklıydı ki, bu kardeşlik ile sosyal olarak bütünleşmek ona oldukça zor gelmekteydi. Ancak, o, Engedi topluluk sakinlerinin sayılan önderi ve başı olan Abner’i fazlasıyla beğenmekteydi.

3. Bir Çobanın Yaşamı

135:3.1 Bu küçük ırmağın vadisi boyunca, Yahya; içinde, koyunlardan ve keçilerden oluşan sürülerini izleyebileceği ve onları gözetleyebileceği, taşların üst üste konulmasından oluşmuş kaya sığınakları ve gece ağıllarından bir düzineden fazla inşa etmişti. Yahya’nın bir çoban olarak yaşamı, kendisine düşünmek için büyük bir zaman tanımıştı. O fazlasıyla; Şabat ayinleri için Engedi’ye indiği zamana ek olarak Hebron’a annesini görmek ve koyun satmak için ziyaretlerde bulunduğunda sürülere bakan, ve kendisinin de bir biçimde evlat edinmiş olduğu, Beth-zur’lu öksüz bir ufaklık olan Ezda ile konuşmaktaydı. Yahya ve genç; koyun eti, keçi sütü, yaban balı ve bu bölgenin yenilebilen çekirgeleriyle beslenen bir biçimde, oldukça basit bir hayat yaşamıştı. Onların bu, sürekli tekrar eden yiyecek listesi, zaman zaman Hebron ve Engedi’den getirilmiş olan erzaklarla desteklenmişti.

135:3.2 Elizabet Yahya’yı sürekli olarak, Filistin’de ve dünyada yaşananlar hakkında bilgilendirmekteydi; ve, onun, eski dünya düzeni sonlanmak üzere olduğunda vaktinin hızla yaklaşmakta olduğuna dair yargısı gittikçe derinleşti; kendisinin, “cennetin krallığı” olarak, yeni bir çağın yaklaşımının habercisi haline gelecek olduğuydu. Bu keskin hatlara sahip olan çoban, Danyal Peygamber’e ait yazıtları fazlasıyla benimsemiş bir eğilim göstermekteydi. O; Babil’den başlayarak, daha sonra Fars, Yunan ve nihai olarak Roma imparatorluğuna kadar dünyanın büyük krallıklarının tarihini temsil etmiş olan, zamanında ilk olarak Zekeriya’nın kendisine anlatmış olduğu, Danyal’ın tasviri olan büyük rüyayı bin kere okumuştu. Yahya; Roma’nın hali hazırda, temelleri sağlam ve kuvvetli bir bütünlük içerisinde bulunan bir imparatorluk haline gelemeyecek düzeyde çok uluslu insan topluluklardan ve ırklardan meydana geldiğini görmüştü. O, Roma’nın bu dönemde bile, Suriye, Mısır, Filistin ve diğer vilayetler halinde bölünmüş olduğuna inanmıştı; ve, bunun sonrasında o şu metni daha ilgili bir biçimde okumuştu: “bu kralların zamanlarında, cennetin Tanrısı, hiçbir zaman yıkılmayacak olan bir krallığı kuracaktır. Ve, bu krallık, başka bir insan topluluğun olmayacak, ama bahse konu bu krallıkların tümünü parçalara ayırıp, onları yok edecektir; ve, o sonsuza kadar varlığını sürdürecektir.” “Ve, ona; egemenlik ve ihtişam, ve, tüm insan topluluklarının, milletlerin ve dillerin kendisine hizmet etmesi gereken bir krallık verilmişti. Onun egemenliği, geçmeyecek biçimde, sonsuza kadar sürecek bir egemenliktir; ve, onun krallığı hiçbir zaman yok edilmeyecektir.” “Ve, krallık ve egemenlik, ve tüm cennet altında bu krallığın yüceliği; krallığı sonsuza kadar sürecek bir krallık olan ve tüm egemenliklerin kendisine hizmet ve itaat etmesi gereken, En Yüksek Unsur’un azizlerinin sahip olduğu insanlara verilecektir.”

135:3.3 Yahya, hiçbir zaman; İsa hakkında ebeveynlerinden duyduklarının ve Yazıtlar’da okumuş olduğu bu metinlerin yarattığı kafa karışıklığını bütüncül bir biçimde aşmaya yetkin olamamıştı. Danyal’da şunu okumuştu: “Ben gece rüyalarımda, bir de ne olsun, İnsan Evladı gibi cennetin bulutlarıyla gelmiş birini gördüm, ve bu kişiye egemenlik ve ihtişam ve krallık verilmişti.” Ancak, tanrı-elçisinin bu sözleri, ebeveynlerinin kendisine öğretmiş olduğu şeyler ile uyuşmamaktaydı. Ne de o İsa ile, on sekiz yaşındayken gerçekleştirdiği ziyaret sürecinde, Yazıtlar’da geçen bu ifadeler üzerine konuşmuştu. Bu kafa karışıklığına rağmen, yaşadığı şaşkınlık süreci boyunca annesi Yahya’yı; uzak kuzeni olan Nasıralı İsa’nın gerçek Mesih olduğu, onun Davud’un tahtında oturmak için gelmiş olduğunu ve kendisinin (Yahya’nın) İsa’nın öncül habercisi ve başlıca destekçisi haline geleceği üzerine teskin etmişti.

135:3.4 Roma’nın ahlaki olmayan davranışları ve ahlak yoksunu niteliğininkine ek olarak imparatorluğun ahlakı görmezden gelişi ve ahlak bakımından kısır koşulları hakkında duymuş olduğu şeylerden, Hirodes Antipa ve Yehuda’nın valilerinin kötü eylemlerinden bildikleri kadarıyla, Yahya, çağın sonunun gelmekte olduğuna inanma eğilimine sahipti. Doğanın bu keskin hatlara sahip ve soylu çocuğuna göre, dünya, cennetin krallığı olarak — insan çağının sonu ve yeni ve kutsal çağın başlangıcı için hazırdı. Yahya’nın kalbinde, kendisinin eski tanrı-elçilerinin sonuncusu ve yenilerinin ilki olduğuna dair bir his büyümüştü. Ve, o önemli derecede, yola çıkıp, tüm insanlara şunu duyurmak için büyüyen bir arzuyla yanıp tutuşur haldeydi: “Tövbe et! Tanrı ile doğru olana gel! Sona hazırlan; cennetin krallığı olarak, dünya olaylarının yeni ve ebedi düzeyinin ortaya çıkışı için kendinizi hazırlayın.”

4. Elizabet’in Ölümü

135:4.1 M.S. 22.yılda, Ağustos ayının 17’sinde, Yahya yirmi sekiz yaşındayken, annesi aniden yaşamını yitirdi. Kişinin kendi ailesini bile içine alır halde ölümle iletişimde bulunmaya dair Nazir düzeyinin sınırlamalarının bilincinde olarak Elizabet’in arkadaşları, Yahya’ya göndermeden önce Elizabet’in defnedilişi için tüm düzenlemeleri gerçekleştirmişlerdi. Annesinin ölüm haberini alınca, Yahya Ezda’ya, sürülerini Engedi’ye götürmesini emredip, Hebron’un yolunu tutmuştu.

135:4.2 Annesinin cenazesinden Engedi’ye geri dönerken, sürülerini kardeşliğe sunup, bir mevsim boyunca, süresince oruç tutan ve dua eden bir biçimde elini dış dünyadan çekmişti. Yahya yalnızca, kutsallığa olan eski yaklaşım yöntemlerini bilmekteydi; o sadece, İlyas, Samuel ve Danyal gibilerinin kayıtlarını bilmekteydi. İlyas, onun bir tanrı-elçisine dair idealiydi. İlyas, İsrail’in bir tanrı-elçisi olarak görülebilecek öğretmenlerinin ilkiydi; ve, Yahya gerçekten de, İlyas’ın cennetin bu uzun ve görkemli kuşağının ilki olduğuna inanmaktaydı.

135:4.3 İki buçuk yıl boyunca Yahya Engedi’de yaşamıştı; ve, o kardeşliğin çoğunu, “çağın sonunun çok yakında olduğuna” ikna etmişti; “cennetin krallığı yakın bir zamanda ortaya çıkacak”idi. Ve, onun öncül öğretilerinin tümü; Musevi milletinin, Musevi-olmayan yöneticilerin baskısından söz verilmiş kurtarıcısı halindeki, bugünün Musevi düşüncesine ve Mesih kavramsallaşmasına dayanmaktaydı.

135:4.4 Bu süreç boyunca, Yahya, Nazire düzeyinin Engedi evinde bulmuş olduğu kutsal yazıtların büyük bir kısmını okumuştu. O özellikle, bahse konu bu döneme göre en yakın zamanda gelmiş tanrı-elçileri olarak, İlyas ve Malaki’den etkilenmişti. O, İlyas’ın kitabının son beş kısmını tekrar tekrar okumuş olup, bu kâhinlere inanmıştı. Bunun sonrasında o, Malaki’nin şu metnini okurdu; “Dikkatlice bak, Koruyucu’nun büyük ve korku duyulası günü gelmeden önce size peygamber İlyas’ı göndereceğim; ve, o, benim yeryüzüne gelip, dünyayı bir lanet ile cezalandırmamam için, babaların kalplerini çocuklara ve çocukların kalplerini babalarına döndürecektir.” Ve, başlı başına Malaki’nin bu sözü, İlyas’ın bünyesinde korku içindeki Yahya’nın, krallığın gelmekte oluşunu duyurmak için atılmasından ve yaklaşmakta olan gazaptan kaçmaları için akran Musevileri’ni ikna etmeye çalışmasından geri dönmesini sağlardı. O, İlyas olmadığını bilmekteydi. Malaki ne demek istemişti? Kehanet birebir gerçeği mi anlatmaktaydı, yoksa mecazi bir anlamı mı ifade etmekteydi? Gerçeği nasıl bilebilirdi? O sonunda; tanrı-elçilerinin ilki İlyas olarak adlandırıldığı için, bilinecek sonuncusunun da, nihai olarak, aynı isimle çağrılacağını düşünmeye cüret etti. Yine de, o, kendisini bir kez dahi olsun İlyas olarak adlandırmasına engel olmaya yeterli kuşkular olarak, şüphelere sahipti.

135:4.5 Yahya’nın, çağdaşlarının günahlarına ve ahlaki olmayan davranışlarına karşı doğrudan ve hiçbir sakınca görmeyen saldırı yöntemlerini üstlenmesine neden olan şey İlyas’ın etkisiydi. O İlyas gibi giyinmeye çalıştı; ve, İlyas gibi konuşmaya çaba sarf etti; her bir dış yönden, o, eskilerin tanrı-elçisi gibiydi. O, doğanın böyle bir gözü kara ve resmi çizilesi evladıydı, doğruluğun böyle bir korkusuz ve cüretkâr duyurucusuydu. Yahya okuma yazması olmayan biri değildi, Musevi kutsal yazıtlarını oldukça iyi bilmekteydi; ancak, neredeyse hiçbir biçimde kültürel olarak yetişmemiş haldeydi. O açık bir düşünür, güçlü bir konuşmacı ve ateşli bir eleştiriciydi. O neredeyse hiçbir biçimde, çağı için bir örneği oluşturmaktaydı; ancak, o, bu çağa karşı etkileyici bir itirazdı.

135:4.6 En sonunda o, Tanrı’nın krallığı olarak yeni bir çağı duyurmanın yöntemini oluşturdu; o, kendisinin Mesih’in habercisi haline geleceğinde nihai olarak karar kıldı; tüm kuşkuları atıp, bir kamu duyurucusu olarak kısa ancak muhteşem sürecine başlamak için M.S. 25.yılda, Mart ayının bir gününde Engedi’den ayrıldı.

5. Tanrı’nın Krallığı

135:5.1 Yahya’nın iletisini anlamak için, eylem sahnesine çıkmış olduğu dönemdeki Musevi insanlarının düzeyi esas alınmalıdır. Yaklaşık olarak yüz yıl boyunca, tüm İsrail bir kafa karışıklığı içerisindeydi; onlar, Musevi-olmayan derebeyi yöneticileri altındaki aralıksız süregelen itaatkâr durumlarını açıklayamamaktaydılar. Musa, doğruluğun her zaman refah ve güç ile ödüllendirildiğini öğretmemiş miydi? Onlar Tanrı’nın seçilmiş insan topluluğu değiller miydi? Neden Davud’un tahtı terk edilmiş halde ve boş durmaktaydı? Musa inanç-savlarının ve tanrı-elçilerinin yönergeleri ışığında, Museviler, uzun süredir devam etmekte olan mili umutsuz durumlarını açıklamakta zorluk çekmekteydi.

135:5.2 İsa ve Yahya’nın dönemlerinden yaklaşık olarak yüz yıl önce, kıyamet-güncüler olarak, Filistin’de dini öğretmenlerin yeni bir okulu oluşmuştu. Bu yeni öğretmenler zamanla; milletin günahları için bir cezayı ödemekte olduklarının temelinde, Museviler’in çekmiş oldukları sıkıntıları ve yaşadıkları küçük düşürülmeyi açıklayan bir inanış sistemi geliştirdiler. Onlar, eski dönemlerin Babil ve diğer tutsaklıklarını açıklamaya bağlanmış çok iyi bilinen gerekçelere geri dönmüşlerdi. Ancak, kıyamet-güncüler böyle düşünürlerken, İsrail’in metin olması gerektiğini söylemekteydiler; başlarına gelmiş sıkıntının günleri neredeyse sonlanmaktaydı; Tanrı’nın seçilmiş insan topluluğunun terbiyesi bitmek üzereydi; Tanrı’nın Musevi-olmayan yabancılara karşı sabrı tükenmekteydi. Roma idaresinin sonu; bu çağın sonu, ve bir bakımdan, dünyanın sonu ile eş anlama gelmekteydi. Bu yeni öğretmenler fazlasıyla, Danyal’ın tahminlerine dayanmaktaydı; ve, onlar tutarlı bir biçimde, yaratımın nihai aşamasına geçmekte olduğunu öğretmişlerdi; bu dünyanın krallıkları, Tanrı’nın krallığı haline gelmek üzereydi. Dönemin Musevi aklı için bu, hem Yahya hem de İsa’nın öğretileri boyunca geçmekte olan — cennetin krallığı olarak — bahse konu fazın içermiş olduğu anlamdı. Filistin Musevileri için “cennetin krallığı” ifadesi, sadece tek bir anlama gelmekteydi: içinde, Tanrı’nın (Mesih’in) yeryüzünün milletlerini, “Senin iraden yeryüzünde, gökyüzünde olduğu gibi yerine getirilecektir” ifadesinde olduğu gibi — tıpatıp gökyüzünde gerçekleştirdiği haliyle gücün kusursuzluğunda yönettiği mutlak bir nitelikteki doğru devlet idi.

135:5.3 Yahya’nın döneminde, tüm Museviler bekler bir halde şu soruyu sormaktaydı: “Ne kadar yakın zaman içerisinde krallık gelecek?” Musevi-olmayan milletlere ait idarenin sonunun yaklaşmakta olduğuna dair genel bir his bulunmaktaydı. Musevi topluluğunun tamamı boyunca, çağlardır duyulmakta olan arzunun nihai bir biçimde gerçekleşiminin, bu neslin yaşam süreci içinde ortaya çıkacağına dair canlı bir ümit ve kararlı bir beklenti mevcuttu.

135:5.4 Her ne kadar Museviler, gelmekte olan krallığın doğası üzerindeki tahminlerinde fazlasıyla farklılık göstermiş olsa da, bu olayın yaklaşmakta olduğuna, çok yakın olduğuna, hatta bugün veya yarın gerçekleşeceğine dair inanışlarında tıpatıp aynılardı. Eski Ahit’i okumuş olan birçok kişi, kelimenin tam anlamıyla, Filistin’de yeni bir kralı, düşmanlarından kurtulmuş ve Kral Davud’un varisi olan, ve kısa bir süre içerisinde tüm dünyanın haklı ve doğru yöneticisi olarak tanınacak, Mesih’in önderliğindeki yenilenmiş bir Musevi milletini bekler bir halde aramıştı. Her ne kadar daha küçük olsa da, dindar Museviler’in diğer bir topluluğu, Tanrı’nın bu krallığına dair çok fazlasıyla farklı olan bir görüşü benimsemişti. Onlar, gelen krallığın bu dünyada olmadığını, dünyanın kendisine ait belirli bir sona yaklaşmakta olduğunu ve “yeni bir gökyüzü ve yeni bir yeryüzünün” Tanrı’nın krallığının oluşumundan önce ona işaret eder halde ortaya çıkacağını öğretmişlerdi; bu krallık sonsuza kadar sürecek olan bir egemenlik olacaktı, günah sona erecekti ve bu yeni krallığın vatandaşları sonsuz mutlulukları keyifle deneyimler halde ölümsüz olacaklardı.

135:5.5 Herkes, dünya üzerinde bu yeni krallığın kuruluşunun öncesinde kökten gerçekleşecek belirli bir ayrıştırma veya saflaştırma disiplinin gerekecek oluşunda hem fikirdi. Bunu kelimenin tam anlamıyla görenler, inanmayanların tümünü ortadan kaldırmakla sonuçlanacak dünya-çapındaki bir savaşı öğretmişlerdi; bunun karşısında ise, inananların evrensel ve ebedi olan bir zaferi kolayca elde edeceklerine inanmaktalardı. Ruhaniyet temelinde bakanlar ise; doğru olmayanları fazlasıyla hak etmiş oldukları cezalandırılmanın ve nihai yok oluşun düzeyine indirecek, aynı zamanda da, seçilmiş insan topluluğuna ait inanmakta olan azizleri, Tanrı’nın adıyla kurtarılmış milletleri yönetecek İnsan Evladı’nın onurunun ve yönetim yetkisinin yüksek düzeylerine çıkaracak olan Tanrı’nın büyük yargısıyla ortaya çıkacağını öğretmişlerdi. Ve, adı geçen bu son topluluk, yeni krallığın akran topluluğuna birçok dindar Musevi-olmayanın kabul edilebileceğine bile inanmaktaydı.

135:5.6 Musevilerden bazıları, Tanrı’nın muhtemel bir biçimde bu yeni krallığı doğrudan ve kutsal müdahale ile oluşturabileceği görüşünü benimsedi; ancak, çok büyük bir çoğunluk, Mesih olarak belirli bir temsilci aracılığı ile araya gireceğine inanmıştı. Ve, bu, Yahya ve İsa’nın nesline ait Museviler’in akıllarında, Mesih kavramının içerebileceği tek mümkün anlamdı. Mesih herhangi bir biçimde, sadece Tanrı’nın iradesini öğretmiş veya doğru yaşamın gerekliliğini duyurmuş olan birine karşılık gelmemekteydi. Tüm bu kutsal bireylere, Museviler tanrı-elçisi unvanını vermişlerdi. Mesih, bir tanrı-elçisinden çok daha fazlası olacaktı; Mesih, Tanrı’nın krallığı olarak, yeni krallığın oluşumunu sağlayacaktı. Bunu gerçekleştirmede başarısız olan herhangi bir kişi, geleneksel Musevi duyuşu bakımından Mesih olamazdı.

135:5.7 Bu Mesih kim olabilirdi? Tekrar edilmesi gerekirse, Musevi öğretmenler farklılık göstermekteydi. Yaşça büyük olanlar, Davud’un oğluna dair inanç savına bağlı haldeydiler. Yeni olanlar; yeni krallık bir cennetsel krallık olduğu için, yeni yöneticinin, uzunca bir süredir cennette Tanrı’nın sağ kolunda oturmuş olan biri halinde, bir kutsal kişilik de olabileceğini öğretmişlerdi. Ve, garip görünebilirse de, yeni krallığın yöneticisini bu şekilde düşünmüş olanlar, kendisini; sadece bir insan olarak, bir insan Mesih’i halinde değil, ancak, yeni hale getirilmiş dünyanın yöneticiliğini bu şekilde üstlenmek için uzunca bir süredir bekler konumda tutulmakta olan bir cennetsel Prens olarak — bir Tanrı Evladı halindeki — “İnsan Evladı” konumunda görmüşlerdi. Bu, Yahya “Tövbe et, cennetin krallığı yakın!” biçiminde duyurusunda bulunduğunda, Musevi dünyasının dini arka planıydı.

135:5.8 Yahya’nın gelmekte olan krallığa dair duyurusunun, kendisinin tutkulu duyurusunu dinlemiş olanların akıllarında yarım düzineden az olmayan farklı anlama sahip oluşu böylece açığa çıkmaktadır. Ancak, Yahya’nın kullandığı ifadelere hangi anlamı yakıştırdıklarından bağımsız olarak, Musevi krallığını beklemekte olanlara ait bu çeşitli topluluğun her biri; dinleyicilerinden fazlasıyla dini ciddiyet içerisinde “gelecek gazaptan kaçmalarını” talep eden, doğruluğun ve tövbenin bu içten, istekli ve henüz yeterince seçkin olmayan ancak olumlu bir şeyi gerçekleştiren duyurucunun duyurmuş oldukları şeylere ilgi duymuşlardı.

6. Yahya’nın Duyurusuna Başlaması

135:6.1 M.S. 25.yılda, Mart ayının başında, Yahya, Yeşu ve İsrail çocuklarının söz verilmiş topraklara ilk girdiklerinde geçmiş olduğu ilk çağ sığ ırmağı olan, Eriha’nın karşısındaki Ölü Deniz’in batı sahili etrafında Ürdün nehrine kadar seyahat etmişti; ve, nehrin diğer tarafına geçerek, o, sığ ırmağa olan girişin yakınında kendisini yerleşik hale getirmiş olup, nehir boyunca geliş ve gidiş yönünde geçmekte olan insanlara duyurusunda bulunmaya başladı. Bu, Ürdün geçişlerinin tümü içinde en sık gerçekleştirilmiş olanıydı.

135:6.2 Yahya’yı duymuş olanların tümü için, kendisinin bir duyurucudan fazlası olduğu barizdi. Yehuda’nın derinliklerinden gelmiş olan bu tuhaf kişiyi dinleyenlerin çok büyük bir kısmı, bir tanrı-elçisinin sesini duymuş olduklarına inanan bir biçimde ayrılmışlardı. Bu ümitsiz ve bekler haldeki Musevilerin ruhlarının, bu türden bir olgu karşısında derince bir biçimde etkilenmelerine şaşmamak gerekir. Musevi tarihinin tümü içinde İbrahim’in dindar çocukları hiçbir zaman, bundan daha fazla “İsrail’in acılarının dinmesini” arzulamamış veya bundan daha tutkun bir biçimde “krallığın eski haline getirilişinin” beklentisi içinde olmamışlardı. Musevi tarihinin tümü içinde Yahya’nın “cennetin krallığı yakında” iletisi, hem de o kadar gizemli bir biçimde Ürdün ırmağının bu güney geçişinin kıyısında ortaya çıkarken, bu kadar derin ve evrensel bir ilgide bulunamazdı.

135:6.3 O, Amos gibi, sürücülükten gelmekteydi. Eskinin İlyas’ı gibi giyinmiş olup, uyarılarını hararetle söyleyip, geleceğe dair olumsuz yaşanacakları “İlyas’ın ruhaniyeti ve gücüyle” yağdırmıştı. Yolcular Ürdün boyunca onun duyurusuna dair haberleri dışa doğru taşırlarken, bu tuhaf duyurucunun tüm Filistin boyunca kudretli bir devinim yaratması şaşırtıcı değildir.

135:6.4 Bu Nazir duyurucusunun gerçekleştirmiş olduğu eylemlerde daha da başka, yeni bir nitelik bulunmaktaydı. O, “günahların bağışlanması için” Ürdün’deki inananlarının her birini vaftiz etmişti. Her ne kadar vaftizde bulunma Museviler arasında yeni bir tören olmamışsa da, onlar hiçbir zaman, Yahya’nın bu aşamada kullandığı biçimde uygulandığını görmemişlerdi. Bu uygulama uzunca bir süredir, yakın zamanda Museviliği benimsemiş olan yabancıların mabedin dış bahçesi topluluğuna kabul edilişinde kullanılmaktaydı; ancak, hiçbir zaman Museviler’in kendilerinden, tövbenin vaftizine başvurmaları istenmemişti. Yahya’nın duyurusuna ve vaftizine başladığı an ile Hirodes Antipa’nın emriyle tutuklanması ve hapsedilişi arasında yalnızca on beş ay geçmişti; ancak, bu kısa süre içinde o, yüz binden fazla tövbekârdan fazlasını vaftiz etmişti.

135:6.5 Yahya, kuzeye Ürdün vadisine olan çıkışından önce Bethani sığ ırmak geçişinde dört ay duyuruda bulunmuştu. Bazıları meraklı ancak çoğu samimi ve ciddi olan on binlerce dinleyici, Yehuda, Perea ve Samaria’nın tüm bölgelerinden kendisini dinlemek için gelmişti. Hatta birkaç kişi Celile’den bile gelmişti.

135:6.6 Bu yılın Mayıs ayında, Yahya hala vaktini Bethani sığ ırmak geçişinde geçirmekteyken, din-adamları ve Leviler, onun kendisini Mesih olarak ilan edip etmediğini sormak için bir araştırma heyeti göndermişlerdi. Yahya bu sorulara şunu söyleyerek yanıt vermişti: “Gidin ve sizden sorumlu olan üstlerinize söyleyin ki, ‘Tanrı’nın yolunu hazırlayın, Tanrımız için onu dümdüz yapın’ diyen bir tanrı-elçisinin sözü olarak ‘ıssızlarda haykırmakta olan birinin sesini’ duyduğunuzu söyleyin. Her vadi doldurulup, her dağ ve tepe dümdüz hale getirilecek; inişli çıkışlı araziler bir düzlük haline gelirken, engebeli yerler pürüzsüz bir vadi olacak; ve, her beden, Tanrı’nın kurtuluşunu görecek.”

135:6.7 Yahya cengâver ancak ince düşünce ve tasarıma sahip olmayan bir duyurucuydu. Ürdün nehrinin batı kıyısında duyurusunu ve vaftizini gerçekleştirdiği bir gün, Ferisiler’den bir topluluk ve Sadukiler’den belli bir sayıdaki kişi Yahya’ya gelip, vaftiz için kendisini sundular. Onların suya batımlarını yönlendirmeden önce, bu kalabalığa bir topluluk olarak hitaben şunu söylemişti: “Sizi, engerek yılanlarının ateşi görüp kaçışı gibi, gelen gazaptan kaçmanızı kim uyardı? Ben sizleri vaftiz edeceğim, ancak eğer günahlarınız bağışlanırsa, içten tövbeye layık meyveleri vermeniz konusunda sizleri uyarıyorum. O İbrahim’in babanız olduğunu söylemeyin bana. Ben, İbrahim’e layık çocukları yetiştirmenizden önce Tanrı’nın burada on iki taştan aynısını yapabilmeye muktedir olduğunu haykırıyorum. Ve, şimdi bile balta, ağaçların tam da köklerinde durmaktadır. İyi meyveyi vermeyen her ağaç, kesilmeye ve ateşe verilme nihai sonuna sahiptir.” (Bahsedilen on iki taş, söz verilmiş topraklara ilk girişlerinde tam da bu noktada “on iki kabilenin” geçişini anmak için Yeşu tarafından oluşturulmuş meşhur hatırlatıcı taşlardı.)

135:6.8 Yahya takipçileri için; süresi boyunca, yeni yaşamlarının detayları hakkında bilgilendirmede bulunduğu ve birçok sorularını cevaplamaya çalıştığı dersler vermişti. O öğretmenlere, öğretimlerini, kanunda yazılanlara ek olarak ruhaniyet hakkında da gerçekleştirmelerini tavsiye etmişti. O, zenginin fakiri beslemesini öğretmişti; vergi toplayıcılarına şunu söylemişti: “Sizlere söylenenden fazlasını zorla almayın.” Askerlere şunu söylemişti: “Zorbalık yapmayın ve hiçbir şeyi doğru olmayan biçimlerde talep etmeyin — aylıklarınızla tatmin olun.” Bunun yanında da herkese şunun tavsiyesinde bulunmuştu: “Çağın onu için hazırlanın — cennetin krallığı yakında.”

7. Yahya’nın Kuzeye olan Seyahati

135:7.1 Yahya hala, gelen krallık ve onun krallı hakkında kafası karışık düşüncelere sahipti. Daha fazla duyurdukça, kafası daha karışık hale gelmişti; ancak, gelen krallığın doğasına dair bu ussal belirsizlik, hiçbir zaman, krallığın doğrudan bir biçimde ortaya çıkışının kesinliğine dair yargısını en ufak ölçüde bile azaltmadı. Aklı içinde Yahya bocalamış olabilirdi, ancak ruhaniyeti içerisinde bu hiçbir zaman olmadı. O, gelmekte olan krallığa dair hiçbir kuşkuyu taşımamaktaydı; ancak, o, İsa’nın bu krallığın yöneticisi olup olmayacağından hiç de emin değildi. Yahya, Davud’un tahtının yeniden kurulacağına dair düşünceyi benimsediği müddetçe, ebeveynlerinin, Davud’un Şehri’nde doğmuş olan İsa’nın uzun süredir beklenilmekte olan kurtarıcı oluşuna dair öğretileri tutarlı görünmüştü; ancak, daha çok, bir ruhsal krallığa ve dünya üzerinde zamansal çağın sonuna dair inanç-savlarına yönelmiş olduğu zamanlarda, o oldukça ciddi bir biçimde, İsa’nın bu türden olaylarda alacağı role dair kuşku içerisindeydi. Zaman zaman o her şeyi sorgulamıştı, ancak bu uzunca bir süreliğine gerçekleşmemişti. O gerçekten de, bunu kuzeni ile başından sonuna konuşabilmeyi arzulamıştı; ancak, bu, kelimelere dökmüş oldukları anlaşmaya tezat nitelikteydi.

135:7.2 Yahya kuzeye doğru seyahat ederken, İsa hakkında fazlasıyla düşünmüştü. Ürdün vadisine doğru çıkarken bir düzineden fazla yerde durmuştu. Takipçilerinin “Sen Mesih misin?” şeklinde sormuş olduğu doğrudan soruya yanıt olarak “benden sonra gelecek başka biri var” şeklindeki ilk atfı Âdem’de yaşanmıştı. Ve, Yahya, buna ek olarak şunları söylemişti: “Arkamdan, giydiği sandalları önünde eğilip, çözmeye layık olmadığım, benden daha büyük biri gelecek. Ben sizleri su ile vaftiz etmekteyim; o ise sizi Kutsal Ruhaniyet ile vaftiz edecek. Ve, onun küreği, buğdayın diğer otlardan ayrıldığı yerinde baştan sona temizlemek için elindedir; ancak, diğer otlar, yargının ateşi ile tamamiyle yanıp kül olacaktır.”

135:7.3 Takipçilerinin sorularına yanıt halinde Yahya; öncül ve şifreli “Tövbe et ve vaftiz ol” iletisine kıyasla yardımcı ve teselli edici daha fazla içeriği katan bir biçimde, öğretilerini genişletmeye devam etti. Bu zaman zarfında, Celile ve Dekapolis’den kalabalıklar gelir haldeydi. Samimi inananların çok sayıdaki bir kısmı, hayran oldukları öğretmen ile günlerce vakit geçirmişti.

8. İsa ve Yahya’nın Buluşması

135:8.1 M.S. 25.yılın Aralık ayında, Yahya, Ürdün vadisine çıkan yolculuğu üzerinde Pella yakınlarına ulaştığında, ünü tüm Filistin boyunca yayılmış bir halde olup, yaptığı şeyler Celile gölü çevresindeki kasabaların tümünde insanların konuştuğu başlıca konu haline gelmişti. İsa, Yahya’nın iletisi hakkında olumlu görüş belirtmiş bir haldeydi; ve, bu, Kapernaum’dan olan birçok kişinin Yahya’nın tövbe ve vaftiz inanışına katılışına sebebiyet vermişti. Zübeyde’nin balıkçı çocukları Yakub ve Yahya, Pella yakınında duyuruculuğunu üstlenişinden kısa bir süre sonra olarak, Yahya’nın bulunduğu bölgeye Aralık ayında inmiş olup, kendilerini vaftiz için sunmuşlardı. Onlar Yahya’yı haftada bir kez görmeye gitmiş olup, göçebe duyurucunun yaptıklarına dair raporları ilk elden sundular.

135:8.2 İsa’nın kardeşleri Yakub ve Yude, vaftiz için Yahya’nın yanına inmekten bahsetmişlerdi; ve, bu aşamada, Yude Şabat ayinleri için Kapernaum’a uğramış olarak, hem o hem de Yakub, İsa’nın sinagogdaki verdiği konuşmayı dinledikten sonra, tasarımları hakkında İsa’nın tavsiyesini almaya karar verdi. Bu, M.S. 26.yılda, Ocak ayının 12’nci gününde, Cumartesi akşamı yaşanmıştı. İsa onlardan, yanıtını vereceği vakit olarak, ertesi güne kadar onların bu konu hakkında kendisiyle konuşmasını ertelemelerini rica etti. İsa o gece, cennetteki Babası ile yakın birliktelik içerisinde bulunarak çok az uyumuştu. O, kardeşleri ile beraber öğlen yemeği yemeyi ve Yahya tarafından gerçekleştirilmekte olan vaftiz ile ilgili tavsiyesinde bulunmayı planlamıştı. O Pazar sabahı İsa, her zamanki gibi tekne atölyesinde çalışmaktaydı. Yakub ve Yude öğlen yemeği için gelmiş olup, henüz öğlen paydosunun vakti gelmediği için kereste odasında İsa’yı beklemekteydiler; ve, onlar, İsa’nın bu gibi hususlarda oldukça düzenli olduğunu biliyorlardı.

135:8.3 Öğlen paydosundan hemen önce, İsa aletlerini bıraktı, çalışma kıyafetini çıkardı, ve kendisiyle birlikte aynı odada bulunan üç çalışana yalnızca “Vaktim geldi” diyerek duyurusunda bulundu. Kardeşleri Yakub ve Yude için dışarı çıktığında, tekrar ederek, “Vaktim geldi — hadi Yahya’ya gidelim” dedi. Ve, onlar derhal, yolculukları üzerinde öğlen yemeklerini yiyerek Pella için yola çıktı. Bu gün, Ocak ayının 13’ü, Pazar günüydü. Onlar, Ürdün vadisinde gece için durmuş olup, Yahya’nın vaftiz yerine bir sonraki günün öğlen sularında varmışlardı.

135:8.4 Yahya, günün adaylarını vaftiz etmeye yeni başlamıştı. Tövbekârların çok sayıdaki kişisi, Yahya’nın duyurmakta olduğu gelen krallığın inananları haline gelmiş samimi erkek ve kadınların bu kuyruğunda İsa ve iki kardeşi yerlerini alırken, sıralarını bekler halde ayakta durmaktaydılar. Yahya öncesinden, Zübeyde’nin oğullarına İsa’nın yaptıklarını soruyordu. O, İsa’nın kendi duyurusu hakkındaki yorumlarını duymuş olup, her gün İsa’nın, bunu gerçekleştirmekte olduğu yere gelişini beklemekteydi; ancak, Yahya İsa’yı, vaftiz adayları sırasında karşılamayı beklemiyordu.

135:8.5 Ruhsal olarak dönüşmek isteyen bu kadar büyük sayıdaki kişiyi hızlı bir biçimde vaftiz etmenin detaylarıyla fazlasıyla meşgul halde, Yahya, İnsan Evladı tam önünde durana kadar kafasını kaldırıp sıra içinde İsa’yı görmemişti. Yahya İsa’yı tanıdığı zaman, törenlere bir dakikalığına ara verilmişti; bu arada o beden içindeki kuzenini selamlayıp, “Ama neden selam vermek için neden suyun içine kadar geliyorsun?” diye sordu. Ve, İsa, “Senin vaftizini almak için” şeklinde cevap verdi. Yahya: “Ama benim senin tarafından vaftize ihtiyacım var. Neden bana geldin?” karşılığını verdi. Ve, İsa Yahya’ya şunları fısıldadı: “Bana şimdilik izin ver; zira, ikimizin bunu, burada benimle birlikte bekleyen kardeşlerim için bu örneği oluşturmamız, ve, insanların vaktimin gelmiş olduğunu bilebilmesi için yapmamız gerekmektedir.”

135:8.6 İsa’nın sesinde, bir kesinlik ve yönetim gücü tonu bulunmaktaydı. Yahya, M.S. 26 yılında, Ocak ayının 14’üncü günü, Pazartesi öğleni Ürdün nehrinde Nasıralı İsa’yı vaftiz etmek için hazırlanırken, yoğun hislerle titremekteydi. O böylece, İsa ve onun Yakub ve Yude isimlerindeki kardeşlerini vaftiz etmişti. Ve, Yahya bu üçünü vaftiz ettiğinde, vaftizlere ertesi günün öğle vakti devam edeceğini bildirerek o günlüğüne diğerlerini geri çevirmişti. İnsanlar ayrılırlarken, suda hali hazırda bekleyen dört kişi garip bir ses duymuştu; ve, kısa bir süre sonra, İsa’nın tam başının üstünde bir anlığına doğa-ötesi bir şey görünmüş olup, bir sesin şunu söylediğini duydular: “Bu, kendisinden oldukça tatmin olduğum sevgili evladımdır.” İsa’nın çehresine oldukça büyük bir değişiklik gelmişti; ve, sudan sessizce çıkarken, doğunun tepelerine doğru giden bir biçimde onlara elveda etti.

135:8.7 Yahya İsa’yı; annesinin ağzından birçok kez duymuş olarak, Cebrail’in, daha ikisi de doğmadan önce annesine gerçekleştirmiş olduğu ziyaretin hikâyesini anlatabilecek kadar yakın mesafeden takip etmişti. O, şunu söyledikten sonra İsa’nın yoluna devam etmesine izin vermişti: “Şimdi kesin bir biçimde bilmekteyim ki, sen o Kurtarıcı’sın.” Ancak, İsa hiçbir cevapta bulunmadı.

9. Kırk Günlük Duyuru

135:9.1 Yahya, (onun bu aşamada kendisiyle beraber aynı yerde sürekli kalan yirmi beş ila otuz arasında değişen) takipçilerine geri döndüğünde onları, daha yeni İsa’nın vaftizi sürecine gerçekleşmiş olan şeyler üzerinde konuşur halde, istekli bir görüş alışverişi içerisinde bulmuştu. Onlar; Yahya’nın bu aşamada, İsa’nın doğumundan önce Cebrail’in Meryem’e olan ziyaretinin hikâyesini, ve aynı zamanda, bunu ona söylediğinde İsa’nın kendisine hiçbir şey söylemeyişini anlattığında daha da şaşkınlık içerisine düşmüşlerdi. Bu akşam hiç yağmur yağmamıştı, ve otuz veya daha fazla kişiden oluşan bu topluluk, yıldızların aydınlattığı gece boyunca uzun uzun konuşmuştu. Onlar, İsa’nın nereye gitmiş olduğunu ve kendisini tekrar ne zaman göreceklerini merak etmişlerdi.

135:9.2 Bu günün deneyimlenmesinden sonra, Yahya’nın duyurusu, gelmekte olan krallık ve beklenen Mesih hakkında bildirimin yeni ve belirli detayların içeriğine sahip oldu. İsa’nın geri dönmesini bekler halde, bu kırk günü öylece geçirmek gergin bir zamandı. Ancak, Yahya, büyük bir güç ile duyurusuna devam etmiş olup, takipçileri bu zaman zarfında, Ürdün nehrinde Yahya’nın etrafını çevrelemiş olan taşan kalabalıklara duyuruda bulunmaya başladı.

135:9.3 Bu kırk günlük bekleyiş sürecinde, birçok söylenti, şehrin dışına ve hatta Tiberya ve Kudüs’e kadar yayılmıştı. Binlerce kişi, meşhur Mesih olarak, Yahya’nın yerleşkesinde ilgi çekici yeni yeri görmeye gelmişti; ancak, İsa, ortalarda yoktu. Yahya’nın takipçileri Tanrı’nın bu garip adamının tepelere doğru gitmiş olduğunu ısrarla söylediğinde, birçokları anlatılmış olan hikâyesinin tümü hakkında kuşku duydu.

135:9.4 İsa’nın kendilerinden ayrılışından yaklaşık olarak üç hafta sonra, Kudüs’de bulunan din-adamları ve Ferisiler’den yeni bir görevlendirilmiş heyet Pella’daki olay yerine ulaştı. Onlar Yahya’ya doğrudan bir biçimde, kendisinin İlyas veya Musa’nın söz vermiş olduğu tanrı-elçisi olup olmadığını sordu; ve, Yahya “Ben değilim” deyince, onlar “Sen Mesih misin?” sorusunu soracak kadar cüretkâr davrandı; ve, Yahya onların sorusuna “Ben değilim” şeklinde yanıt verdi. Bunun sonrasında Kudüs’den gelen bu kişiler şunu söylemişti: “Eğer sen İlyas değilsen, ne tanrı-elçisi, ne de Mesih isen, o zaman neden insanları vaftiz edip, tüm bu kargaşaya neden oluyorsun?” Ve, Yahya şöyle yanıtladı: “Kim olduğumu duymak beni duymuş ve vaftizimi almış kişilere özel olmalıdır; ancak, şunu sizlere resmi bir biçimde bildirmek isterim ki, ben su ile vaftizde bulunurken, aramızda, Kutsal Ruhaniyet ile sizleri vaftiz etmek için geri gelecek biri bulunmaktadır.”

135:9.5 Bu kırk gün, Yahya ve onun takipçileri için zor bir süreçti. Yahya’nın İsa ile olan ilişkisi ne olmalıydı? Yüzlerce soru tartışılmak için ortaya çıkmıştı. Siyasi hesaplar ve kişisel çıkarlar su yüzüne çıkmaya başlamıştı. Mesih’e dair çeşitli fikirler ve kavramsallaşmalar etrafında yoğun konuşmalar artmaktaydı. O bir askeri önder veya bir Davudi kral mı olacaktı? O, Yeşu’nun Kenaniler topluluğunu cezalandırdığı gibi, Roma ordularını cezalandıracak mıydı? Yoksa o, bir ruhsal krallığı oluşturmaya mı gelmişti? Yahya aksi bir biçimde, bir azınlık topluluğu ile hem fikir olarak, İsa’nın; her ne kadar, cennet krallığının bu kurulum görevinin tam da neyi içereceğine dair aklında net bir görüşe hiç de sahip olmasa da, cennetin krallığını kurmaya geldiğine kadar vermişti.

135:9.6 Yahya’nın deneyiminde zorlu günler yaşanmış olup, o İsa’nın geri dönüşü için dua etmişti. Yahya’nın takipçilerinden bazıları, ayrılıp İsa’yı bulmak amacıyla küçük izcilik birimleri örgütlemişti; ancak, Yahya bunu, şunu söyleyerek yasaklamıştı: “Vakitlerimiz, cennetin Tanrısı’nın ellerindedir; o, kendi seçtiği Evladı yönlendirecektir.”

135:9.7 Yahya’nın birliktelikleri, sabah öğünlerini yerlerken, kuzeye doğru yukarı bakışlarını çevirip, İsa’nın kendilerine gelmekte olduğunu dikkatlice gördüklerinde, Şubat’ın 23’ü, erken Şabat sabahı idi. İsa onlara yaklaşırken, Yahya büyük bir kaya üzerinde durmakta olup, haşmetli sesini yükselterek şunu söylemişti: “Dünyanın kurtarıcısı, Tanrı’nın Evladı’na dikkatlice bakın! Bu kişi, ‘Arkamdan, benden daha öncedir var olduğu için önümde tercih edilmiş biri gelecek’ dediğim kişidir. Bu nedenle, ben, cennetin krallığının yakında olduğunu bildirerek, tövbekârlığı duyurmak ve suyla vaftiz etmek için ıssızlıktan geldim. Ve, şimdi, sizleri Kutsal Ruhaniyet ile vaftiz edecek biri gelmekte. Ve, ben, bu kişiye doğru alçalmakta olan kutsal ruhaniyeti dikkatlice görmüş, ve Tanrı’nın bildirici ‘Bu, kendisinden oldukça tatmin olduğum sevgili evladımdır’ sesini duymuş bulunmaktayım.”

135:9.8 İsa Yahya ile birlikte yemek için otururken, diğerlerinden yemeklerine geri dönmelerini istemişti; bu arada, onun kardeşleri Yakub ve Yude hali hazırda Kapernaum’a dönmüşlerdi.

135:9.9 Bir sonraki günün sabahı erken vakti, İsa, Celile’ye geri dönen bir biçimde, Yahya ve onun takipçilerine elveda etti. O, onların kendisini tekrar ne zaman göreceğine dair hiçbir şey söylememişti. Yahya’nın kendi duyurusu ve görevi hakkındaki sorguları karşısında İsa yalnızca şunu söylemişti: “Babam seni, geçmişte olduğu gibi, şimdi ve gelecekte yönlendirecektir.” Ve, bu iki büyük şahıs o sabah, beden içinde bir daha birbirlerini selamlamamış olarak, Ürdün nehrinin kıyılarında ayrılmıştı.

10. Yahya’nın Güneye olan Yolculuğu

135:10.1 İsa Celile’ye kuzeye doğru gitmiş olduğu için, Yahya, gelmiş olduğu yoldan geri dönen bir biçimde güneye doğru hareket etmesi gerektiğini hisseti. Bunun uyarınca, Mart ayının 3’ünde, Pazar sabahı, Yahya ve onun takipçilerinin geriye kalan kısmı güneye doğru yolculuklarına başladılar. İsa’nın doğrudan takipçilerinin yaklaşık olarak dörtte biri bu zaman zarfı içerisinde, İsa’nın arında Celile için ayrılmış halde bulunmaktaydı. Yahya’nın üzerinde, kafa karışıklığının getirdiği bir üzüntü bulunmaktaydı. O hiçbir zaman, İsa’yı vaftiz etmeden önceki gibi duyurusunu gerçekleştirememişti. O bir şekilde, gelen krallığa ait sorumluluğun artık omuzlarında olmadığını hissetmekteydi. Görevinin neredeyse bitmiş olduğunu hissetmişti; o çöküntü içerisinde ve yalnızdı. Ancak, o, duyurusunda bulunmuş, vaftizini yapmış ve güneye doğru hareket etmişti.

135:10.2 Âdem köyünün yakınında, Yahya birkaç hafta vakit geçirmişti; ve, burada, Hirodes Antipa’nın bir başkasının eşini kanunsuz bir biçimde alışına dair çok dikkate değer bir eleştiride bulunmuştu. Bu yılın (M.S. 26 yılının) Haziran ayı sonunda Yahya, geçmiş bir yıldan fazla bir süre önce krallığın gelişini duyurmuş olduğu yer olan, Ürdün nehrinin Bethani geçidine geri dönmüştü. İsa’nın vaftizini takip eden haftalarda, Yahya’nın duyuruşunun niteliği, kademeli bir biçimde, insanların geneli için bir bağışlama bildirisine doğru dönüşürken, yolsuz siyasetçiler ve dini yöneticileri yenilenmiş bir yoğunlukta kötülemekteydi.

135:10.3 Sahibi olduğu topraklarda Yahya’nın duyuruşunu gerçekleştirmiş olduğu, Hirodes Antipa, Yahya ve onun takipçilerinin bir isyanı başlatmaları korkusuyla tetikte bekler hale gelmişti. Bunların tümü uyarınca, Hirodes, Yahya’yı hapse atmaya karar verdi. Böylece, Haziran ayının 12’si sabahı çok erken bir vakit, çok fazla sayıda kişi duyuruyu dinlemek ve vaftize şahit olmak için gelmeden önce, Hirodes’in muhbirleri Yahya’yı tutukladı. Haftalar geçip ve o serbest bırakılmazken, birçoğu İsa’nın takipçilerine katılmak için Celile’ye giden bir biçimde, takipçileri tüm Filistin’e dağıldı.

11. Hapisteki Yahya

135:11.1 Yahya, hapishanede yalnız ve bir şekilde acı bir deneyime sahip oldu. Takipçilerinin çok az sayıdaki bir kısmının kendisini görmesine izin verilmişti. O İsa’yı görmeyi derinden arzulamaktaydı, ama İnsan Evladı’nın inananları haline gelmiş olan onun bu takipçileri aracılığıyla İsa’nın gerçekleştirmiş olduğu şeyleri duymakla tatmin olmak zorundaydı. O sıklıkla, İsa ve onun kutsal görevi hakkında şüpheye düşme çekiciliğine kapılmıştı. Eğer İsa gerçekten Mesih ise, neden kendisini bu dayanılmaz tutsaklıktan kurtarmak için herhangi bir şey yapmamıştı? Bir buçuk yıldan daha fazla bir süredir, Tanrı’nın yaban topraklarına ait olan bu keskin hatlara sahip adam, bu hor görülesi zindana atılmıştı. Ve, bu deneyim, onun İsa’ya olan inancının ve sadakatinin büyük bir sınavıydı. Gerçekten de bu deneyimin tümü, Yahya’nın Tanrı’ya bile olan inancının büyük bir sınavıydı. Birçok sefer o, kendi görevi ve deneyiminin gerçekliğine bile şüphe duyma çekiciliğine kapılmıştı.

135:11.2 Hapiste bulunduğu birkaç ayın sonrasında, takipçilerinden oluşan bir topluluk kendisine gelip, İsa’nın kamu eylemlerini haber ettikten sonra şunu söylemişti: “İşte görüyorsun ya, Öğretmenimiz, yukarı Ürdün nehrinde seninle birlikte olan kişi serpilmekte ve kendisine gelen herkesi kabul etmekte. O, Roma için vergi toplayan Musevilerle ve günahkârlarla bile yemek yemekte. Sen ona cesur bir biçimde kefil oldun, ama gel gör ki, onu senin kurtuluşunu gerçekleştirmek için hiçbir şey yapmıyor.” Ancak, Yahya, arkadaşlarına şöyle yanıt verdi: “Bu kişi, cennetteki Babası tarafından kendisine izin verilmedikçe hiçbir şey yapamaz. ‘Ben Mesih değilim, ama ben, ona zemin hazırlamak için önceden gönderilmiş kişiyim’ dediğimi oldukça iyi hatırlayacaksınız.’ Ve, ben bunu gerçekleştirdim. Geline sahip olan kişi damattır; ancak, onun yanında duran ve onun söylediklerine şahit olan damadın arkadaşı, damadın sesinden fazlasıyla mutluluk duymaktadır. Bu, benim neşem, böylelikle yerine gelmiştir. O artmakta, ama ben azalmak zorundayım. Ben bu dünyaya ait olup, iletimimi bildirdim. Nasıralı İsa dünyaya cennetten gelmekte olup, hepimizden üst bir konumdadır. İnsan Evladı Tanrı’dan inmiş olup, Tanrı’nın sözlerini size bildirecektir. Cennet içindeki Baba kendi öz Evladına, ruhaniyeti ölçüsüyle vermemektedir. Baba Evladı’nı derinden sevmekte olup, yakın bir zaman içinde her şeyi, bu Evlad’ın ellerine verecektir. Evlad’a inanan kişi, ebedi yaşama sahiptir. Ve, söylediğim bu sözler gerçek ve kalıcıdır.

135:11.3 Takipçiler Yahya’nın resmi bir biçimde görüşünü açıklayışı karşısında o kadar hayretler içine düşmüşlerdi ki, onun yanından sessizce ayrılmışlardı. Yahya da fazlasıyla gerilmişti; zira, o, dilinden bir kehanetin çıktığını fark etmişti. Bir daha hiçbir zaman, Yahya, İsa’nın görevi ve kutsallığına dair bütüncül bir kuşku duymadı. Ancak, Yahya için; İsa’nın kendisine hiçbir söz göndermemiş, kendisini görmeye gelmemiş ve kendisini hapishaneden kurtarmak için büyük olan gücünün bir kısmını bile kullanmamış olması acı bir hayal kırıklığıydı. Ancak, İsa, bunların hepsini bilmekteydi. O, Yahya için çok derin bir sevgiyi beslemekteydi; ancak, bu aşamada kutsal doğasının farkında, ve, bu dünyadan ayrıldığında Yahya için büyük şeylerin hazırlanmakta olduğunun bütünüyle bilincinde, ve aynı zamanda da, Yahya’nın dünya üzerindeki görevinin tamamlanmış olduğunun bilgisine sahip olarak, kendisini, büyük duyurucu-tanrı-elçisinin sahip olduğu sürecin doğal bir biçimde sonlanışına karışmamak için kısıtlamıştı.

135:11.4 Hapishanedeki bu uzun bekleyiş, insani bir biçimde katlanılamaz nitelikteydi. Ölümünden tam da birkaç gün önce, Yahya tekrar, şu sorunların cevabını öğrenmek isteyerek İsa’ya güvendiği elçileri göndermişti: “Benim görevim bitti mi? Neden hala hapishanede tutulmaktayım? Sen gerçekten de Mesih misin, yoksa biz başkasını mı aramalıyız?” Ve, bu iki takipçi İsa’ya bu iletiyi teslim ettiğinde, İnsan Evladı şu cevabı vermişti: “Yahya’ya geri dönün ve ona deyin ki bana da böyle acı veren bir şeyi tabii ki unutmadım, zira doğruluğun tamamını yerine getirmek için ikimizin de bunu böyle yapması gerekmektedir. Yahya’ya — fakirlerin kendisine verilmiş iyi haberleri olarak — görmüş ve duymuş olduğunuz şeyleri söyleyin; ve, son olarak, benim dünya görevimin çok sevgili habercisine söyleyin ki, o, eğer benden şüphe duymanın ve alınmanın içine düşmezse, gelecek çağ içerisinde çok cömert bir biçimde takdis edilecektir.” Ve, bu, Yahya’nın İsa’dan almış olduğu son sözdü. Bu ileti onu fazlasıyla onu teselli etmişti olup, inancını istikrarlı konuma getirmiş ve kendisini, bu çok dikkate değer olayın ardında çok yakın bir zaman içinde gelmiş beden içindeki yaşamının acı sonuna hazırlamıştı.

12. Vaftizci Yahya’nın Ölümü

135:12.1 Yahya güney Perea’da çalışırken tutuklandığı için, doğrudan bir biçimde, idamına kadar hapsedilmiş olduğu yer olan Makherus kalesinin zindanına götürülmüştü. Hirodes Celile’ye ek olarak Perea’yı da yönetmekteydi; ve, o, ikametini bu zaman zarfında Perea bölgesindeki hem Yulias hem de Makherus’da gerçekleştirmekteydi. Celile’deki resmi ikameti, Seforis’den Tiberya’daki yeni başkente taşınmış haldeydi.

135:12.2 Hirodes, isyan çıkarmasından çekinerek Yahya’nın serbest bırakılmasından korkmuştu. O, başkentte çok sayıda isyanın gerçekleşmemesi için Yahya’yı öldürtmekten korkmuştu; zira, binlerce Perealı Yahya’nın, bir tanrı-elçisi olarak, kutsal bir adam olduğuna inanmaktaydı. Bu nedenle, Hirodes Nazir duyurucusunu, kendisiyle başka ne yapacağını bilmeyen bir biçimde, hapiste tutmuştu. Birkaç sefer Yahya, Hirodes’in karşısına çıkarılmıştı; ancak, o hiçbir zaman, ne Hirodes’in nüfuz bölgelerinden ayrılmayı, ne de, serbest bırakılacak olursa tüm kamu etkinliklerinden uzak duracağını kabul etmemişti. Ve, Nasıralı İsa ile ilgili, düzenli bir biçimde artmakta olan, huzursuzluk Hirodes’e, Yahya’yı serbest bırakmanın zamanı olmadığını uyarmıştı. Bunun yanı sıra, Yahya aynı zamanda, Hirodes’in kanunsuz eşi olan, Hirodias’ın yoğun ve keskin nefretinin bir kurbanıydı.

135:12.3 Birçok sefer Hirodes Yahya ile, cennetin krallığı hakkında konuşmuştu; ve, her ne kadar o zaman zaman Yahya’nın iletisinden ciddi bir biçimde etkilenmişse de, kendisini hapishaneden serbest bırakmaktan korku duymaktaydı.

135:12.4 Tiberya’da birçok inşaat hala devam etmekte olduğu için, Hirodes vaktinin dikkate değer bir kısmını Perea ikametlerinde harcamış olup, Makherus kalesine karşı özel bir beğeniye sahipti. Tiberya’daki bütün kamu binalarının ve resmi konutun tam anlamıyla bitmesinin bir kaç yılı vardı.

135:12.5 Doğum gününün kutlanışında, Hirodes, baş çalışanları ve Celile ve Perea hükümetinin heyetlerinde yüksek makamlarda bulunan diğer kişiler için Makherus sarayında büyük bir ziyafette bulundu. Hirodias Yahya’nın ölümünü Hirodes’e yapmış olduğu doğrudan bir taleple gerçekleştirmede başarısız olduğu için, bu aşamada kendisine, Yahya’yı kurnaz planlama ile öldürtmeyi görev edinmişti.

135:12.6 Akşam şölenleri ve eğlenceleri devam ederken, Hirodias kızını, yemek misafirleri önünde dans etmesi için takdim etti. Hirodes, küçük kızının performansından fazlasıyla memnun olmuştu, ve onu kendisine çağırıp şunu söyledi: “Sen büyüleyicisin. Senden fazlasıyla memnunum. Bu doğum gününde neyi arzu istersen sor, sana onu vereceğim, krallığımın yarısını bile.” Ve, Hirodes bunların hepsini, birçok şarap kadehinin fazlasıyla etkisi altında yapmıştı. Genç kız kenara çekilip, annesine Hirodes’den neyi istemesi gerektiğini sordu. Hirodias “Hirodes’e git ve Vaftizci Yahya’nın başını iste” dedi. Ve, yemek masasına geri dönen bir biçimde, genç kız Hirodes’e “Ben senden, bana derhal Vaftizci Yahya’nın başını bir tepsi içinde vermeni istemekteyim” dedi.

135:12.7 Hirodes’in içi korku ve kederle doldu; ancak, verdiği söz ve kendisiyle birlikte et sofrasında oturan herkes nedeniyle, yapılmış isteği reddedemezdi. Ve, Hirodes Antipa, kendisine Yahya’nın başını getirmesi emrini vererek, bir askeri göndermişti. Böylece, bu gece Yahya’nın başı, askerin tanrı-elçisinin başını bir tepsi içinde getirip yemek salonunun arkasında genç kıza sunduğu bir biçimde, kesilmişti. Ve, küçük kız tepsiyi annesine vermişti. Yahya’nın takipçileri bunu duyduğunda, Yahya’nın bedeni için hapishaneye geldiler; ve, onu bir kabre koyduktan sonra, İsa’ya gidip onları anlattılar.





Back to Top