URANTİA’NIN KİTABI’NA - 136. Makale : Vaftiz ve Kırk Gün

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

136. Makale : Vaftiz ve Kırk Gün



136. Makale : Vaftiz ve Kırk Gün

136:0.1 İSA kamu görevine, Yahya’nın duyurusuna olan yaygın ilginin en yüksek olduğu ve Filistin’in Musevi topluluklarının Mesih’in ortaya çıkışını dört gözle bekledikleri bir zamanda başlamıştı. Yahya ve İsa arasında büyük bir fark bulunmaktaydı. Yahya heyecanlı ve ciddi bir çalışanken, İsa ise, sakin ve mutlu bir biçimde emeğini vermekteydi; o, tüm yaşamında yalnızca bir kaç kez telaş içinde bulunmuştu. İsa, dünya için huzur verici bir teselli ve bir ölçüde bir örnekti; Yahya neredeyse hiçbir şekilde, ne huzur verici ne de bir örnek niteliğinde bulunmuştu. O cennetin krallığını duyurmuştu, ama neredeyse hiçbir biçimde onun mutluluğuna girmemişti. Her ne kadar İsa Yahya’dan eski düzene ait tanrı-elçilerinin en büyüğü olarak bahsetmişse de, kendisi aynı zamanda da, yeni yolun büyük ışığını görmüş olanlar ve böylece cennetin krallığına girmiş olanların en küçük bir kısmının bile Yahya’dan gerçek anlamıyla daha da büyük olduğunu belirtmişti.

136:0.2 Yahya gelmekte olan krallığı duyurduğunda, iletisinin taşıdığı yük şuydu: Tövbe et! Gelecek gazaptan kaç. İsa duyurusuna başladığı zaman, tövbe edilmesi için güçlü talep varlığını sürdürmeye devam etti; ancak, bu türden bir iletiye her zaman, yeni krallığa ait neşenin ve özgürlüğün iyi haberleri olarak, müjde eşlik etti.

1. Beklenen Mesih’e ait Kavramsallaşmalar

136:1.1 Museviler beklenen kurtarıcıya dair birçok düşünceyi yürütmüş olup, Mesihsel öğretinin bu farklı okullarının her biri, tezlerinin ispatı için İbrani yazıtlarında geçen ifadeleri göstermeye yetkindi. Genel bir tutum olarak, Museviler milli tarihlerini, İbrahim ile başlayıp, Mesih ve Tanrı’nın krallığına ait yeniçağ ile sonlanan halde gördüler. Öncül zamanlarda, onlar bu kurtarıcıyı, “Koruyucu’nun hizmetkârı” ve daha sonra “İnsan Evladı” olarak tahayyül etmişken, daha sonraları bazıları, Mesih’i “Tanrı’nın Evladı” olarak adlandıracak kadar ileri gitmişti. Ancak, ister “İbrahim’in tohumu” veya “Davud’un oğlu” olarak adlandırılsın, onların tümü bu kişinin, “kutsanmış olan” biçiminde Mesih olduğu üzerinde hem fikirdi. Böylece, bu kavramsallaşma; “Koruyucu’nun hizmetkarı”ndan “Davud’un oğluna,” “İnsan Evladı”ndan “Tanrı’nın Evladı”na evirilmişti.

136:1.2 Yahya ve İsa’nın dönemlerinde, daha eğitimli Museviler gelen Mesih’e dair; “Koruyucu’nun hizmetkârı” olarak kendisinde tanrı-elçisi, din-adamı ve kralın üç katmanlı makamını bir araya getirmiş bir biçimde, kusursuzlaştırılmış ve temsili bir İsrailli düşüncesini geliştirmiş haldeydiler.

136:1.3 Museviler derinden; Musa atalarını Mısır köleliğinden mucizevî harikalar ile kurtarmış olduğu için, böylece gelecek olan Mesih’in, Musevi toplulukları Roma baskısından, gücün daha da büyük mucizeleri ve ırksal zaferin hayretler içinde bırakacak şeyleri ile kurtaracağına inanmaktaydı. Hahamlar Yazıtlar’dan, görünür tezatlıklarına rağmen doğrulamakta oldukları, gelecek olan Mesih’i öncül bir biçimde duyuran neredeyse beş yüz metni bir araya getirmişlerdi. Ve, zamana, yönteme ve işleve dair tüm bu detayların ortasında onlar neredeyse tamamen, söz verilmiş Mesih’in kişiliğini gözden kaçırmışlardı. Onlar, dünyanın kurtuluşu yerine, İsrail’in dünyevi yüceltilişi olarak — Musevi ulusal ihtişamının bir eski haline dönüşümünü arzulamaktalardı. Böylelikle bariz hale gelmektedir ki, Nasıralı İsa hiçbir zaman, Musevi düşünüşüne ait bu maddiyatçı Mesihsel kavramsallaşmayı tatmin edemezdi. Ünlü Mesihsel tahminlerinin çoğu akıllarını, eğer kendileri sadece bu kehanetsel ifadeleri farklı bir ışık altında görmüş olsalardı, bir çağın sonlandırıcısı ve milletlerin tümü için bağışlama ve kurtuluşun yeni ve daha iyi dağıtımının başlatıcısı olarak bir İsa tanıyışına oldukça doğal bir biçimde hazırlamış olurdu.

136:1.4 Museviler, Şekinah inanç-savına inanır biçimde eğitilmiş haldeydiler. Ancak, Kutsal Mevcudiyet’in bu ünlü simgesi, tapınakta görülebilen bir konumda bulunmamaktaydı. Onlar, Mesih’in gelişinin onun eski haline getirilişini yerine getireceğine inanmışlardı. Onlar, ırksal günah ve insanın varsayılmakta olan kötü doğasına dair kafa karıştırıcı düşünceleri benimsemekteydiler. Bazıları, Âdem’in günahının insan ırkını lanetlemiş olduğunu, ve Mesih’in bu laneti kaldıracağını ve insanı, öncesinde görmüş olduğu kutsal iltimasın eski yerine geri getireceğini öğretmekteydi. Diğerleri Tanrı’nın, insanı yaratırken, kendine ait varlığa hem iyi hem de kötü doğaları koymuş bulunduğunu öğretmişti; bu düzenlemenin sonucunu gözlemlediğinde, kendisinin fazlasıyla hayal kırıklığına uğramış olduğunu, ve “İnsanı bu şekilde yaratmış olduğundan pişman hale geldiğini.” Ve, bunu öğretmiş olanlar, Mesih’in bu içkin olan kötü doğadan insanı özgürleştirmek için gelecek oluşuna inanmışlardı.

136:1.5 Musevilerin büyük bir kısmı Roma yönetimi altında sürünmeye devam etmelerinin, milli günahları ve dinini yeni değiştirmiş Musevi-olmayan inananların tam anlamıyla dine bağlı bulunmamaları nedeniyle gerçekleşmekte olduğuna inanmışlardı. Musevi milleti tamamiyle içten bir biçimde tövbe etmemiş haldeydi; bu nedenle Mesih gelişini ötelemişti. Orada tövbe hakkında fazlaca söylem mevcuttu; bu nedenle, Yahya’nın duyurusunun çok güçlü ve doğrudan talebi “Tövbe et ve vaftiz ol, zira cennetin krallığı yakında” olmuştu. Ve, herhangi bir dindar Musevi için cennetin krallığı tek bir anlam ifade edebilirdi: Mesih’in gelişi.

136:1.6 Mikâil’in, Museviler’in Mesih kavramsallaşmasına tamamiyle yabancı olan bir niteliği bulunmakta olup, bu, insan ve kutsal olarak, iki doğanın bütünlüğüydü. Museviler Mesih’i, kusursuzlaştırılmış insan, insan-ötesi birey ve hatta kutsal bile olmak üzere çeşitli biçimlerde düşünmüşlerdi; ancak, onlar hiçbir zaman, insan ve kutsalın bütünlüğü kavramsallaşması hakkında fikir yürütmemişlerdi. Ve, bu, İsa’nın öncül takipçileri için büyük bir tökezletici engel olmuştu. Onlar, öncül tanrı-elçileri tarafından sunulduğu haliyle, Davud’un evladı olarak Mesih’in insan kavramsallaşmasını kavramışlardı; Danyal’ın ve daha sonraki tanrı-elçilerinin bazılarının sahip oldukları insan-ötesi düşüncesini; ve, Enohun Kitabı’nın yazarı ve onun belirli çağdaşları tarafından tasvir edildiği haliyle Tanrı’nın Evladı’nı bile; ancak, onlar bir anlığına bile, insan ve kutsal olarak, iki doğaya ait bir insan kişiliği içinde olan bütünlüğün gerçek kavramsallaşması üzerinde fikir yürütmemişlerdi. Yaratan’ın yaratılmışın bütünlüğü halinde vücutlaşımı daha öncesinden açığa çıkarılmamıştı. Bu yalnızca İsa içinde açığa çıkarılmıştı; dünya, Yaratan Evlat beden içinde kılınana ve âlemin fanileri arasında ikamet edilene kadar bu tür şeyler hakkında hiçbir şey bilmemekteydi.

2. İsa’nın Vaftizi

136:2.1 İsa; Musevi camiasının tümünün ciddi ve dini ağırlık içindeki bir öz incelemeyi gerçekleştirdiği zaman olarak, Filistin, “Tanrı’nın krallığı yakında” olarak — iletisinin gerçekleşmesini bekler halde yerinde duramadığı bir süreçte, Yahya’nın duyurusunun tam da doruk noktasında vaftiz olmuştu. Musevi ırksal bütünlük duyuşu oldukça derindi. Museviler yalnızca, babalarının günahlarının çocuklarına zarar vereceğine inanmamışlardı; ancak, onlar ciddi bir biçimde, bir bireyin günahının milleti lanetleyebileceğine inanmıştı. Bunun uyarınca, Yahya’nın vaftizine başvurmuş olanların hepsi kendilerini, Yahya’nın kötülemiş olduğu belirli günahlardan suçlu görmemişti. Birçok dindar ruh, Yahya tarafından İsrail’in yararı için vaftiz edilmişti. Onlar, kendilerinin sebep oldukları gözden kaçırılmış bir günahın Mesih’in gelişini öteleyebileceğinden korkmuşlardı. Onlar kendilerini suçlu ve günahın-lanetlemiş olduğu bir millete ait olarak hissetmiş olup, ırksal pişmanlığın eylemlerini aracılığıyla gösterebilme umuduyla için kendilerini vaftize sunmuşlardı. Bu nedenle; İsa’nın Yahya’nın vaftizini, hiçbir biçimde tövbenin bir töreni veya günahların bağışlanması için almadığı bariz bir durumdur. Yahya’nın ellerinde vaftizi kabul ederek İsa yalnızca, birçok dindar İsrailli’nin örneğini takip etmekteydi.

136:2.2 Nasıralı İsa vaftiz edilmek için Ürdün nehrine indiğinde, o; aklın üzerindeki bütüncül üstünlük ve ruhaniyet ile benlik özdeşlemişi ile ilgili tüm hususlarda insani evrimsel yükselişin en yüksek noktasına erişmiş halde bulunan âlemin bir fanisiydi. İsa Ürdün nehrinde o gün, zaman ve mekânın evrimsel dünyalarının kusursuzlaşmış bir fanisi olarak durmuştu. Kusursuz eş uyumluluk ve bütüncül iletişim, İsa’nın fani aklı ve, Cennet içindeki Babası’nın kutsal hediyesi olan, ikamet etmekteki ruhaniyet Düzenleyicisi arasında oluşturulmuş haldeydi. Ve, tam da bu türden bir Düzenleyici; İsa’nın düzenleyicisinin, Maçiventa Melçizedeği olarak, fani bedenin suretinde vücutlaştırılmış başka bir insan-ötesi varlıkta benzer bir biçimde ikamet ederek bu özel görev için önceden hazırlanmış olması dışında, Mikâil’in, sahip olduğu evrenin yöneticiliğine yükselişinden beri Urantia üzerinde yaşayan tüm olağan varlıklarda ikamet etmektedir.

136:2.3 Genelde, âlemin bir fanisi kişilik kusursuzluğunun bu türden yüksek aşamalarına eriştiğinde, bu faninin olgunlaşmış ruhu ile onun ilişkili kutsal Düzenleyicisi’nin nihai bütünleşimiyle sonuçlanan ruhsal yükselişin hazırlıksal olguları gerçekleşir. Ve, bu türden bir değişim dışarıdan göründüğü biçimiyle, Yahya tarafından vaftiz edilmek için iki kardeşi ile birlikte Ürdün nehrine inmiş olduğu o günde Nasıralı İsa’nın kişilik deneyimde gerçekleşmesi beklenen konumdaydı. Bu tören Urantia üzerindeki tamamiyle insani olan yaşamının son eylemi olup, birçok insan-ötesi düzeydeki gözlemci, Düzenleyici’nin, içinde ikamet etmekteki akıl ile bütünleşimine şahit olmayı beklemişti; ancak, onların hepsinin nihai sonunda hayal kırıklığına maruz kalmak vardı. Yeni hatta daha da büyük bir şey gerçekleşmişti. Yahya ellerini İsa’nın üzerine vaftiz etmek için koyduğunda, ikamet eden Düzenleyici, Yeşu bin Yusuf’un kusursuzlaşmış insan ruhundan nihai bir biçimde ayrıldı. Ve, birkaç dakika içerisinde bu kutsal bünye Divinington’dan, bir Kişiselleşmiş Düzenleyici ve tüm Nebadon yerel evreni boyunca türünün başı olarak geri dönmüştü. Böylece İsa, sahip olduğu önceki kutsal ruhaniyetin kişileşmiş bütünlük içerisinde kendisine geri dönen biçimde alçalışını gözlemlemişti. Ve, Cennet kökenine ait olan bu aynı ruhaniyetin bu aşamada şunu söyleyen bir biçimde konuştuğunu duymuştu: “Bu, kendisinden oldukça memnun olduğum çok sevgili Evladım’dır.” Ve, Yahya, İsa’nın iki kardeşi ile birlikte, aynı zamanda bu sözleri işitmişti. Suyun kenarında bekler haldeki Yahya’nın takipçileri bu sözleri duymamıştı; ne de onlar Kişileşmiş Düzenleyici’nin doğa-ötesi görünümüne tanık olmuşlardı. Yalnızca İsa’nın gözleri, Kişileşmiş Düzenleyici’ye dikkatli bir biçimde bakabilmişti.

136:2.4 Geri dönmüş ve bu aşamada yükseltilmiş olan Kişileşmiş Düzenleyici bunları söyledikten sonra, bütüncül bir sessizlik hâkim olmuştu. Ve, onların dördü su içinde beklerlerken, İsa, yakındaki Düzenleyici’ye doğru yukarı bakar halde, şöyle dua etmişti: “Cennetlere hükmeden Babacığım, sen kutsal olan. Krallığın geldi! İraden dünya üzerinde, tıpkı cennette olduğu gibi yerine getirilecek.” O duasını ettiğinde, “cennetler açılmış,” ve İnsan Evladı, bu aşamada Kişileşmiş olan Düzenleyici tarafından sunulmuş, fani bedenin suretinde yeryüzüne gelmeden önce olduğu gibi ve vücutlaşmış yaşam sona erdiğinde olacağı gibi, kendisinin bir Tanrı Evladı halindeki görüntüsü gördü. Bu cennetsel görüntü yalnızca İsa tarafından görülmüştü.

136:2.5 Kâinatın Yaratıcısı adına konuşan bir biçimde Yahya ve İsa’nın duymuş olduğu Kişileşmiş Düzenleyici’nin sesiydi; zira, Düzenleyici, Cennet Yaratıcısı’na ait, ve onu bütünüyle temsil eden kendisidir. İsa’nın yeryüzündeki yaşamın geri kalan kısmı boyunca Kişileşmiş Düzenleyici, tüm emeklerinde kendisiyle ilişkilem içindeydi; İsa, bu yüceltilmiş Düzenleyici ile sürekli bütünlük içerisindeydi.

136:2.6 İsa vaftiz edildiğinde, hiçbir bir kötü eylemi hakkında tövbede bulunmamıştı; o, hiçbir günahın itirafında bulunmamıştı. Onunki, cennetsel Yaratıcı’nın iradesini yerine getirmeye olan kutsal adanmanın vaftiziydi. Vaftizinde o, Babası’nın görevini yerine getirmek için yapılmış son çağrılar olarak, Babası’nın karıştırılamaz nitelikteki çağırışını duymuştu; ve, o, bu çok katmanlı sorunlar üzerine düşünmek için kırk gün boyunca tek başına gerçekleştirdiği inzivasına çekilmek için ayrılmıştı. Bir süreliğine yeryüzündeki birliktelikleriyle etkin kişilik iletişiminden böylece çekilerek, İsa; bir yükseliş fanisi ne zaman Kâinatın Yaratıcısı’nın içsel mevcudiyeti ile bütünleşirse morontia dünyaları üzerinde uygulanmakta olan aynı gerekli işlemi, bireysel olarak ve Urantia üzerinde, yerine getirmekteydi.

136:2.7 Vaftizin bu günü, İsa’nın tamamiyle insani olan yaşamını sonlandırdı. Kutsal Evlat Babası’nı bulmuş, Kâinatsal Baba vücutlaştırılmış Evladı’nı bulmuştu; ve, onlar, birbirleriyle baş başa konuşmaktaydılar.

136:2.8 İsa, neredeyse otuz bir yaşındaydı. Her ne kadar Luka İsa’nın, Augustus M.S. 14.yılda öldüğü için M.S. 29.yıla denk gelecek olan, Tiberius Sezar’ın hükümdarlığının on beşinci yılında vaftiz edildiğini söylese de, Tiberius’un, kendi onuruna M.S. 11.yılın Ekim ayında sikkeler basılmış olarak, Augustus’un ölümünden iki buçuk yıl öncesi kadar bir süreç boyunca ortak imparatorlukta bulunduğu hatırlanmalıdır. Onun mevcut yönetiminin on beşinci yılı, bu nedenle, İsa’nın vaftizinin gerçekleştiği yıl olan, M.S. 26.yıldı. Ve, bu aynı zamanda, Pontius Pilatus’un Yehuda’nın valisi olarak idaresine başlamış olduğu yıldı.)

3. Kırk Gün

136:3.1 İsa; Hermon Dağı’nın çiğleriyle altı hafta boyunca ıslanmış olduğunda, vaftizinin öncesinde, fani bahşedilişinin büyük çekiliciliğine dayanmıştı. Âlemin yardımsız bulunan bir fanisi olarak, orada, Hermon Dağı’nda, bu dünyanın prensi, Urantialıymış gibi görünen Caligastia ile buluşmuş ve onu alt etmişti. Evren kayıtlarına göre, bu çok önemli günde Nasıralı İsa, Urantia’nın Gezegensel Prensi haline gelmişti. Ve, çok yakın bir zaman içinde Nebadon’un en yüksek Egemeni olarak duyurulacak olan, bu Urantia Prensi bu aşamada, insanların kalplerinde Tanrı’nın yeri krallığını duyurma tasarımlarını oluşturmak ve onun yöntemini belirlemek için kırk günlük inzivaya çekilmişti.

136:3.2 Vaftizinden sonra, o, Düzenleyicisi’nin kişileşimiyle gerçekleşmiş olan dünya ve evrenin değişmiş ilişkilerine kendisini uyumlu hale getirmenin kırk günlük sürecine adım atmıştı. Perean tepelerindeki bu inziva boyunca, o, yakın bir zaman içinde başlayacak olduğu yeryüzü yaşamının yeni ve değişmiş fazında uygulanacak siyasalara ve kullanılacak yöntemlere karar kılmıştı.

136:3.3 İsa inzivaya, her şeyden uzak durmak ve ruhunu tamir etmek amacıyla çekilmemişti. O, maddi şeyleri reddetme tutumunu savunan biri olmayıp, Tanrı’ya olan yaklaşımla ilgili tüm bu düşünceleri sonsuza kadar yıkmak için gelmişti. Onun bu inzivaya çekilişi arzulamasının nedenleri, Musa’yı ve İlyas’ı, ve hatta Vaftizci Yahya’yı bile harekete geçirenlerden tamamiyle farklıydı. İsa bu süreçte, kendisinin yarattığı evrenle ve aynı zamanda, cennet içindeki Babası olarak, Cennet Yaratıcısı tarafından yüksek denetimde bulunan kâinatın tüm evrenleri ile olan ilişkisinin öz bilincine tümüyle sahipti. O bu aşamada tümüyle, Urantia vücutlaşımına girmeden yakın bir süre önce abisi Emanuel tarafından yerine getirilmekte olan, bahşediliş görevini ve onun yönergelerini hatırlamıştı. O bu aşamada, bu uçsuz bucaksız olan ilişkiler ağının tümünü net ve bütüncül bir biçimde kavramıştı; ve, o, bu dünya adına ve kendi yerel evreninin diğer dünyaları için kamu emeklerini yerine getirmenin tasarımlarını oluşturabilmesi ve onun işleyişlerine karar verebilmesi amacıyla sessiz bir kişisel derin düşünme süreci için uzakta olmayı arzulamıştı.

136:3.4 Elverişli bir sığınak arayan bir biçimde tepelerde dolaşırken, İsa, Nebadon’un Berrak ve Sabahyıldızı olan, kendi evren baş idarecisi Cebrail ile karşılaştı. Cebrail bu aşamada, evrenin Yaratan Evladı ile kişisel iletişimi yeniden kurmuştu; onlar, Mikâil, Urantia bahşedilişine adım atmaya hazırlık için Edentia’ya giderken Salvington üzerinde kendi birlikteliklerine elvedada bulunduğundan beri, doğrudan bir biçimde ilk defa buluşmuşlardı. Emanuel’in emriyle ve Uversa Zamanın Ataları’nın verdiği yetki ile, Cebrail bu aşamada; Urantia üzerindeki bahşediliş deneyiminin, sahip olduğu evrenin kusursuzlaşmış egemenliğini kazanmış olması ve Lucifer isyanının sonlanmış olması bakımından neredeyse tamamen bitmiş olduğunu içeren bilgiyi İsa ile paylaştı. İlk bahsi geçen şey, Düzenleyicisi’nin kişiselleşiminin, fani beden suretindeki kendi bahşedilişinin kusursuzluğunu ve tamamlanışını gösterdiği vaftizi gününde elde edilmişti; ve, ikincisi ise, Hermon Dağı’ndan Tiglat ismindeki kendisini bekleyen gence katılmak için indiği o gün gerçekleşmiş, tarihin bir gerçeğiydi. İsa’ya bu aşamada, yerel evren ve aşkın-evrenin en yüksek yönetim birimlerinin onayıyla, egemenlik ve isyan hususlarında kişisel durumuyla ilişkili olduğu ölçüde bahşedilme görevinin tamamlanmış olduğu hakkında bilgilendirilmişti. O hâlihazırda bu güvenceyi, vaftizindeki açığa çıkmış görünümde ve ikamet eden Düşünce Düzenleyicisi’nin kişiselleşme olgusunda, doğrudan bir biçimde Cennet’den almıştı.

136:3.5 O, Cebrail ile konuşur bir biçimde, dağda vaktini geçirirken, Edentia’nın Takımyıldız Yaratıcısı, İsa ve Cebrail’e bizzat görünür hale gelip, şunları söylemişti: “Kayıtlar tamamlandı. 611,121 numaralı Mikâil’in kendi evreni Nebadon üzerindeki egemenliği, Kâinatın Yaratıcısı’nın sağ kolunda tamamlanmış olarak bulunmaktadır. Ben, Urantia vücutlaşımı için senin destekçi-ağabeyin olan Emanuel’in bahşediliş bağımsızlığını getirdim. Sen, kendi seçtiğin biçimde, şu an içersinde veya daha sonraki bir zaman zarfında, vücutlaşma bahşedilişini sonlandırmaya, Babanın sağ koluna yükselmeye, kendine ait olan egemenliği almaya ve tüm Nebadon’un oldukça hak ederek kazanılmış koşulsuz idareciliğini üstlenmeye özgürsün. Ben aynı zamanda; evreninde tüm günahkâr-isyanın sonlanışı ile ilgili, Zamanın Ataları’nın yetkilendirmesi vasıtasıyla, aşkın-evrenin kayıtlarının tamamlanışına şahitlik etmekte olup, sana, gelecekte bu türden olası başkaldırışların herhangi biriyle veya hepsiyle başa çıkmanın bütüncül ve sınırsız yönetim yetkisini veriyorum. Teknik olarak, Urantia üzerindeki ve fani yaratılmış bedeni içindeki görevin tamamlanmıştır. Bu aşamadan itibaren izleyeceğin yol, senin tercihine kalmış bir durumdur.”

136:3.6 Edentia’nın En Yüksek Yaratıcısı ayrıldığında, İsa evrenin refahı hakkında Cebrail ile uzun bir konuşmada bulunmuş olup, kendisine selamlarını gönderen bir biçimde, Emanuel’e, Urantia üzerinde yakın bir zaman içinde yerine getirmek için üstlenecek olduğu görevde, Salvington üzerinde resmi olarak gerçekleştirilmiş bahşediliş-öncesi görevlendirme ile ilişkili aldığı tavsiyeyi her zaman göz önünde bulunduracak oluşunu onaylanmak üzere bildirmişti.

136:3.7 Bu kırk günlük inzivanın tamamı boyunca, Zübeyde’nin oğulları Yakub ve Yahya, İsa’yı aramaya koyulmuşlardı. Birçok sefer onlar kendisinin kalmakta olduğu mekânın çok da uzağında olmayan yerlerde bulunmuşlardı, ama onlar kendisini hiçbir zaman bulamamışlardı.

4. Kamu Görevi için Tasarımlar

136:4.1 Gün be gün, tepelerin başında, İsa, Urantia bahşedilişinin geride kalan kısmı için tasarımlarda bulunmaktaydı. O ilk olarak, Yahya ile eş zamanlı olarak öğretide bulunmamaya karar vermişti. O; Yahya’nın görevi amacına erişene, veya Yahya, hapsedilen bir biçimde aniden durdurulana kadar, göreceli olarak geri çekilmiş bir konumda kalmaya devam etmeyi tasarlamıştı. İsa; Yahya’nın korkusuz ve koşulları hesaba katmayan duyuruşunun yakın bir zaman içinde, kamu yöneticilerinde korku ve düşmanlık oluşturacağını çok iyi bilmekteydi. Yahya’nın hiç de sağlam olmayan durumunu gören bir biçimde, İsa kesince, uçsuz bucaksız evreni boyunca her yerleşik dünya adına olmak üzere, insanları ve dünya adına kamu görevlerinin izlencesini tasarlamaya başladı. Mikâil’in fani bahşedilişi Urantia üzerindeydi, ama o Nebadon’un her bir dünyası içindi.

136:4.2 Yahya’nın hareketi ile kendi izlencesini eş güdümsel hale getirmenin genel tasarımı üzerinde detaylıca düşündükten sonra, İsa’nın yaptığı ilk şey, Emanuel’in vermiş olduğu yönlendirmeleri aklında tekrar gözden geçirmek olmuştu. Dikkatli bir biçimde o, görevde bulunma yöntemleri üzerinde verilmiş tavsiyenin ve gezegen üzerinde kalıcı hiçbir yazı bırakmayacak oluşunun üzerinden geçmişti. Bir daha İsa, kum dışında herhangi şeyin üzerine hiçbir yazı yazmamıştı. Nasıra’ya olan bir sonraki ziyaretinde, fazlasıyla erkek kardeşi Yusuf’un kederlenmesine neden olan bir biçimde, İsa, marangoz atölyesinin etrafındaki levhalarda bulunan ve eski evin duvarlarında asılı olan tüm yazılarını yok etmişti. Ve, İsa, bulduğu haldeki dünyaya olan ekonomik, toplumsal ve siyasi tavrı ile ilgili Emanuel’in vermiş olduğu tavsiyeyi zihninde uzun tartmıştı.

136:4.3 İsa, kırk günlük inziva boyunca oruç tutmamıştı. Yiyeceksiz geçirdiği en uzun süreç, yeme-içme ile ilgili her şeyi unutacak düzeyde kendi düşünüşüne fazlasıyla kapılmış olduğu tepelerdeki ilk iki gündü. Ancak, üçüncü günde o, yiyecek aramaya gitmişti. Ne de o bu süreç içerisinde, bu dünya üzerinde bulunan veya herhangi bir dünyadan gelen herhangi bir kötü ruhaniyetin veya isyankâr kişiliğin cezbediciliği ile karşılaşmıştı.

136:4.4 Bu kırk gün, insan ve kutsal akıl arasındaki nihai görüş alışverişinin gerçekleşmiş olduğu olaydı; veya diğer bir değişle, bu aşamada artık bir hale gelmiş olan iki aklın mevcut bir biçimde ilk faaliyetinin yaşanmışlığıydı. Derin düşünmenin bu dikkate değer döneminin sonucu kesince, kutsal aklın utgun ve ruhsal bir biçimde insan usunu etkisi altına almış olduğunu göstermişti. İnsanın aklı bu zaman zarfından itibaren Tanrı’nın aklı haline gelmişti; ve, her ne kadar insanın aklığının bireyselliği taşıyan benliği sürekli olarak mevcut bulunsa da, bu ruhsallaşmış insan aklı her zaman “benim değil senin iraden yerine getirilecek” demektedir.

136:4.5 Bu büyük öneme sahip olan süreçteki etkileşimler, aç ve zayıf düşmüş bir aklın görmüş olduğu hayal ürünü şeyler değildi; ne de onlar, “ıssız yerlerde İsa’nın karşılamış olduğu cezp edici şeyler” olarak daha sonrasında kayda geçmiş, karmakarışık ve çocuksu simgesel anlamlardı. Bunun yerine bahse konu dönem; Urantia bahşedilişinin çok önemli olaylara sahne olmuş ve zengin sürecinin bütünü üzerine düşünmeye, ve, bu dünyaya en iyi şekilde hizmet edecek ve aynı zamanda da tüm diğer isyan sebebiyle tecrit edilmiş âlemlerin yararına bir şeyler katacak olan ilave hizmetin tasarımlarını ciddi bir biçimde oluşturmaya ayrılmış bir süreçti. İsa; Andon ve Fonta günlerinden başlayarak, Âdem’in görevdeki başarısızlığına, ve oradan Salemli Melçizedek’in hizmetine kadar insan yaşamının tüm yaşanmışlığının gözden geçirmişti.

136:4.6 Cebrail İsa’ya öncesinden, belli bir süre boyunca Urantia üzerinde kalmaya devam etmeyi tercih etmesi durumunda dünyaya kendisini dışa vuracağı iyi biçimi hatırlatmıştı. Ve, İsa’ya, bu husustaki tercihinin ne kendi evren egemenliği ile ne de Lucifer isyanının sonlanması ile ilişkisinin olmayacağı kesin bir biçimde ifade edilmişti. Dünya hizmetinin bu iki biçimi şunlardı:

136:4.7 1. Kendi tercih ettiği yol — bu dünyanın doğrudan ihtiyaçları ve kendi sahip olduğu evrenin mevcut gelişimi bakımından en olumlu ve yararlı görülen yol.

136:4.8 2. Yaratıcı’nın yolu — kâinat âlemlerinin tümünün sahip olduğu Cennet yönetimine ait yüksek kişilikler tarafından tahayyül edilmiş olan, yaratılmış yaşamının çok ileri görüşlü bir idealini örnek olarak yerine getirme.

136:4.9 Vasıtasıyla dünya yaşamının geriye kalan kısmını düzenleyebileceği iki yolun bulunduğu İsa’ya böylelikle kesinliğe kavuşturulmuştu. Bu yollardan her biri, mevcut bir durumun ışığında daha yararlı olarak gösterilebilecek bir şeyler taşımaktaydı. İnsan Evladı, bu iki davranış biçimi arasındaki tercihinin evren egemenliğini elde edilişi ile hiçbir ilişkisinin bulunmayacağını açık bir biçimde görmüştü; o çoktan kesinleşmiş bir olay olup, kâinat âlemlerinin tümüne ait kayıtlarda mühürlenmiş ve yalnızca kendisinin bizzat gerçekleştireceği talebi bekler haldeydi. Ancak, İsa’ya; eğer, Yaratıcı’nın iradesine her zaman tabi olarak, çok soylu bir biçimde başlamış olduğu dünya vücutlaşım sürecini tamamlamaya kendisini müsait görecek olursa, bunun Cennet kardeşi olan Emanuel’i çok tatmin edeceği belirtilmişti. Bu inzivanın üçüncü gününde, İsa kendisine, yeryüzü sürecini tamamlamak için dünyaya geri döneceğinin sözünü verdi; ve, o, iki yolu içeren bir durumda her zaman Yaratıcı’nın iradesini tercih ederdi. Ve, o yeryüzü yaşamının geride kalan kısmını, her zaman bu amaca sadık bir biçimde tamamladı. Tam en sonuna kadar bile o hiç değişmeden, egemen olan iradesini cennetsel Babası’nınkine tabi kaldı.

136:4.10 Issız dağdaki kırk günlük süreç büyük cezbedilişin bir dönemi değil, bunun yerine Üstün’ün büyük kararlarının dönemiydi. Kendisiyle ve — Kişileşmiş Düzenleyici olarak (ki bu aşamada artık kişisel bir yüksek melek koruyucusuna sahip değildi) — Babası’nın doğrudan mevcudiyeti ile olan yalnız birlikteliğin bu günleri boyunca, o birer birer, kendi yeryüzü sürecinin geride kalan kısmı için siyasalarını düzenleyecek ve onları işler hale getirecek olan büyük kararlara varmıştı. İlerleyen zamanlarda, büyük bir cezbedilişin tarihsel anlatısı bu inziva sürecine; Hermon Dağı mücadelelerinin parça parça haldeki hikâyeleri ile karıştırılarak, ve buna ilaveten, büyük tanrı-elçilerinin ve insan önderlerinin tümünün kamu süreçlerine bu varsayılan oruç tutma ve dua etme dönemlerinden geçerek başladıklarına dair sahip olunan adet nedeniyle bağlanmış hale gelmişti. Öncesinde, herhangi yeni ve ciddi bir kararla karşı karşıyayken, Tanrı’nın iradesini öğrenmeyi amaçlayabilmesi için kendi öz ruhaniyetiyle bir bütün hale gelmek amacıyla insanlardan ayrılmak, her zaman İsa’nın yapmış olduğu bir şeydi.

136:4.11 Yeryüzü yaşamının geriye kalan kısmı için tüm bu tasarlama sürecinde, İsa’nın kalbi sürekli olarak, şu iki karşıt eylem izlencesi ile iki arada kalmıştı:

136:4.12 1. O, kendisine inanmaları ve yeni ruhsal krallığını kabul etmeleri amacıyla insanlarının — ve tüm dünyanın — rızasını kazanmak için güçlü bir arzu duymuştu. Ve, o, gelmekte olan Mesih’e dair onların düşüncelerini oldukça iyi bilmekteydi.

136:4.13 2. Babası’nın onaylayacağını bildiği biçimde yaşamak ve emeğini vermek, görevini ihtiyacı olan diğer dünyaların adına gerçekleştirmek, ve, krallığın kuruluşu içerisinde, Yaratıcı’yı açığa çıkarmaya ve onun kutsal olan derin sevgi karakterini göstermeye devam etmek.

136:4.14 Bu büyük öneme sahip olan günlerde İsa, zaman zaman Beyit Adis olarak adlandırılmış bir köyün yakınında bulunan tepelerin yanı başında bir sığınak halindeki, ilkçağdan gelen büyük bir kaya mağarasında yaşamıştı. O, bu kaya sığınağının yakınındaki tepenin yanından gelen küçük bir pınardan içmişti.

5. İlk Büyük Karar

136:5.1 Kendisiyle ve kişileşmiş Düzenleyicisi ile olan görüş alışverişine başladıktan sonraki üçüncü günde, İsa’ya, kumandanları tarafından çok sevgili Egemenleri’nin iradesini beklemek için gönderilmiş olan toplanmış Nebadon göksel birliklerinin görüntüsü sunulmuştu. Bu çok büyük birlik, yüksek meleklerin on iki alayını ve evren usunun her düzeyinden gelen orantılı sayıdaki bireyi içermekteydi. Ve, İsa’nın inzivasının ilk büyük kararı, Urantia üzerindeki kamu görevine ait izlenceyi yerine getirmekte bu kudretli kişiliklerden faydalanıp faydalanmamakla ilişkili olmuştu.

136:5.2 İsa, onun Babası’nın iradesi olduğu bariz hale gelene kadar bu çok büyük topluluğa ait bir tek kişiliği bile kullanmayacak oluşuna karar vermişti. Bu genel karara rağmen bu çok büyük birlik, her zaman Egemenleri’nin iradesinin en ufak bir ifadesine bile itaat etmek için hazır bir biçimde, yeryüzü yaşamının geriye kalan kısmında kendisi ile birlikte kalmaya devam etti. Her ne kadar İsa insan gözleri ile kendisine eşlik eden bu kişilikleri sürekli olarak görmemiş olsa da, birliktelik içinde bulunduğu Kişileşmiş Düzenleyici onların hepsini görebilmekte, ve onlar ile iletişim içinde bulunabilmekteydi.

136:5.3 Tepelerdeki kırk günlük inzivadan aşağıya inmeden önce, İsa, evren kişiliklerinin bu eşlik eden birliğinin doğrudan yönetimini, yakın bir zaman içinde Kişileşmiş olan Düzenleyicisi’ne görevlendirdi; ve, Urantia zamanına göre dört yıldan daha fazla bir süre boyunca, evren uslarının her bir biriminden gelen bu seçilmiş kişilikler, bu yüceltilmiş ve deneyimli Kişileşmiş Gizem Görüntüleyicisi’nin bilge rehberliği altında itaatkâr ve saygılı biçimde faaliyet gösterdiler. Bu kudretli topluluğun idaresini üstlenirken, bir zamanlar Cennet Yaratıcısı’nın parçası ve özü olmuş olarak, Düzenleyici İsa’ya; bu insan-ötesi birimlerin herhangi bir biçimde, Yaratıcı’nın bu türden müdahaleye irade göstermesi gerçekleşene kadar, onun yeryüzü süreci ile ilişkili, onun kendisi adına, hizmet etmesine veya kendilerini dışa vurmasına izin verilmeyeceğinin güvencesini verdi. Böylelikle, bir büyük kararla İsa; Babası bağımsız bir biçimde Evlat’ın dünya çabalarının elli bir kısmına veya sürecine katılmayı tercih edene kadar, dünya sürecinin geriye kalan kısmı ile ilgili tüm hususlarda insan-ötesi işbirliğinin tümünü kendisinden gönüllü olarak mahrum kılmış oldu.

136:5.4 Hazreti Mikâil’e yardım eder halde evren birliklerinin bu emrini kabul ederken, Kişileşmiş Düzenleyici İsa’ya; evren yaratılmışlarının bu türden bir topluluğunun, Yaratanları’nın aktarmış olduğu yönetim yetkisi ile kendi mekân etkinliklerinde sınırlandırılabilecek iken, bu türden sınırlandırılmaların zaman içindeki işlevlerinde işlerlik göstermeyeceğini belirtmenin zorlu açıklamasını gerçekleştirmişti. Ve, bu sınırlılık, bir kez kişileştiklerinde Düzenleyiciler’in artık zamansı-olmayan varlıklar olduğu gerçeğine dayanmaktaydı. Bunun uyarınca İsa; mekân ile ilişkili tüm hususlarda kendi emrine verilmiş yaşam uslarına dair Düzenleyici’nin denetimi bütüncül ve kusursuz olacak iken, orada, zaman ile ilgili bu türden kusursuz kısıtlamaların bulunamayacağı konusunda uyarıldı. Şunu söyledi Düzenleyici: “Ben, senin emrettiğin gibi; Cennet Yaratıcısı bana, tercih etmiş olduğun onu kutsal iradesinin gerçekleşebilmesi için bu türden birimleri tutmama emri vermesi, ve, yalnızca, zamanla ile ilgili doğal olan dünya düzeninden uzaklaşmaları içerecek kendi kutsal-insan iradenin herhangi bir tercihine veya eylemine katıldığın durumlar dışında, evren uslarının bu eşlik eden birliğinin senin yeryüzü sürecin ile herhangi bir biçimde ilişkili olarak kullanımını yasaklayacağım. Bu türden olaylarda ben güçsüz olup, burada kusursuz ve güç birliği içinde bir araya gelmiş senin yaratılmışların benzer bir biçimde aciz durumdadır. Eğer senin birleşik hale gelmiş doğaların bir kez olsun bu türden arzuları taşıdıklarında, tercihinin bu emirleri derhal yerine getirilecektir. Bu türden hususlarda senin arzun zamanın kısalışını gerektirecek olup, emrettiğin şey var hale gelecek. Bana verilmiş emir altında bu durum, senin potansiyel egemenliğine getirilmiş olası en bütüncül sınırlılığı oluşturmaktadır. Benim öz bilincimde zaman mevcutluğu olmayan nitelikte bulunmaktadır; ve, bu nedenle ben, senin yaratılmışlarını onunla ilgili hiçbir şeyde kısıtlayamam.

136:5.5 Böylelikle İsa, insanlar arasında bir insan olarak yaşamaya devam etme kararının nasıl işleyeceğine dair ilgilendirilmiş oldu. O tek bir kararla, yalnızca zaman ile ilgili bu türden durumlar dışında, kendisine eşlik etmekte olan çeşitli uslardan oluşan evren birliklerinin tümünü kamu hizmetini yerine getirişine katılmalarından muaf tutmuş oldu. Böylece, cennet içindeki Yaratıcı’nın özel olarak aksi bir biçimde hüküm vermesi dışında, İsa’nın hizmetinin olası her doğa-ötesi veya muhtemel insan-ötesi refakatçisinin, tamamiyle zamanın devre dışı bırakılması ile ilişkili halde oluşu açıklığa kavuşmaktadır. İsa’nın geride kalan dünya emekleri ile ilişkili olarak yaşanabilecek herhangi bir mucize, bağışlama hizmeti veya olası başka bir olay, kesinlikle; bu özellikle ifade edilmiş zaman hususu dışında, Urantia üzerinde kendisinin yaşadığı halde insanı içine olan olaylarda oluşturulmuş ve düzenli bir biçimde işlemekte olan doğal kanunların ötesine geçen bir eylemin doğasında veya niteliğinde bulunamazdı. Hiçbir sınır, tabii ki, “Yaratıcı’nın iradesi”nin dışa vuruluşuna getirilemezdi. Bir evrenin bu potansiyel Egemeni’nin özellikle belirtilmiş bir arzusu ile ilişkili zamanın devre dışına bırakılışı yalnızca, ilgili eylem veya olayla ilgili olarak, bu Tanrı-insanın iradesinin “zaman kısaltılmasın veya devre dışı bırakılmasın” şeklindeki doğrudan ve açık eylemi ile kaçınılabilirdi. Bariz zaman mucizelerinin ortaya çıkışını engellemek için, İsa’nın sürekli olarak zamanın bilincinde bulunmaya devam etmesi gerekliydi. Kendisinden kaynaklanan zaman bilincindeki her kayma, belirli bir arzuyu duymakla ilişkili olarak, bu Yaratan Evlat’ın düşündüğü şeyin gerçekleştirilmesine denk düşmekteydi, ve bu zamana müdahale etmeden yaşanmaktaydı.

136:5.6 Sahip olduğu ilişkilem içindeki ve Kişileşmiş Düzenleyicisi’nin yüksek denetimi vasıtasıyla Mikâil için, mekân ile ilişkili kişisel yeryüzü etkinliklerini kusursuzca sınırlamak mümkündü; ancak, İnsan Evladı için, zaman ile ilgili, Nebadon’un potansiyel Egemeni olarak yeni yeryüzü düzeyini bu şekilde sınırlaması mümkün değildi. Ve, bu, Urantia üzerinde kamu hizmetine başlamaya adım attığında Nasıralı İsa’nın mevcut düzeyiydi.

6. İkinci Karar

136:6.1 Yeni kutsallık düzeyinin içkin potansiyeli altında karara varılabilecek nitelikte bulunarak, kendi yaratmış olduğu usların tüm sınıflarına ait kişilikler ile ilgili siyasasını oluşturmuş konumda İsa, artık düşünceleri kendisine çevirmişti. Artık, bu evren içinde mevcut olan her şeyin ve varlığın tamamiyle öz bilinç içindeki yaratanı olarak kendisi; insanlar arasındaki çalışmasına devam etmek için Celile’ye geri döndüğünde kendisini doğrudan bir biçimde karşılayacak olan tekrar eder nitelikteki yaşam durumlarında bu yaratan ayrıcalıklarıyla ne yapacaktı? Gerçekte, hâlihazırda tam da bu yalnız tepelerde bu sorun, yiyecek elde etme konusunda kendisini tüm gücüyle göstermişti. Yalnız derin düşünüşlerinin üçüncü gününde insan bedeni aç düştü. Olağan bir insanın yapacağı gibi yiyecek arayışı için çıkmalı mıydı, yoksa sadece olağan yaratılmış güçlerini kullanıp, elverişli beden besinini elinde hazır halde yaratmalı mıydı? Ve, Üstün’ün bu büyük kararı sizlere — “taşların somun ekmelere dönmesini emret” şeklinde, varsayılan düşmanları tarafından kendisine getirilmiş bir zorlu deneme olarak — bir cezbedicilik niteliğinde sunulmuştu.

136:6.2 İsa böylece, dünya emeklerinin geri kalan kısmı için bir diğer ve tutarlı siyasayı oluşturmuş oldu. Kişisel ihtiyaçları mevzu bahis olduğunda, ve genel olarak diğer kişiler ile olan ilişkilerinde bile, o artık kasıtlı bir biçimde, olağan dünyasal mevcudiyetin yolunu tercih etmeyi seçmişti; o kesin bir biçimde, kendisinin oluşturmuş olduğu doğa kanunlarının ötesine geçecek, onları ihlal edecek veya onlara saldırı niteliği gösterecek bir siyasaya karşı karar almıştı. Ancak, o, kendisine söz veremez bir haldeydi; hâlihazırda Kişileşmiş Düzenleyicisi tarafından uyarıldığı biçimiyle, bu doğal kanunlar, mümkün olan belirli durumlarda, fazlasıyla hızlandırılamazdı. Temel olarak, İsa, yaşam görevinin doğal kanunlar uyarınca ve mevcut olan toplumsal örgütlenme ile uyum halinde düzenlenmesine ve yerine getirilmesine karar vermişti. Üstün bunun aracılığıyla, mucizelere ve harikalara karşı verilmiş karara denk düşen bir yaşam biçim düzenini tercih etmişti. Yine o, “Yaratıcı’nın iradesi” yönünde karar vermişti; yine o, her şeyi Cennet Yaratıcısı’nın ellerine teslim etmişti.

136:6.3 İsa’nın insan doğası, ilk görevin, benliğin mevcudiyetini tehdit eden şeylerden uzak durulmasını emretmekteydi; bu, zaman ve mekânın dünyaları üzerindeki doğal olan insanın olağan tutumu olup, bu nedenle, bir Urantia fanisinin yasal bir tepkisiydi. Ancak, İsa sadece, bu dünya ve onun yaratılmışlarıyla ilgili değildi; o, uçsuz bucaksız bir evrenin çok katmanlı yaratılmışlarını eğitmek ve onlara ilham kaynağı olmak için tasarlanmış bir yaşamı yaşamaktaydı.

136:6.4 Vaftizindeki aydınlatılışından önce o, cennetsel Babası’nın iradesine ve rehberliğine kusursuz bağlılık içinde yaşamıştı. O çok kesin bir biçimde, Yaratıcı’nın iradesine tam da bu türden sorgulanmaz fani bağlılığına devam etmeye karar vermişti. O, doğal olmayan gidişatı takip etmeyi amaç edinmişti — benliğin mevcudiyetini tehdit eden şeylerden uzak durmayı amaçlamamaya karar vermişti. O, kendisini korumayı reddeden siyasayı izlemeye devam etmeyi seçmişti. O, insan olan aklının aşina olduğu, Yazıtlar’ın kelimelerinde çıkarımlarını oluşturmuştu: “İnsan yalnızca ekmekle yaşamamalı, Tanrı’nın ağzından çıkan her sözcükle de yaşamalı.” Yiyecek için duymuş olduğu açlıkta ifade edilmiş olduğu gibi, fiziksel doğasının gereksinimleri ile ilgili bu yargıya vararak, İnsan Evladı, insan doğasının tüm diğer beden arzuları ve doğal uyarımları ile ilgili nihai duyuruşunu gerçekleştirmişti.

136:6.5 İnsan-ötesi gücünü, muhtemel bir biçimde başkaları için kullanabilirdi; ancak, kendisi için bunu hiçbir koşulda gerçekleştirmeyecekti. Ve, o bu siyasayı, kendisi hakkında alay eder biçimde şu sözlerin söylenmiş olduğu en son ana kadar tutarlı bir biçimde izledi: “O başkalarını kurtardı, kendisi kendisini kurtaramıyor” — çünkü o bunu yapmayacaktı.

136:6.6 Museviler, çöl bir yerde kayadan su çıkarmakla ve kendilerinin atalarını ıssızlarda manna ile beslemekle ünlü olan Musa’dan daha da büyük harikaları gerçekleştirecek bir Mesihi beklemekteydiler. İsa, kendi milletinin üyelerinin beklemekte olduğu Mesih türünü bilmekteydi; ve, o, onların umut dolu biçimde kendinden en emin beklentilerine karşılık verecek tüm güçlere ve ayrıcalıklara sahipti; ancak, o, güç ve ihtişamın bu türden gösterişli izlencesine karşı karar almıştı. İsa, beklenilen mucize gerçekleştiriminin böyle bir gidişatını, ilkel sağlıkçıların cahil büyülerinin ve bayağı uygulamalarının eski günlerine istekli bir geri dönüş olarak görmüştü. Muhtemel bir biçimde, yaratılmışlarının kurtuluşu için, doğal kanunları hızlandırabilirdi; ancak, kendisinin yararı veya akran insanlarının korku temelli saygısı için, kendi getirmiş olduğu kanunların ötesine geçmeyi gerçekleştirmeyecekti. Ve, Üstün’ün kararı nihaiydi.

136:6.7 İsa, insanları için keder duydu; o oldukça bütüncül bir biçimde, “dünyanın, meyvelerini bin katı vereceği, bir asmada bin dal olacağı, bir dalın ise bin salkım vereceği, ve bir salkımın bin üzüm vereceği, her bir üzümün ise dört litre şarap vereceği” zaman olarak, gelmekte olan Mesih’in beklentisine onların nasılda yönlendirilmiş olduklarını anlamıştı. Museviler, Mesih’in mucizevî bolluğun bir dönemine götüreceğine inanmışlardı. İbraniler uzun bir süre boyunca, mucizelerin tarihi anlatımlarıyla ve harikaların efsaneleriyle beslenmişlerdi.

136:6.8 O, ekmek ve şarabı çoğalmaya gelmiş bir Mesih değildi. O yalnızca, dünyevi ihtiyaçlara hizmet olmak için gelmemişti; o, cennet içindeki Babası’nı dünya üzerindeki çocukları için açığa çıkarmak için gelmişken, dünya çocuklarını, cennet içindeki Baba’nın iradesini gerçekleştirecek bir biçimde yaşamanın içten çabasında kendisine katılmaları için yönlendirmeyi amaçlamıştı.

136:6.9 Bu kararda, Nasıralı İsa gözlemlemekte olan evrene, kişisel ilgi veya tamamiyle bencil kazanç veya ihtişam için kutsal yetenekleri ve Tanrı’nın vermiş olduğu yetileri amacından sapan bir biçimde kullanmanın düşüncesizliğini ve günahını sergilemişti. Bu Lucifer ve Caligastia’nın günahıydı.

136:6.10 İsa’nın bu büyük kararı; bencil tatminin ve hazları yerine getirmenin, tek başına ve kendisi içinde, evrimleşen insan varlıklarına mutluluk sağlamaya yetkin olmadığı gerçekliğini açık bir biçimde sergilemektedir. Fani mevcudiyet içinde, insanın tamamiyle fiziksel olan arzularının ve uyarımlarının gerekli tatmininin çok fazlasıyla ötesine geçen, ussal üstünlük ve ruhsal kazanım olarak — daha büyük değerler bulunmaktadır. İnsanın doğal donanımı olan yetenek ve kabiliyeti, başlıca bir biçimde, kendisinin sahip olduğu akıl ve ruhaniyetin daha yüksek güçlerinin gelişimine ve onların soylu haline getirilişine adanmalıdır.

136:6.11 İsa böylece kendi evreninin yaratılmışlarına, mekânın dünyaları üzerinde evrimsel insan mevcudiyetinin yaşayan ve daha derin olan ruhsal tatminlerine ait daha yüksek ahlaki değerleri niteliğinde, yeni ve daha iyi bir yolun yöntemini açığa çıkarmıştı.

7. Üçüncü Karar

136:7.1 Yiyecek, ve, kendisinin ve birliktelik içinde bulunduklarının sağlığının gözetimi olarak maddi bedeninin ihtiyaçlarına fiziksel hizmet gibi bu türden hususlar hakkında karara varmış olarak, çözümlemesi gereken daha başka sorunlar bulunmaya devam etmişti. Kişisel bir tehlike ile karşı karşıya geldiğinde tutumu ne olacaktı? O; kendi insan güvenliği üzerinde olağan bir gözetimi göstermeye ve beden içindeki sürecinin zamansız bir biçimde sonlanmasını engellemek için makul önlemi almaya, ama, beden içinde yaşamının büyük sorunu gelirse de tüm insan-ötesi nitelikteki müdahaleden sakınmaya karar vermişti. Bu kararı oluştururken, İsa, tam da önünde uçurumun bulunduğu asılı bir kaya parçası üzerindeki bir ağacın gölgesinde oturmaktaydı. O bütünüyle; eğer asılı kayadan ilerlese ve kendisini boşluğa bıraksa, Urantia üzerindeki yaşam görevinin uygulanmasında göksel usların müdahalesine başvurmamaya dair ilk büyük kararını kaldırması ve benliğin mevcudiyetini tehdit eden şeylerden uzak durmayı amaçlamamaya dair tutumunu içeren ikinci kararını yok sayması koşuluyla, kendisine zarar verecek hiçbir şeyin olmayacağının farkındaydı.

136:7.2 İsa, akran millettaşlarının doğal kanunların üzerinde olacak bir Mesih’i beklediklerini bilmekteydi. Yazıtlarda o çok iyi bir biçimde öğretilmiş haldeydi: “Başınıza hiçbir kötülük gelmeyecek, ne de herhangi bir salgın ikametinize yaklaşacak. Zira, o, her açıdan sizleri korumak için, meleklerini sizlerin gözetimine atayacak. Onlar sizi, ayağınız bir taş parçasına çarpmasın diye, elleri içinde koruyacak.” Babası’nın yerçekimi kanunlarına bu şekilde karşı gelme olarak, bu türden cüretkârlık, kendisini muhtemel zarardan, veya hani olur da, yanlış eğitilmiş ve ilgileri yanlış yere çekilmiş olan insanlarının güvenini kazanmak için kullanmada haklı görülebilir miydi? Ancak, bu türden bir gidişat, her ne kadar işaretler aramakta olan Musevileri tatmin edecek olsa da, Babası’nın bir açığa çıkarılışı olamazdı; o yalnızca, kâinat âlemlerinin tümüne ait kurumsallaşmış kanunlara karşı sorgulanacak nitelikteki bir saygısızlık olurdu.

136:7.3 Tüm bunları anlayarak, ve, Üstün’ün, kişisel davranışı mevzu bahis olduğu kadarıyla, kendisinin kurumsallaştırdığı doğa kanunlarına karşı gelecek bir biçimde emeklerini vermeye karşı çıkmış olduğunu bilerek, sizler, onun suda hiçbir zaman yürümediğini veya dünya idaresinin maddi düzeyine karşı gelecek başka hiçbir yapmadığını kesin bir biçimde bilmektesiniz; sizler bunu her zaman, tabii ki de, Kişileşmiş Düzenleyici’nin karar yetkisine verilmiş olan hususlar ile ilişkili olarak zaman etkeni üzerindeki denetim eksikliğinden aracılığıyla kurtulabileceği hiçbir yolun, henüz, bulunmamış olduğunu aklınızda bulundurarak gerçekleştirmektesiniz.

136:7.4 Dünya yaşamının tümü boyunca, İsa tutarlı bir biçimde, bu karar sadık kalmıştı. Her ne kadar Ferisiler bir iz görebilmek için onu alaycı bir biçimde kışkırtmaya çalışmışsa da, veya Kalvari’deki izleyiciler onun çarmıhtan aşağıya inmesine davet etmişse de, o tepe kenarındaki bu saatte vermiş olduğu karara kararlı bir biçimde bağlı kaldı.

8. Dördüncü Karar

136:8.1 Bu Tanrı-insanın mücadele vermiş olduğu ve yakın bir zaman içinde cennet içindeki Yaratıcı’nın iradesi uyarınca karar vermiş bulunduğu bir sonraki büyük sorun, insan-ötesi güçlerinin herhangi birinin, ilgi toplamak ve akran insanlarının bağlılığını kazanmak için kullanılması veya kullanılmaması sorusu ile ilgiliydi. O herhangi bir ölçüde, olağanüstü ve büyüleyici şeylere karşı güçlü Musevi arzusunun tatmini için kendi evren güçlerine başvurmalı mıydı? O, görevini insanların ilgisine getirmenin yöntemi olarak bu türden tüm uygulamaları saf dışı bırakan bir işleyiş siyasasında karar kılmıştı. Ve, o tutarlı bir biçimde, bu büyük karar uyarınca yaşadı. Bağışlamanın birçok zaman-kısaltıcı hizmetinin dışavurumuna izin verdiğinde bile, neredeyse her seferinde, iyileştirme hizmetini alanları, görmüş olduğu yardımlardan kimseye söz etmemeleri konusunda uyarmıştı. Ve, o her zaman, kutsallığının kanıtı ve sergilenişinde düşmanlarının “bizlere bir işaret göster” şeklindeki kışkırtıcı nitelikteki alaycı davetlerini reddetmişti.

136:8.2 İsa oldukça bilge bir biçimde, mucizeleri gerçekleştirmenin ve harikaları yaratmanın yalnızca, korku temelinde saygı duyan maddi aklın dışa dönük bağlılığını ortaya çıkaracağını öngörmüştü; bu türden uygulamalar Tanrı’yı açığa çıkarmayacak, ne de insanları kurtaracaktı O, yalnızca sürekli bir biçimde harikalarda bulunan biri haline gelmeyi reddetmişti. O, cennet krallığının oluşturuluşu halinde — sadece tek bir görevle meşgul olmayı kararlaştırmıştı.

136:8.3 İsa’nın kendisiyle olan bir araya gelişindeki bu çok büyük öneme sahip karşılıklı iletişimin tamamı boyunca, orada, sorgulamaya ve şüphe-duymaya-yakın-nitelikte bulunan bir insan etkeni mevcuttu; zira, İsa, Tanrı oluşuna ek olarak insandı da. Eğer harikaları gerçekleştirmez ise, Museviler tarafından Mesih olarak karşılanmayacağı barizdi. Bunun yanında, eğer doğal olmayan tek bir şeyi gerçekleştirmeye razı olursa, insan aklı kesin bir biçimde, onun, gerçek bir kutsal aklın istediği için ortaya çıktığını bilecekti. Kutsal aklın, insan aklının şüphe duyan doğası için bu tavizde bulunması “Yaratıcı’nın iradesi” ile tutarlı olur muydu? İsa bunun tutarlı olmayacağına karar verip, Kişileşmiş Düzenleyici’nin mevcudiyetinin insanlık ile kutsallığın ortak birlikteliğinin yeterli kanıtı olduğu hatırladı.

136:8.4 İsa fazlasıyla seyahatte bulunmuştu; Roma’yı, İskenderiye’yi ve Şam’ı hatırlamıştı. O, insanların amaçlarını siyasette ve ticarette taviz ve diplomasi ile nasıl elde edişleri olarak — dünyanın yöntemlerini bilmekteydi. Görevini ilerletmek için bu bilgiyi kullanacak mıydı? Hayır! O benzer bir biçimde, krallığın oluşumunda dünyanın bilgeliği ve zenginlerin etkisi ile olacak her türlü tavize karşı karar almıştı. O tekrar, ayrıcalıklı bir biçimde Yaratıcı’nın iradesine bağlı kalmayı tercih etmişti.

136:8.5 İsa tamamiyle, güçlerinden bir tanesine gidecek kısa yolların farkındaydı. O, milletin, ve tüm dünyanın, ilgisini doğrudan bir biçimde kendisini toplayabilecek birçok yolu bilmekteydi. Yakın bir süre içinde Hamursuz Kudüs’de kutlanacaktı; şehir, ziyaretçilerle dolup taşacaktı. O, mabedin en ucuna yükselebilir, şaşkınlık içindeki kalabalıkların önünde havada yürüyebilirdi; bu, aradıkları bir Mesih türü olabilirdi. Ancak, o daha sonrasında kendilerini hayal kırıklığına uğratırdı; zira o, Davud’un tahtını yeniden oluşturmak için gelmemişti. Ve, o; Caligastia’nın, kutsal amacı elde etmenin doğal, yavaş ve kesin yolunun önüne geçmeye çalışma yönteminin taşıdığı beyhudeliği bilmekteydi. Tekrar, İnsan Evladı itaatkâr bir biçimde, Yaratıcı’nın İradesi olarak, Yaratıcı’nın yolunda eğildi.

136:8.6 İsa insanlığın kalplerinde; tıpkı, bu cennetsel krallığı büyütme ve genişletme emeklerinde kendi dünya çocuklarının ilerleyen zamanlarda takip etmesi zorunlu izlenceler gibi, doğal, olağan, zorlu ve zorlayıcı yöntemler ile cennetin krallığını oluşturmayı tercih etmişti. Zira, İnsan Evladı, “bütün çağların çocuklarının büyük bir kısmının, krallığa birçok zorluk sürecinden geçerek girecek” oluşunu oldukça iyi bilmekteydi. İsa bu aşamada; güce sahip olup, bu gücü tamamiyle bencil veya kişisel amaçlar için kullanmayı kararlı bir biçimde reddetmek olarak, medeni hale gelmiş insanın büyük sınavından geçmekteydi.

136:8.7 İnsan Evladı’nın yaşam ve deneyimi üzerine düşünüşlerinizde, Tanrı Evladı’nın bir ilk çağ insan varlığının aklında vücutlaştırılmış olduğu, bunun yirminci veya başka bir yüzyıl insanının aklında gerçekleştirilmediği, her zaman göz önünde tutulmalıdır. Bununla birlikte bizler, İsa’nın insan donanımlarının doğal kazanım olduğu düşüncesini oluşturmak istiyoruz. O, hazırlanışının ve eğitiminin etkisine ek olarak, zamanının kalıtımsal ve çevre etkenlerinin ürünüydü. Onun insanlığı; tamamiyle, o gün ve neslin mevcut ussal düzeyinin ve toplumsal ve ekonomik koşullarının geçmişinden kökenini almış, ve onlar tarafından desteklenmiş olarak, doğal nitelikte, gerçekti. Her ne kadar bu Tanrı-insanının deneyiminde, kutsal aklın insan usunun ötesine geçebileceği her zaman mümkün bulunmuşsa da, yine de, kendisinin insan aklı işlevini yerine getirdiği zaman, ve bu süreç boyunca, o günün insan çevresinin koşulları altında gerçek bir fani akıl gibi çalışmıştı.

136:8.8 İsa, kendi uçsuz bucaksız evreninin sahip olduğu dünyaların tümüne, keyfi yönetim gücünü sergileme amacıyla suni koşulları yaratmanın ve ahlaki değerleri geliştirme veya ruhsal ilerleyişi ilerletme amacıyla ayrıcalıklı gücün cazibesine kapılmanın düşüncesizliğini sergilemişti. İsa görevinin, Makabiler’in yönetiminin yarattığı hayal kırıklığının bir tekrarına neden olmamasına karar vermişti. O kutsal nitelikleri, herkesin desteğini emeksiz kazanmak veya siyasi itibar elde etmek için amacı dışında kullanmayı reddetmişti. O kutsal ve yaratıcı enerjinin, ulusal güce veya uluslararası itibara başkalaşımına izin vermezdi. Nasıralı İsa, bırakınız günaha eşlik etmeyi, kötülüğe taviz vermeyi bile reddetmişti. Üstün utkun bir biçimde Yaratıcı’nın iradesini, dünyasal ve geçici olan başka tüm düşüncelerin üstüne koymuştu.

9. Beşinci Karar

136:9.1 Doğa kanunuyla ve ruhsal güçle olan bireysel ilişkileri ile siyasanın bu tür sorunlarını kesinleştirmiş olarak, o ilgisini, Tanrı’nın krallığının duyuruluşunda ve oluşturuluşunda kullanılabilecek olan yöntemlerin tercihine yönlendirmişti. Yahya hâlihazırda kendi çalışmasına başlamıştı; o iletiyi nasıl sürdürebilirdi? Yahya’nın görevini nasıl devralmalıydı? Akranlarını, etkin çaba ve ussal eş güdüm için nasıl örgütlemeliydi? İsa bu aşamada; kendisini, en azından bahse konu bu dönemde yaygın bir biçimde düşünülmekte olan Mesih olarak, Musevi Mesih halinde daha fazla düşünmeyi yasaklayacak nihai karar varmaktaydı.

136:9.2 Museviler; İsrail’in düşmanlarını yok etmek ve Musevileri, yoksulluktan ve baskıdan uzak bir biçimde, dünyanın yöneticileri haline getirmek için mucizevî güçte gelecek olan bir kurtarıcıyı tahayyül etmişlerdi. İsa, bu umudun hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olduğunu bilmekteydi. O cennetin krallığının, insanların kalplerinden kötülüğü indirmekle ilgili ve bunun tamamiyle ruhsal öneme sahip bir durum olduğunu bilmekteydi. O ruhsal krallığı, parlak ve göz alıcı bir güç gösterisiyle başlatmanın makul durumu üzerine düşünmüştü — ve, bu türden bir gidişat onaylanan nitelikte bulunacak olup, tamamiyle Mikâil’in karar yetkisi alanına düşmekteydi; ancak, o nihai olarak, bu türden bir tasarıma karşı karar vermişti. O Caligastia’nın devrimsel yöntemlerinden, taviz veren bir biçimde faydalanmayacaktı. O potansiyel halde dünyayı, Yaratıcı’nın iradesine itaat ederek kazanmış olup, görevini başlamış olduğu gibi, ve İnsan Evladı olarak, bitirmeyi amaçlamıştı.

136:9.3 Sizler; eğer, gökyüzündeki ve yeryüzündeki güçlerin tümünü potansiyel olarak elinde barındırmakta olan bu Tanrı-insanı bu aşamada, bir kez dahi olsun, egemenlik zırhını geçirip, harika-yaratan taburlarını askeri birlikler halinde yürütseydi, Urantia’ya ne olacağını neredeyse hiçbir biçimde hayal dahi edemezsiniz. Ancak, o, bundan taviz vermeyecekti. O, Tanrı’ya olan ibadetin muhtemel biçimde kaynağını alabileceği kötülüğe hizmet etmeyecekti. O, Yaratıcı’nın iradesine sadık kalacaktı. O, izler haldeki bir evrene şunu duyuracaktı: “Siz, Tanrınız olan Koruyucu’ya ibadet etmeli, yalnızca ona hizmet etmelisiniz.”

136:9.4 Günler ilerledikçe, sürekli artan bir kesinlikle beraber İsa, nasıl bir tür gerçeklik-açığa-çıkarıcısı haline gelecek oluşunu anladı. O, Tanrı’nın yolunun kolay yol olmayacağını kavradı. O, insan deneyiminin geride kalan kadehinin muhtemel bir biçimde acı olabileceğinin farkına varmaya başladı; ancak, o, bunu içmeye karar verdi.

136:9.5 İnsan aklı bile, Davud’un tahtına elveda etmekteydi. Aşama aşama insan aklı, kutsalın yolunu takip etmekteydi. İnsan aklı hala sorular sormaktaydı; ancak, her seferinde hiç bir yanılgıya düşmeden, dünyada bir insan olarak yaşamanın aynı zamanda da Yaratıcı’nın ebedi ve kutsal iradesini yerine getirmeye kendisini koşulsuz olarak teslim edişin bu bir araya gelmiş yaşamının son emirleri olarak, kutsal cevapları kabul etmekteydi.

136:9.6 Roma, Batı Dünyası’nın en güçlü yerleşkesiydi. Bu aşamada inziva içinde ve bu çok büyük öneme sahip olan kararları elde ederek, İnsan Evladı, emri altındaki cennet birlikleriyle beraber, Museviler’in dünya egemenliğine erişmelerinin son şansını temsil etmekteydi; ancak, bu türden devasa bilgeliği ve gücü elinde barındırmakta olan, bu yeryüzüne ait Musevi, sahip olduğu evren bahşedilmişliklerini ne kendisinin büyümesi ne de insanlarının tahta geçmesi için kullanmayı geri çevirmişti. O, olduğu gibi, “bu dünyanın krallığını görmüştü”; ve, o, onları elde etmek için gücü elinde bulundurmaktaydı. Edentia’nın En Yüksek Unsurları, tüm bu güçleri kendi ellerine teslim etmişti; ancak, kendisi, bunları istememişti. Yeryüzünün krallıkları, bir evrenin Yaratan ve Yöneticisi için çok küçük şeylerdi. O; Tanrı’nın insana olan ilave açığa çıkarılışı, krallığın oluşturuluşu halinde insanlığın kalplerindeki cennetsel Yaratıcı’nın hükümdarlığı olarak tek bir amaca sahipti.

136:9.7 Savaş, çatışma ve kırım düşüncesi İsa için tiksindiriciydi; o bunların hiçbirinin yakınından bile geçmeyecekti. O yeryüzü üzerinde, Barışın Prensi olarak derin sevgi olan bir Tanrı’yı açığa çıkarmak amacıyla ortaya çıkacaktı. Vaftizinden önce, o, zulüm eden Romalılara karşı isyanda kendisine önderlik etmesi için Köktenciler’in yaptığı teklifi yine reddetmişti. Ve, bu aşamada o, şu ifade gibi annesinin kendisine öğretmiş olduğu Yazıtlar ile ilgili nihai kararını vermişti: “Koruyucu bana dedi ki: ‘Sen benim Evladımsın; bugün ben seni dünyaya getirdim. İste benden, ben mirasına ulusları ve iyeliğine dünyanın en kıymetli yerlerini vereceğim. Sen onları demir bir çubukla bölüp, bir çömlekçinin tası gibi parçalara ayıracaksın.”

136:9.8 Nasıralı İsa, bu tür ifadelerinin kendisine işaret etmediği sonucuna varmıştı. En sonunda, ve nihai olarak, İnsan Evladı’nın insan aklı, Musevi yazıtları, ebeveynsel eğitim, hazzan öğretimi, Musevi beklentileri ve insanın geleceğe dair amaçsal arzuları olarak — tüm bu Mesihsel zorlukları ve çelişkileri tamamiyle bir kenara bırakmıştı; ilk ve son olarak o, gidişatına karar vermişti. O, Celile’ye geri dönecek, ve krallığın duyurusuna başlayacak, ve gün ve gün izlencelerinin detaylarının açığa çıkıp gerçekleşmesi için Babasına (Kişileşmiş Düzenleyici’ye) güvenecekti.

136:9.9 Bu kararlar aracılığıyla İsa; doğa kanunlarına cüretkâr bir biçimde karşı gelmeyi reddettiğini an olarak, ruhsal sorunlardan geçerken maddi güçlere başvurmayı reddettiğinde, uçsuz bucaksız bir evren boyunca her dünya üzerindeki her birey için değerli bir örneği oluşturmuş oldu. Ve, o, ruhsal ihtişama hazırlık olarak zamansal gücü elinde bulundurmayı reddettiğinde, evren sadakatin ve ahlaki soyluluğun ilham verici bir örneğini oluşturmuş oldu.

136:9.10 Eğer İnsan Evladı vaftizinden sonra tepelere çıktığında görevi ve bu görevin doğasına dair herhangi bir kuşkuya sahip olmuşsa bile, kırk günlük inziva ve kararlar sürecinden hemen sonra akranlarının yanına geri geldiğinde bunlardan hiçbirine sahip değildi.

136:9.11 İsa, Yaratıcı’nın krallığının oluşumu için bir düzenli izlence oluşturmuştu. O, insanlarının fiziksel tatminine yönelik bir şeyde bulunmayacaktı. O, Roma’da çok yakın bir zaman içinde yapılmış olarak gördüğü gibi kalabalıklara ekmek dağıtmayacaktı. O, her ne kadar Museviler tam da bu türden bir kurtarıcı bekleseler bile, harikaları gerçekleştirerek ilgiyi kendisine çekmeyecekti. Ne de o, siyasi yönetim yetkisinin veya zamansal gücün bir gösterisi ile bir ruhsal iletinin kabulünü kazanmaya çalışmayacaktı.

136:9.12 Bekleyiş halindeki Museviler’in gözlerinde gelmekte olan krallığı geliştirmedeki bu yöntemleri reddederek, İsa, bu aynı Museviler’in kesin bir biçimde ve nihai olarak kendisinin yönetim yetkisine ve kutsallığa dair tüm iddialarını da reddetmelerini kesinleştirmiş oldu. Tüm bunların bilincinde, İsa uzun bir süre boyunca, öncül takipçilerinin kendisini Mesih olarak ima edişlerini engellemeye çabaladı.

136:9.13 Kamu hizmeti boyunca o, sürekli tekrar eden üç durumla uğraşmanın gerekliliği ile karşılaşmıştı: doyurulmak için haykırış, mucizeler için ısrar, ve akranlarının kendisini kral yapmasına izin vermesi için nihai rica. Ancak, İsa hiçbir zaman, Perea tepelerindeki bu inziva günleri boyunca vermiş olduğu kararlardan hiçbir zaman ayrılmadı.

10. Altıncı Karar

136:10.1 Bu çok önemli inziva sürecinin son gününde, Yahya ve onun takipçilerine katılmak için dağdan inmeye başlamadan önce, İnsan Evladı nihai kararına varmıştı. Ve, bu kararı o, Kişileşmiş Düzenleyici’ye şu kelimler ile aktarmıştı: “Ve, tıpkı bu karar-kayıt anlarında olduğu gibi tüm diğer hususlarda, ben sana, Babam’ın iradesine tabi olacağıma söz veriyorum.” Ve, o böyle konuştuğunda, dağdan aşağıya doğru hareket etti. Ve, onun yüzü, ruhsal zaferin ve ahlaki kazanımın ihtişamı ile parladı.





Back to Top