URANTİA’NIN KİTABI’NA - 145. Makale : Kapernaum’daki Dört Önemli Gün

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

145. Makale : Kapernaum’daki Dört Önemli Gün



145. Makale : Kapernaum’daki Dört Önemli Gün

145:0.1 İSA ve havarileri Kapernaum’a, Ocak ayının 13’ü, Salı akşamı vardı. Her zamanki gibi onlar ana merkezlerini, Bethsayda’daki Zübeyde’nin evinde oluşturdular. Bu aşamada, Vaftizci Yahya idam edilmiş olduğu için, İsa, Celile duyuru turnesindeki ilk açık ve kamu duyurusunu başlatmaya hazırlanmıştı. İsa’nın geri dönmüş olduğuna dair haberler hızlı bir biçimde şehir boyunca yayıldı; ve, ertesi günün erken saatleri İsa’nın annesi Meryem, oğlu Yusuf’u ziyaret etmek için Nasıra’ya giden bir biçimde, birden ayaklandı.

145:0.2 Çarşamba, Perşembe ve Cuma’yı İsa, ilk yoğun duyuru turnelerine hazırlamak için eğiten bir biçimde Zübeyde’nin evinde geçirmişti. O aynı zamanda, hem tekil hem de topluluklar halinde, sorulara sahip olan birçok içten kişiyi kabul etmiş olup, onlara öğretimde bulunmuştu. Andreas vasıtasıyla o, yaklaşmakta olan Şabat günü sinagogda konuşma düzenlemişti.

145:0.3 Cuma akşamının geç saatleri, İsa’nın en küçük kardeşi olan Ruth, kendisine gizli bir ziyarette bulundu. Onlar neredeyse bir saat boyunca kıyıdan yakın bir uzaklıkta demir atmış olan bir teknede beraberce vakit geçirdiler. Yahya Zübeyde dışında, hiçbir insan varlığı hiçbir zaman bu ziyaretti bilmemişti; ve, İsa Yahya’yı, onun bu ziyaret hakkında hiç kimseye bir şey söylememesi konusunda uyarmıştı. Ruth, öncül ruhsal bilinci dönemlerinden ta önemli hizmetine, ölümüne, yeniden dirilişine ve yükselişine kadar onun yeryüzü görevinin kutsallığına tutarlı ve tereddütsüz bir biçimde inanmış bulunan İsa’nın ailesinin tek üyesiydi; ve, o nihai bir biçimde, baba-kardeşinin beden içindeki görevinin doğa-ötesi karakterinden hiçbir zaman şüphe duymayan bir biçimde dünyaların ötesine ilerledi. En küçük kardeşi Ruth İsa’ya, dünyasal ailesi bakımından; yargılanışının, haksız bulunuşunun ve çarmıha gerilişinin zorlayıcı zorlukları boyunca başlıca teselli kaynağı olmuştu.

1. Kucak Dolusu Balık

145:1.1 Bu aynı haftanın Cuma sabahı, İsa deniz kenarında öğretide bulunurken, insanlar kendisini öyle suyun yamacına iten bir biçimde kalabalık oluşturmuştu ki, yakın bir teknede bulunan bazı balıkçılara kendisini kurtarması için işaret etmişti. Tekneye adımını atmış bir halde o, iki saatten daha fazla bir süre boyunca bir araya gelmiş kalabalıklara öğretide bulunmaya devam etti. Bu teknenin ismi “Şimon”du; o, Şimon Petrus’un eski balıkçı teknesi olup, öncesinde İsa’nın kendi elleri tarafından yapılmıştı. Tam da o sabah tekne, göl üzerindeki yakın bir sahilde balıksız geçmiş bir geceden gelmiş Davud Zübeyde ve onun iki birlikteliği tarafından kullanılmıştı. Onlar, İsa yardım için onların gelmesini istediğinde ağlarını temizlemekte ve onarmaktaydılar.

145:1.2 İsa insanlara olan öğretisini tamamladıktan sonra Davud’a şunu söylemişti: “Yardımıma gelmek için geciktiğin için şimdi benim seninle birlikte çalışmama izin ver. Hadi balık tutmaya gidelim; derin sulara doğru açılalım ve ağlarınızı kucak dolusu balık için atalım.” Ancak, Davud’un yardımcılarından biri olan, Şimon şöyle cevap verdi: “Üstünümüz, nafile. Biz tüm gece uğraştık ve hiçbir şey çıkaramadık; yine de senin emrin üzerine, ağlarımızı atacağız ve bekleyeceğiz.” Ve, Şimon, ustası Davud’un bir mimiği nedeniyle İsa’nın emirlerini takip etmeye rıza göstermişti. Onlar İsa tarafından belirlenen yere ilerlediklerinde, ağlarını atmış ve o kadar çok sayıda balığı çıkarmışlardı ki ağların kopacağından korkmuşlardı; öyle bir düzeyde ki, sahildeki arkadaşlarına yardım için işarette bulunmuşlardı. Üç tekneyi de, neredeyse batma derecesine kadar, balıkla doldurduklarında, bu Şimon İsa’nın dizlerine kapanıp şunu söylemişti: “Benden uzak dur, Üstünümüz, zira ben günahkâr bir adamım.” Şimon ve bu olaya şahit olmuş herkes, kucak dolusu balık karşısında hayretler içinde kalmışlardı. Bu günden itibaren Davud Zübeyde, bu Şimon ve onların birliktelikleri ağlarını bırakmış ve İsa’yı takip etmişlerdi.

145:1.3 Ancak, bu olay hiçbir açıdan, balıkların kucak dolusu bir çokluğu değildi. İsa, doğanın yakın bir öğrencisiydi; o deneyimli bir balıkçı olup, Celile Denizi’ndeki balıkların alışkanlıklarını bilmekteydi. Bu olayda o sadece, bu insanları, balıkların günün bu zamanında genellikle bulunabileceği yer olan konuma yönlendirmişti. Ancak, İsa’nın takipçileri her zaman bu olayı bir mucize olarak değerlendirdi.

2. Sinagogdaki Öğleden Sonrası

145:2.1 Bir sonraki Şabat, sinagogdaki öğleden sonrası ayininde, İsa, “Cennetteki Yaratıcı’nın İradesi” üzerine olan vaazını vermişti. Sabah Şimon Petrus, “Krallık” üzerine duyurusunda bulunmuştu. Sinagogdaki Perşembe akşamı buluşmasında Andreas, “Yeni Yol” isimli dersini öğretmişti. Tam da bu zaman zarfında Kapernaum’da, yeryüzü üzerindeki diğer herhangi bir şehre kıyasla, daha fazla insan İsa’ya inanmaktaydı.

145:2.2 İsa bu Şabat öğleden sonrası sinagogda öğretide bulunurken, adet uyarınca ilk metnini, Çıkış Kitabı’ndan okuyan bir biçimde, kanundan almıştı: “Ve, sizler Tanrı’nız olan Koruyucu’ya hizmet edecek ve o sizlerin ekmeğini ve suyunu kutsayacak, ve hastalığın tümü sizlerden alınmış olacak.” İsa, İşaya’dan okuyan bir biçimde, ikinci metni Peygamberlerden almıştı: “Yüksel ve doğ, zira ışığın geldi, Koruyucu’nun ihtişamı üzerine doğdu. Karanlık yeryüzünü kaplayabilir ve zifir insanların üzerine çökebilir; ancak, Koruyucu’nun ruhaniyeti senin üzerine doğacak ve kutsal ihtişam seninle birlikte görünür olacak. Musevi-olmayanlar bile bu ışığa gelecek ve birçok büyük akıl bu ışığın berraklığına teslim olacak.

145:2.3 Bu vaaz, dinin bir kişisel deneyim olduğu gerçekliğini açık bir biçimde ortaya koymak amacıyla İsa’nın bilinçli olarak gerçekleştirmiş bulunduğu bir çabaydı. Diğer şeyler arasında İsa şunları da söylemişti:

145:2.4 “Sizler oldukça iyi bir şekilde bilmektesiniz ki; iyi kalpli bir baba ailesini bir bütün olarak severken, o böylelikle onları, bu ailenin her bir bireysel üyesi için duymuş olduğu güçlü şefkat nedeniyle bir topluluk olarak değerlendirir. Sizler artık, cennet içindeki Yaratıcı’ya bir İsrail’in çocuğu olarak değil bir Tanrı evladı olarak yaklaşmalısınız. Bir topluluk olarak, sizler gerçekten de İsrail’in çocuklarısınız; ancak, bireyler olarak her biriniz bir Tanrı evladısınız. Ben; Yaratıcı’yı İsrail’in çocuklarına açığa çıkarmak için değil, bunun yerine, bireysel inanana Tanrı’nın bu bilgisinin ve onun sevgisi ve merhametinin açığa çıkarılışını içten bir kişisel deneyim olarak getirmek için geldim. Tanrı-elçilerinin hepsi size, Yahveh’in kendi insanlarını düşünmekte olduğunu, Tanrı’nın İsrail’i derinden sevdiğini öğretti. Ancak, ben aranızdan, daha sonraki tanrı-elçilerinin birçoğunun aynı zamanda kavramış bulunduklarından bir tanesi olan, daha büyük bir gerçekliği duyurmak için geldim; bu, Tanrı’nın sizleri, her biriniz biçiminde — bireysel olarak derinden sevdiğidir. Tüm bu nesiller boyunca sizler bir milli veya ırksal dine sahip oldunuz; şimdi ben size kişisel bir dini vermek için geldim.

145:2.5 “Ancak bu bile yeni bir düşünce değildir. Aranızdan ruhsal akılda bulunanlarınızın çoğu, tanrı-elçilerinin bazılarının bu şekilde yönergede bulunmuş olduğu gibi, bu gerçekliği bile gelmiştir. Yazıtlarda Peygamber İşaya’nın şunu söylediği yeri okumadınız mı: ‘Bu günlerde onlar söyleyecek bir şey bulamayacak; babalar ekşi üzümler yedi ve çocukların dişleri sızlıyor. Her insan kendi haksızlığı için ölmelidir; ekşi üzümler yiyen her insanın dişi sızlayacaktır. Ama bakın, insanlarım ile yeni bir anlaşmayı yapacağım günler gelecektir; Mısır topraklarından onları getirdiğimde babaları ile yapmış olduğum anlaşmaya göre değil, yeni doğrultuya göre. Ben, kanunumu onların kalplerine bile yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım ve onlar benim insanlarım olacaktır. O gün, bir kişi komşusuna Koruyucu’yu biliyor musun? demeyecek. Hayır! Çünkü onların hepsi beni kişisel olarak bilecek, en alt düzeyde olanından en büyük kişisine kadar.’

145:2.6 “Bu verilmiş sözleri okumadınız mı? Yazıtlara inanmıyor musunuz? Bu peygamberin sözlerinin tam da içinde bulunduğunuz bu günde yerine geldiğini anlamıyor musunuz? Ve, güçlü bir biçimde Yeremya sizden; kendinizi Tanrı’ya bireyler olarak ilişkilendiren bir biçimde, dini bir kalbin hususu yapmanızı istemedi mi? Tanrı-elçisi, cennetin Tanrısı’nın sizlerin bireysel kalplerinizi arayacak olduğunu söylemedi mi? Ve, sizler, doğadan gelen insan kalbinin içkin bir biçimde nihayeten aldatıcı ve birçok sefer iflah olmaz bir biçimde ahlakdışı olduğu konusunda uyarmadınız mı?

145:2.7 “Ezekiel’in atalarınıza bile, dinin bireysel deneyiminiz içinde bir gerçeklik haline gelme zorunluluğunu öğrettiği yeri de mi okumadınız? Sizler artık, ‘Babalar ekşi üzümleri yedi ve şimdi çocukların dişi sızlıyor’ atasözünü kullanmayacaksınız. ‘Ben yaşadıkça’ der Koruyucu Tanrı, ‘benim olan tüm ruhlara dikkatlice bakın; babanın ruhu aynı zamanda çocuğun ruhudur. Yalnızca günah işlemiş ruh ölecektir.’ Ve, bunun ardında Ezekiel Tanrı’nın adına konuştuğunda, şunu söyleyen bir biçimde, bu günü bile öngörmüştü: ‘Aynı zamanda yeni bir kalbi de sizlere vereceğim, ve yeni bir ruhaniyeti içinize yerleştireceğim.’

145:2.8 “Artık sizler, Tanrı’nın bir bireyin günahı için bir milleti cezalandıracağından korkmayacaksınız; ne de cennet içindeki Baba, her ne kadar herhangi bir ailenin bireysel üyesi sıklıkla aile hatalarının ve topluluk ihlallerinin maddi sonuçlarından muzdarip olsa da, bir milletin günahları için inanan çocuklarını cezalandırmayacaktır. Daha iyi bir millet — veya daha iyi bir dünya — umudunun bireyin ilerleyişi ve aydınlanışına bağlı olduğunu görmüyor musunuz?

145:2.9 Bunun sonrasında, Üstün; cennet içindeki Babanın, insanın bu ruhsal özgürlüğü kavrayışından sonra, yeryüzü üzerindeki çocuklarının, ikamet eden ruhaniyetin sahip olduğu Yaratanı bulma, Tanrı’yı bilme ve onun gibi olma kutsal dürtüsüne yaratılmışın bilinçli karşılığından oluşan, Cennet sürecine ait ebedi yükselişe başlaması yönünde irade gösterişini tasvir etmişti.

145:2.10 Havariler bu vaazdan fazlasıyla yararlanmıştı. Onların tümü, krallığın müjdesinin millete değil, bireye yöneltilmiş bir ileti olduğunun daha bütüncül bir biçimde farkına varmışlardı.

145:2.11 Her ne kadar Kapernaum insanları İsa’nın öğretisi ile aşina halde bulunmuşsa da, onlar, bu Şabat günü kendisinin vermiş olduğu vaazından fazlasıyla etkilenmişlerdi. İsa gerçekten de, yetkiye sahip biri olarak öğretimde bulunmuştu, yazıtların kâtipleri gibi değil.

145:2.12 İsa konuşmasını tam bitirirken, ayin katılanları içinde kendisinin sözlerinden fazlasıyla rahatsız olmuş bir genç adam şiddetli bir sara geçirmiş olup, güçlü bir biçimde haykırmıştı. Sarasının sonunda, bilinci yerine gelirken, şunu söyleyen bir biçimde, rüyasal bir konumda şöyle konuşmuştu: “Bizim seninle ne alakamız var, Nasıralı İsa? Sen Tanrı’nın kutsalından bir tanesisin; bizleri yok etmek için mi geldin?” İsa kalabalıktan sessiz olmasını istedi, ve genç adamı elinden tutarak “Oradan çık” dedi — ve genç adam derhal uyandı.

145:2.13 Bu genç adam, temiz olmayan bir ruhaniyet veya ecinni hâkimiyetine girmiş değildi; o, olağan saranın bir kurbanıydı. Ancak, bu kişiye, rahatsızlığının kötü bir ruhaniyetin hâkimiyeti nedeniyle gerçekleştiği öğretilmişti. O bu öğretilene inanmış olup, rahatsızlığı hakkında düşündüğü veya söylediği şeyler uyarınca davrana gelmişti. İnsanların tümü, bu türden olguların doğrudan bir biçimde temiz olmayan ruhaniyetlerin mevcudiyeti nedeniyle gerçekleşmekte olduğuna inanmıştı. Bunun uyarınca onlar, İsa’nın bu kişi içinden bir ecinniyi çıkarmış olduğuna inandılar. Ancak, İsa bu zaman zarfında, onun sarasını iyileştirmemişti. O gün daha sonraki vakte kadar, güneş battıktan sonra, bu kişi gerçek anlamda iyileşmemişti. İsa’nın eylemlerini yazanların en sonuncusu olarak Havari Yahya, Hamsin Yortusu günüyle birlikte “ecinnileri çıkarma” biçiminde adlandırılmakta olan bu eylemlere her türlü atıfta bulunmaktan kaçınmıştı; ve, o bunu, cinlerin ruhlara girmesi türünden olayların Hamsin Yortusu’ndan sonra hiçbir zaman gerçekleşmemiş oluşu gerçekliğini göz önünde bulundurarak yapmıştı.

145:2.14 Bu herkesin gözü önünde gerçekleşmiş olayın bir sonucu olarak; İsa’nın sinagogda, öğleden sonrası vaazının tamamlandığı anda bir adamdan bir cini çıkarmış oluşu ve onu mucizevî bir biçimde iyileştirişinin bildirileri hızlı bir biçimde Kapernaum boyunca yayılmıştı. Şabat, bu türden şaşkınlık verici söylentinin hızlı ve etkin bir biçimde yayılması için tam da doğru bir zamandı. Bu bildiri aynı zamanda Kapernaum çevresindeki küçük yerleşkelerin tümüne de yayılmış olup, insanların birçoğu ona inanmıştı.

145:2.15 İsa ve on ikilinin ana merkezlerini kurdukları yer olan Zübeyde’nin geniş evindeki yemek ve temizlik, büyük ölçüde Şimon Petrus’un eşi ve eşinin annesi tarafından yerine getirilmekteydi. Petrus’un evi Zübeyde’ninkine yakındı; ve, İsa ve arkadaşları sinagogdan geliş yolu üzerinde burada durmuşlardı çünkü Petrus’un eşinin annesi birkaç gündür hasta olup, titreme ve ateşten muzdaripti. Tam da bu ziyarette, İsa’nın, onun elini tutan ve alnını rahatlatan ve teselli ve cesaretlendirişin sözcüklerini söyleyen bir biçimde bu hasta kadının başında durduğu anda şans eseri onun ateşi geçmişti. İsa’nın bu anda henüz, sinagogda hiçbir mucizenin gerçekleştirilmediğini açıklayacak vakti olmamıştı; ve, bu olay oldukça taze ve tüm hatlarıyla akıllarındayken, ve Kana’daki su ve şarabın hatırlanmasıyla, onlar bu tesadüfü başka bir mucize olarak aldılar; ve, onlardan bazıları, şehir boyunca haberleri yaymaya vakit kaybeden davranmışlardı.

145:2.16 Petrus’un kayınvalidesi Amatha, malaryasal ateşten muzdaripti. O bu anda, İsa tarafından mucizevî bir biçimde iyileştirilmemişti. Birkaç saat sonrasına kadar, gün batımından sonra, onun iyileşmesi, Zübeyde’nin ön bahçesinde gerçekleşmiş olan olağanüstü olay ile ilişkili olarak yerine gelmemişti.

145:2.17 Ve, bu vakalar; harikalar arayan bir neslin ve mucizeler-aklındaki bir insan topluluğun her seferinde başarılı bir biçimde bu türden tesadüfü olayların tümünü, İsa tarafından gerçekleştirilmiş olan bir diğer mucize şeklinde duyuruşlarının temeli olarak kullanmalarının tipik biçimleriydi.

3. Günbatımındaki İyileştirme

145:3.1 İsa ve havarilerinin, bu büyük öneme sahip Şabat gününün sonuna doğru akşam yemeklerine başlayacakları zaman zarfında, Kapernaum’un tümü ve onun çevresi iyileştirmenin bu meşhur mucizeleri ile kıpır kıpır haldeydi; ve, hasta veya rahatsızlık çekmekteki herkes gün batar batmaz, İsa’ya gitme veya arkadaşları tarafından kendisine taşınma hazırlıklarına başlamıştı. Musevi öğretisine göre Şabat’ın kutsal saatleri boyunca şifa aramak bile izin verilmeyen bir konumdaydı.

145:3.2 Bu nedenle, güneş ufukta batar batmaz, rahatsızlık içindeki erkeklerin, kadınların ve çocukların çok sayıdaki bir topluluğu Bethsayda’daki Zübeyde’nin evine doğru yollarını tutmaya başlamıştı. Bir adam güneş komşunun evinde batar batmaz felçli kızıyla yola çıkmıştı.

145:3.3 Bütün gün boyunca yaşanılmış olanlar bu olağanüstü günbatım sahnesinin zeminini hazırlamıştı. Öncesinden İsa’nın öğleden sonrası vaazı için kullanmış olduğu metin bile hastalığın giderileceğini içten içe söylemekteydi; ve, o bu şeyleri ne kadar da görülmemiş güç ve yetki ile söylemişti! Onun iletisi ne kadar da ikna ediciydi! İnsani olan yönetim yetkisine arzu duymamış olsa da, insanların vicdanlarına ve ruhlarına doğrudan bir biçimde konuşmuştu. Her ne kadar mantığa, sürekli tekrarlanmakta olan yasal şikâyetlere ve zeki sözlere başvurmamış olsa da, dinleyicilerinin kalplerine güçlü, doğrudan, açık ve kişisel bir başvuruda bulunabilmişti.

145:3.4 Bu Şabat, İsa’nın yeryüzü yaşamında büyük bir gündü; evet, bir evrenin yaşamında. Tüm yerel evren amaçları ve hedefleri için bu küçük Musevi şehri olan Kapernaum Nebadon’un gerçek başkentiydi. Kapernaum sinagogundaki bir avuç dolusu Musevi, İsa’nın vaazının şu çok önemli kapanış ifadeleri duyacak tek varlıklar değildi: “Nefret korkunun gölgesi; intikam korkaklığın maskesidir.” Ne de onun dinleyicileri, şunu duyurmakta olan, bahşedilmiş sözlerini unutabildi: “İnsan Tanrı’nın evladıdır, kötülüğün bir çocuğu değil.”

145:3.5 Güneşin batımından kısa bir süre sonra, İsa ve havariler hala akşam sofrası etrafında vakitlerini geçirmeye devam ederlerken, Petrus’un eşi ön bahçeden sesler duymuş olup, kapıya gitmesiyle birlikte, bir araya toplanmakta olan hasta insanların büyük bir kafilesini ve Kapernaum’dan gelen yolun İsa’nın ellerinden iyileşmeyi aramak için yollara düşmüş olanlar tarafından dolduğunu görmüştü. Bu sahneyi görmesiyle birlikte o derhal koşup eşine haber verdi ve Petrus İsa’ya bilgilendirdi.

145:3.6 Üstün Zübeyde’nin ön girişinden dışarı doğru adımını attığında, gözleri hasta ve rahatsızlık içindeki insanlığın bir dolu görüntüsüyle karşılaşmıştı. O, neredeyse bin hasta ve hastalık çekmekte olan insan varlığına bakmaktaydı; bu en azından tam da önünde toplanmış olan insanların sayısıydı. Orada mevcut bulunan herkes rahatsızlık çekmemekteydi; bazıları, iyileşmesini sağlamak için bu çabada sevdiklerine yardımda bulunmak amacıyla gelmiş olanlardı.

145:3.7 Evren idaresinde kendisine ait görevlendirilmiş Evlatlar’ın hataları ve yanlış eylemlerinin bir sonucu olarak bu kadar büyük ölçüde acı çekmekte olarak, erkeklerin, kadınların ve çocukların bu sıkıntı içindeki fanilerini görmek özellikle İsa’nın insan kalbine dokunmuş olup, bu iyi kalpli Yaratan Evlat’ın kutsal merhametini zorlamıştı. Ancak, İsa, tamamiyle maddi olan harikaların temeli üzerine kalıcı nitelikteki bir ruhsal hareketi hiçbir zaman inşa edemeyecek oluşunu oldukça iyi bir biçimde bilmekteydi. Kana’dan beri, öğretisine doğa-üstü veya mucizevî bir şey eşlik etmemişti; yine de, bu sıkıntı içindeki kalabalık duygudaş kalbine dokunmuş, onun anlayışlı şefkatine çağırıda bulunmuştu.

145:3.8 Ön bahçeden bir ses şunu haykırdı: “Üstünümüz, sözü söyle, sağlığımızı eski haline getir, hastalıklarımızı iyileştir ve ruhlarımızı kurtar.” Bu sözler ifade edilir edilmez, bir evrenin bu vücutlaştırılmış Yaratanı’na her zaman eşlik eder haldeki yüksek meleklerin, fiziksel düzenleyicilerin, Yaşam Taşıyıcıları’nın ve yarı-ölümlülerin çok büyük bir kafilesi, Egemenleri’nin işaret etmesi durumunda yaratıcı güç ile hareket etmeye kendilerini hazır hale getirdi. Bu İsa’nın, Babası’nın iradesine sığınmayı amaçladığı derecede İnsan Evladı’nın kutsal bilgelik ve insan merhameti arasında ikilemede kaldığı, yeryüzü sürecindeki anlardan bir tanesiydi.

145:3.9 Güçlü bir biçimde Petrus Üstün’den bu insanların yardım haykırışlarını duymasını talep ettiğinde, İsa, sıkıntı içindeki kalabalığa bakan bir biçimde, şu cevabı verdi: “Ben dünyaya Yaratıcı’yı açığa çıkarmak ve onun krallığını oluşturmak için geldim. Bu amaç için ben bu vakte kadar yaşamımı yaşadım. Bu nedenle, eğer beni göndermiş O’nun iradesiyse ve cennet içindeki krallığın duyurusuna olan bağlılığıma tezat düşmeyecekse, ben çocuklarımın tümünü sağlıklı görmek isterim — ve —” ancak İsa’nın bu sözlerinin devamı birden kopan hengâmede kayboldu.

145:3.10 İsa bu iyileştirme kararının sorumluluğunu Babası’nın yönetimine devretmişti. Görüldüğü şekliyle Yaratıcı’nın iradesi hiçbir itirazda bulunmamıştı; zira, Üstün’ün sözlerinin neredeyse çok az bir kısmı, İsa’nın Kişileşmiş Düzenleyicisi’nin emri altında hizmet etmekte olan göksel kişiliklerin topluluğu kudretli biçimde harekete geçtiğinde onun dilinden dökülmüştü. Çok büyük olan bu kafile sıkıntı içindeki fanilerin bu karma kalabalığının ortasına inmiş olup, zamanın bir anı içerisinde toplam 603 kişiden oluşan erkek, kadın ve çocuk, fiziksel hastalıklarının ve diğer maddi bozukluklarının tümünden kusursuzca kurtulan bir biçimde, sapasağlam hale getirilmişti. Bu türden bir sahneye ne o güne kadar ve ne de ondan beri şahit olunmamıştı. Ve, bu yaratıcı iyileşme dalgasını görmek için hazır bulunmuş bizler için bu gerçekten de fazlasıyla heyecan verici yaşanmışlıktı.

145:3.11 Ancak, bu anlık ve beklenmeyen bir biçimde gerçekleşmiş doğa-üstü iyileşmenin patlak verişine şaşırmış olanların arasında en fazla şaşkınlığa İsa sahip olmuştu. Bir anlığına, onun insan ilgileri ve duygudaş hisleri orada önünde uzanmakta olan acı ve sıkıntı içindeki bu sahneye odakladığında, Kişileşmiş Düzenleyicisi’nin, bir Yaratan Evlat’a ait yaratan ayrıcalıklarındaki zaman etkeninin belirli koşullar ve belirli durumlar altında sınırlandırılmasının imkânsız oluşuna dair uyarı niteliğindeki tavsiyelerini insan aklında göz önünde bulundurmaktan vazgeçmişti. İsa, eğer Yaratıcı’nın iradesi onun sonucu olarak ihlal edilmeyecekse, bu acı çekmekteki fanilerin sağlıklı yapılışını görmeyi arzulamıştı. İsa’nın Kişileşmiş Düzenleyicisi anlık gerçekleşen biçimde, bu zaman zarfında yaratıcı enerjinin bu türden bir eyleminin Cennet Yaratıcısı’nın iradesine karşı gelmeyeceği yargısına vardı; ve, bu kararla — İsa’nın iyileştirme arzusuna dair öncül ifadesi de göz önünde bulundurularak — yaratıcı eylem var kılınmıştı. Bir Yaratan Evlat neyi arzular ve onun Babası neyi irade ederse, o şey VAR KILINIR. İsa’nın daha sonraki yeryüzü yaşamının tamamında, fanilerin bu türden herkesi içine almış fiziksel iyileşimi yaşanmamıştı.

145:3.12 Beklenilebileceği gibi, Kapernaum’daki Bethsayda’da bu günbatımı iyileşiminin ünü, tüm Celile ve Yehuda’ya ve onların ötesindeki bölgeler boyunca yayılmıştı. Bir kez daha Hirodes’in korkuları gün yüzüne çıkmıştı; ve, o, İsa’nın çalışmaları ve öğretilerini kendisine bildirmeleri ve onun Nasıra’nın öncelerdeki marangozu olduğundan, Vaftizci Yahya’nın dirilmiş hali olmadığından emin olmaları için gözcüler göndermişti.

145:3.13 Başlıca fiziksel iyileşmenin bu kastedilmemiş gösterimi nedeniyle bu andan itibaren, yeryüzü yaşamının geri kalan kısmı boyunca İsa, bir duyurucuya ek olarak bir doktor olarak da tanınır hale gelmişti. Gerçektir ki o, duyurunda bulunmaya devam etmiştir; ancak, onun kişisel çalışması büyük ölçüde hasta ve sıkıntı içinde olanlara yardım etmekten meydana gelmişken, onun havarileri kamu duyurusu ve inananları vaftiz etme görevini yapmışlardı.

145:3.14 Ancak, kutsal enerjinin bu günbatımı gösterisinde doğa-üstü veya diğer bir değişle yaratıcı fiziksel iyileşmeyi almış olanların büyük çoğunluğu, merhametin bu olağanüstü dışavurumu tarafından kalıcı bir biçimde ruhsal olarak yararlanmamıştı. Onların küçük sayıdaki bir topluluğu gerçekten de bu fiziksel hizmet tarafından aydınlanmışlardı; ancak, ruhsal krallık insanların kalplerinde, zamanda olmayan yaratıcı iyileşmenin bu büyük şaşkınlık verici patlamasıyla ilerlememişti.

145:3.15 Ara sıra İsa’nın yeryüzü üzerindeki görevine eşlik etmiş olan iyileşme harikaları, onun krallığı duyurma planının bir parçası değildi. Onlar tesadüfî bir biçimde; yeryüzü üzerindeki kutsal bir varlığın, kutsal merhamet ve insan duygudaşlığının görülmemiş bir birleşimi ile ilişkili halde neredeyse sınırsız yaratan ayrıcalıklarına sahip olmasından kaynaklanmaktaydı. Ancak, tarafınızdan adlandırıldığı şekliyle bu türden mucizeler, önyargı yaratan ünü ve arzulanmayacak türden şöhreti fazlaca getirmesi bakımından İsa’ya oldukça sorun çıkarmıştı.

4. Hemen Ertesindeki Akşam

145:4.1 İyileşmenin bu büyük patlamasını takip eden akşam boyunca, neşe içindeki ve mesut kalabalıklar Zübeyde’nin evine doluşmuş olup, İsa’nın havarileri duygusal coşkunun zirve noktasındaydılar. Bir insan bakış açısından bakıldığında bu muhtemelen, onların İsa ile olan ilişkilemlerinin tüm muhteşem günleri içinde en muhteşem olanıydı. Öncesinde veya sonrasında hiçbir zaman onların ümitleri, kendinden emin beklentinin bu türden doruklarına yükselmemişti. İsa onlara daha birkaç gün önce ve henüz Samarya’nın sınırları içindeyken, krallığın güçle duyuruluş vaktinin gelmiş olduğunu söylemişti; ve, şimdi onların gözleri, bu sözün yerine getirilişi şeklinde varsaymakta oldukları şeye şahit olmaktaydı. Bu hayretler içinde bırakan iyileştirici gücün dışavurumu yalnızca başlangıç ise, neyin gelecek olduğunu düşünmekten büyük heyecan duymuşlardı. Onların İsa’nın kutsallığına dair hala varlığını sürdüren kuşkuları kovulmuştu. Onlar kelimenin tam anlamıyla, şaşkınlık içerisindeki büyülenişlerinin aşırı coşkusuyla sarhoşlardı.

145:4.2 Ancak, onlar İsa’yı aradıklarında kendisini bulamamışlardı. Üstün, henüz gerçekleşmiş olan şey karşısında fazlasıyla şaşkınlık içerisindeydi. Çeşitli hastalıklardan iyileştirilmiş olan bu erkek, kadın ve çocuklar, kendisine teşekkür etmek için İsa’nın geri dönüşünü umut eden bir biçimde, akşamın geç vakitlerine kadar burada kalmaya devam etmişlerdi. Havariler, saatler ilerlediğinde ve o herkesten çekilmiş konumda bulunuşunu sürdürünce Üstün’ün davranışını anlayamamışlardı; onların neşeleri İsa’nın devam eden yokluğu olmasaydı bütüncül ve kusursuz bir konumda bulunurdu. İsa aralarına döndüğü zaman vakit geç olmuş ve iyileşme olayından faydalanmış neredeyse herkes evlerine gitmişti. İsa, yalnızca şunu söyleyen bir biçimde, on ikilinin ve ve kendisini karşılamak için orada hala vakit geçirmekte bulunan diğerlerinin tebrikini ve hayranlığını reddetmişti: “Babamın bedeni iyileştirecek kadar güçlü olmasından değil, ruhu kurtaracak kadar kudretli oluşundan neşe duyun. Haydi istirahata çekilelim, zira ertesi gün Yaratıcı’nın görevini yerine getirmeliyiz.”

145:4.3 Ve, tekrar, hayal kırıklığına uğramış, şaşkınlık içindeki ve kalpleri kederle dolmuş insanlar istirahatlarına çekildiler; ikizler haricinde onların birkaçı bu gece güzelce bir uyku çekmişti. Tam da Üstün havarilerinin ruhlarını neşelendirecek ve kalplerine mutluluk verecek bir şeyi yapar görünürken, bir sonraki anda, onların ümitlerini kıran ve cesaretleri ve coşkularının temellerini tamamen yıkan bir görüntü sergilemişti. Ve, bu şaşkınlığa uğramış olan balıkçılar birbirlerinin gözlerine baktıklarında, orada yalnızca tek bir düşünce vardı: “Bizler onu anlayamıyoruz. Tüm bunlar da ne anlama geliyor?”

5. Erken Pazar Sabahı

145:5.1 Ne de İsa o Perşembe gecesi iyi uyuyabilmişti. O; dünyanın fiziksel sıkıntı ile dolu ve maddi zorluklarla kaplı olduğunun farkına varmış, insanların kalplerinde ruhsal krallığı kurmadan oluşan görevinin fiziksel olan şeylere hizmetle karışacağı veya en azından onun altında bir önceliğe sahip olacağı derecesinde zamanını hasta ve sıkıntı içindekilerin bakımına adamak zorunda kalışının büyük tehlikesi üzerine düşünmüştü. Bu gece boyunca İsa’nın fani aklında yer teşkil etmiş bu ve benzer düşünceler nedeniyle o, bu Pazar sabahı gün ağarmadan çok önce kalkmış ve Yaratıcı ile birlikteliğinin çok sevdiği mekânlarından bir tanesine yapayalnız gitmişti. Bu erken sabah vaktinde İsa’nın duasının teması; onun kutsal merhameti ile bütünleşmiş bir biçimde insan duygudaşlığının, fani acıların mevcudiyeti içerisinde, zamanının büyük bir kısmını ruhsal olanı yalnız bırakacak bir şekilde kendisini fiziksel hizmetle meşgul kılacak türden bir istekte bulunmasına izin vermeyişinden oluşan, bilgelik ve yargı içindi. Her ne kadar o bütüncül olarak hasta olana yardım etmekten kaçınmayı arzu etmemişse de, ruhsal öğretinin ve dini eğitimin daha önemli olan görevini de yapmak zorunda oluşunu bilmekteydi.

145:5.2 İsa birçok sefer tepelerde dua etmek için ayrılmıştı çünkü orada kendisinin kişisel adanmışlıkları için elverişli hiçbir özel oda bulunmamaktaydı.

145:5.3 Petrus o gece uyuyamamıştı; bu nedenle, oldukça erkenden, İsa’nın dua etmek için dışarı çıkışından kısa bir süre sonra, Yakub ve Yahya’yı kaldırıp, üçü Üstünleri’ni bulmaya gitti. Bir saatten fazla süren arayıştan sonra onlar İsa’yı bulmuş olup, güçlü bir biçimde kendisinden, tuhaf davranışının nedenini söylemesini talep ettiler. Onlar, insanların hepsi fazlasıyla neşe içindeyken ve havariler oldukça keyif duymaktayken, iyileşmen ruhaniyetinin bu kudretli yağmurundan rahatsız olmuş görünmesinin nedenini bilmeyi arzulamaktaydılar.

145:5.4 Dört saatten fazla bir süre boyunca İsa bu üç havariye neyin yaşanmış olduğunu açıklamaya çabaladı. İsa onlara neyin yaşanmış olduğunu öğretmiş, bu türden dışavurumların içerdiği tehlikeleri açıklamıştı. İsa onlarla dua etmek için ayrılış nedeninin sırrını kendileri ile paylaştı. O kişisel yardımcılarına; Yaratıcı’nın krallığının, harikaları gerçekleştirme ve fiziksel iyileştirme üzerine inşa edilemeyeceğinin gerçek nedenlerini açık bir biçimde ortaya koymaya çabaladı. Ancak, onlar, kendisinin öğretisini kavrayamamıştı.

145:5.5 Bu arada, erken Pazar sabahı, sıkıntı içindeki ruhların diğer kalabalıkları ve tuhaf şeylerin yaşanmasını beklemekte olan birçok kişi Zübeyde’nin evi etrafında toplanmaya başlamıştı. Onlar haykırarak İsa’yı görmek istiyordu. Andreas ve havariler o kadar büyük kafa karışıklığı içerisindeydi ki, Şimon Zelotes toplananlara konuşurken, birkaç birlikteliği ile birlikte Andreas İsa’yı bulmaya gitmişti. Andreas İsa’yı üçlünün eşliğinde bulduğunda şunu söyledi: “Üstünümüz, neden bizleri bu kalabalıkla tek başımıza bırakıyorsun? Bak, insanların hepsi seni arıyor; daha önce hiçbir zaman bu kadar sayıdaki kişi senin öğretilerinin peşine düşmedi. Şimdi bile ev senin kudretli emeklerinden dolayı yakından ve uzaktan gelmiş olanlar tarafından çevrelenmiş durumda. Onlara yardım etmek için geri dönmeyecek misin?”

145:5.6 İsa bunu duyduğunda, şu cevabı vermişti: Andreas, benim yeryüzü üzerindeki görevimin Yaratıcı’nın açığa çıkarılışı ve iletimin cennetin krallığının duyurusu olduğunu sana ve diğerlerine öğretmedim mi? Eğer öyleyse, nasıl olurda sen, görevimi bir kenara atıp meraklı olanları tatmin etmek ve işaretleri ve harikaları arayanları memnun etmek için dönmemi beklersin? Bizler bu insanlar arasında tüm bu aylar boyunca değil miydik; onlar krallığın iyi haberlerini duymak için büyük kalabalıklar halinde sürü mü oluşturdular? Neden şimdi onlar bizleri kuşatıyor? Ruhlarının kurtuluşu için ruhsal gerçekliği almanın bir sonucu yerine fiziksel bedenlerinin iyileşmesi için değil mi? İnsanlar olağanüstü dışavurumlar için bizlere ilgi duyduklarında, birçoğu gerçekliği ve kurtuluşu aramak için değil, fiziksel rahatsızlıklarını iyileştirmek ve maddi zorluklarından olan kurtuluşu teminat altına almak amacıyla geliyor.

145:5.7 “Tüm bu zaman zarfında Kapernaum’daydım, ve hem sinagogda ve hem de deniz kıyısında gerçekliği duymak için kulaklara ve onu almak için kalplere sahip olanlara krallığın iyi haberlerini duyurdum. Bu meraklı olanlara hizmet etmek için ve ruhsal olanı dışlayan bir biçimde fiziksel olan şeylere yardımda bulunmakla meşgul olur hale gelmek için seninle birlikte geri dönmem Babamın iradesi değildir. Ben seni, müjdeyi duyurmakla ve hasta olana yardım etmekle görevlendirdim; ancak, ben, öğretimimi dışlayan bir biçimde iyileştirmeyle tamamiyle içli dışlı olmamalıyım. Hayır, Andreas, seninle geri dönmeyeceğim. Git ve insanlara, bizlerin öğretmiş olduğu şeye inanmalarını ve Tanrı’nın evlatlarına ait özgürlüğü memnuniyetle deneyimlemelerini söyle, ve, krallığın iyi haberlerinin duyurusu için yolun hâlihazırda hazırlanmış olduğu yer olan Celile’nin diğer şehirleri için ayrılışımıza hazırlan. Ben Yaratıcı’dan ayrılan bir biçimde yola bu amaç için çıktım. Haydi, git ve ben burada senin geri dönmeni beklerken bizim derhal gerçekleşecek ayrılığımızı hazırla.

145:5.8 İsa bunları söylediğinde, Andreas ve onun akran havarileri kederli bir biçimde Zübeyde’nin evi için geri yollarını tuttular; onlar kalabalığı dağıtıp, İsa’nın emretmiş olduğu gibi hızlı bir biçimde yolculuk için hazırlandılar. Ve, böylece, M.S. 28 yılında, Ocak ayının 18.günü olan, Pazar öğleden sonrası İsa ve havariler, Celile’nin şehirlerine olan gerçek anlamdaki ilk kamu ve açık duyuru turnelerine başlamak için yola çıktılar. Bu ilk turnede onlar krallığın müjdesini birçok şehirde duyurmuşlardı; ancak, onlar Nasıra’yı ziyaret etmemişlerdi.

145:5.9 O Pazar akşamı, İsa ve havarilerinin Rimon için ayrılmasından kısa bir süre sonra onun kardeşleri Yakub ve Yude, Zübeyde’nin evine kısa süreliğine uğrayan bir şekilde kendisini görmek için gelmişlerdi. Bu günün öğle vakti suları Yude öncesinden, abisi Yakub’u aramış ve beraber İsa’ya gitmede ısrar etmişti. Yakub Yude ile birlikte gitmeye razı olduğunda, İsa hâlihazırda buradan ayrılmıştı.

145:5.10 Havariler, Kapernaum’da kendilerine doğmuş olan büyük ilgiyi arkalarında bırakmaktan hiç haz etmemişlerdi. Petrus, hiçbir biçimde binden az olamayacak sayıdaki inananın krallık için vaftiz edilebileceğini hesap etmişti. İsa onları sabırlı bir biçimde dinlemişti; ancak, o, geri dönmeye razı olmayacaktı. Sessizlik bir süreliğine hüküm sürdü, ve bunun sonrasında Tomas, şunu söyleyen bir biçimde, akran havarilerine seslendi: “Haydi gidelim! Üstün sözünü söyledi. Cennetin krallığının gizemlerini tamamiyle kavrayamasak ne olmuş, biz tek bir şeyden eminiz: Bizler, kendisi için ihtişamı arzu etmeyen bir öğretmeni takip etmekteyiz.” Ve, gönülsüz bir biçimde onlar, Celile’nin şehirlerinde iyi haberleri duyurmak için yola çıktılar.





Back to Top