URANTİA’NIN KİTABI’NA - 156. Makale : Tire ve Sidon’daki Konukluk

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

156. Makale : Tire ve Sidon’daki Konukluk



156. Makale : Tire ve Sidon’daki Konukluk

156:0.1 CUMA öğleden sonrası, Haziran’ın 10’u, İsa ve birliktelikleri, İsa’nın kendisine olan ilginin en yoğun olduğu döneminde Bethsayda hastanesinde bir hasta olmuş olan bir varlıklı kadının evinde durmuş oldukları, Şidon’un yakınlarına ulaşmışlardı. Öğreti-yayıcıları ve havariler hemen yakındaki mahallede arkadaşlarında kalmış olup, Şabat günü bu canlandırıcı çevre içinde dinlenmişlerdi. Onlar neredeyse iki buçuk haftalık bir süreyi, kuzeye doğru kıyı şehirlerini ziyaret etmek için hazırlanmalarından önce Şidon ve onun çevresinde geçirmişlerdi.

156:0.2 Bu Haziran Şabat günü oldukça sessiz olanlardan bir tanesiydi. Öğreti-yayıcıları ve havariler beraberce, Şidon’a olan yollarında dinlemiş oldukları Üstün’ün din üzerine olan konuşmaları üzerinde fazlasıyla düşünür haldelerdi. Onların tümü, Üstün’ün kendilerine söylemiş olduğu şeyler içinde belirli bir şeyi değerli görmeye yetkin haldeydi; ancak, onların hiçbiri, onun öğretisinin taşıdığı önemi bütünüyle kavrayamamıştı.

1. Suriyeli Kadın

156:1.1 Üstün’ün kaldığı yer olan Karuska’nın evi yakınında, Üstün’ün büyük bir iyileştirici ve öğretmen olduğunu fazlasıyla duymuş bulunan bir Suriyeli kadın yaşamakta olup, bu Şabat öğleden sonrası o, kendi küçük kızını getiren bir biçimde, İsa’nın yanına gelmişti. Yaklaşık olarak on iki yaşında bulunan bu çocuk, kasılmalarla ve diğer rahatsız edici dışavurumlarla başlıca tanımlanmakta olan ciddi bir sinirsel bozukluktan sıkıntı çekmekteydi.

156:1.2 İsa birlikteliklerinden öncesinden, istirahat etmeyi arzuladığını açıklayan bir biçimde, Karuska’nın evindeki mevcudiyetinden hiç kimseye bahsetmemelerini istemişti. Onlar Üstün’ün emirlerine itaat etmişlerse de, Karuska’nın hizmetçisi, İsa’nın madamının evinde konakladı hakkında bilgilendirmek için Norana isimli bu Suriyeli kadının evine gitmiş olup, sıkıntı içindeki kızını iyileştirilmesi amacıyla getirmesini bu endişe içindeki anneden güçlü bir biçimde talep etmişti. Bu anne, tabii ki, çocuğuna, temiz olmayan bir ruhaniyet biçiminde, bir ecinninin girmiş olduğuna inanmaktaydı.

156:1.3 Norana kızı ile birlikte ulaştığında, Alpheus ikizleri bir tercüman vasıtasıyla Üstün’ün dinlenmekte olduğunu ve rahatsız edilmemesi gerektiğini açıklamıştı; bunun üzerine Norana, o ve çocuğun tam da orada Üstün istirahatını sonlandırıncaya kadar bekleyeceği cevabını vermişti. Petrus da aynı zamanda nedenlerini anneye anlatmaya, eve gitmesi için onu ikna etmeye çabalamıştı. O, İsa’nın fazlasıyla öğretide ve iyileştirmede bulunmadan yorgun olduğunu, Fenike’ye sessizlik ve istirahatın bir süreci için gelmiş olduğunu açıklamıştı. Ancak, bu nafileydi; Norana ayrılmayacaktı. Petrus’un ricalarına o yalnızca şu cevabı vermişti: “Ben, Üstününüzü görmeden ayrılmayacağım. Biliyorum ki o çocuğumdan ecinnileri çıkarabilir, ve iyileştirici kızımı görmeden gitmeyeceğim.”

156:1.4 Bunun sonrasında Tomas kadını göndermeye çalışmıştı, ancak o sadece başarısızlıkla karşılaşmıştı. Tomas’a anne şunu söylemişti: “Ben Üstününüzün, çocuğuma işkence çektiren bu ecinniyi çıkarabileceğine inanç beslemekteyim. Onun Celile’de yapmış olduğu kudretli şeyleri duydum, ve ben ona inanıyorum. Sizlere ne oldu da böyle, sizler onun takipçileri, ki Üstününüzün yardımını görmek için gelmiş olanları geri gönderiyorsunuz?” Ve, o bunları söylediğinde, Tomas geri çekilmişti.

156:1.5 Bunun sonrasında, Norana’ya karşı çıkmak için Şimon Zelotes öne çıkmıştı. Şimon: “Kadın, sen Yunanca konuşan bir gentilesin. Senin; Üstün’ün, kendisinin gözde hanenin çocukları için amaçlamış olduğu ekmeği alıp, köpeklerin önüne atmasını beklemen doğru bir şey değildir. Ancak, Norana, Şimon’un şiddetli sözlerinden alınmayı reddetmişti. O yalnızca şu cevabı verdi: “Evet, öğretmen, sözlerini anlıyorum. Ben Musevilerin gözlerinde yalnızca bir köpeğim; ancak, mesele sizlerin Üstünü olduğunda, ben inanan bir köpeğim. Ben, onun benim kızımı göreceğinde kararlıyım; zira, ben, kendisi eğer kızımı görürse, onu iyileştirecek olacağına ikna olmuş bulunmaktayım. Ve, sizler bile, benim iyi arkadaşlarım, köpekleri, çocukların masalarından şans eseri düşmüş olan kırıntıları elde etme ayrıcalığından mahrum bırakma cüreti göstermeyeceğinizi biliyorum.”

156:1.6 Tam da bu zaman zarfında herkesin önünde küçük kız şiddetli bir kasılmaya yakalanmış olup, anne şunu haykırmıştı: “İşte bakın, çocuğumu kötü bir ruhaniyetin ele geçirmiş olduğunu görüyorsunuz. Eğer bizlerin duymuş olduğu ihtiyaç sizleri etkilemiyorsa, gidin bir de, insanların hepsini derinden sevmiş olduğunu ve inandıkları zaman gentilelileri bile iyileştirmeye cüret ettiğini duyduğum Üstününüze sorun. Sizler, onun takipçileri olmaya layık değilsiniz. Ben, çocuğum iyileştirilene kadar gitmeyeceğim.”

156:1.7 İsa bu aşamada, açık bir pencereden bu konuşmanın tamamını duymuş bir halde, dışarı çıkıp, fazlasıyla onları şaşırtarak, şunu söylemişti: “Sen hanım, inancın büyük, o kadar büyük ki arzu ettiğin şeyi senden esirgeyemem; yoluna sağlıcakla git. Kızın hâlihazırda iyileştirilmiştir.” Ve, küçük kız bu andan itibaren iyi olmuştu. Norana ve çocuk ayrılırlarken, güçlü bir biçimde İsa onlardan bu olaydan hiç kimseye bahsetmemelerini istemişti; ve, İsa’nın birliktelikleri bu talebe uyarken, anne ve çocuk, şehrin tüm çevresi boyunca ve hatta Sidon’a bu küçük kızın iyileştirilme gerçeğini duyurmaya ara vermemişti; onlar bunu öyle bir düzeyde gerçekleştirmişlerdi ki, İsa bir kaç gün içinde konakladığı yeri değiştirmeyi uygun görmüştü.

156:1.8 Ertesi gün, İsa, Suriyeli kadının kızının iyileştirilişi hakkında yorumda bulunan bir biçimde, havarilerine öğretide bulunurken şunu söylemişti: “Ve, bu en başından beri böyle süregelmiştir; gentilelilerin cennetin krallığına ait öğretiler içindeki kurtarıcı inancı uygulayabilmeye nasıl yetkin olduklarını kendi gözlerinizle gördünüz. Gerçekten de, gerçekten de, sizlere söylüyorum ki, eğer İbrahim’in çocukları cennetin krallığına girmek için yeterli inancı gösterme amacı taşımazsa, o gentileliler tarafından ele geçirilecektir.”

2. Sidon’daki Öğreti

156:2.1 Sidon’a girerken İsa ve onun birliktelikleri, onların çoğunun ilk kez görmüş oldukları, bir köprü üzerinden geçmişlerdi. Bu köprü üzerinde yürürlerken, diğer şeylere ek olarak o şunu söylemişti: “Bu dünya yalnızca bir köprüdür; sizler onun üzerinden geçebilirsiniz, ancak onun üzerinde ikamet edecek bir yerleşke inşa etmeyi düşünmemelisiniz.”

156:2.2 Yirmi dörtlü Sidon’da çalışmalarına başlarken, İsa, Yusta ve Bernice ismindeki onun annesinin evi olan, şehrin tam da kuzeyinde bulunan bir evde konaklamak için yola çıkmıştı. İsa yirmi dörtlüye her sabah Yusta’nın evinde öğretide bulunmuştu, ve onlar, öğleden sonraları ve akşamlar boyunca öğretide ve duyuruda bulunmak için Sidon içinde etrafa dağılmışlardı.

156:2.3 Havariler ve öğreti-yayıcıları, Şidon gentilelilerin iletilerini alma biçimi karşısında fazlasıyla neşelenmişlerdi; kısa konuklukları boyunca birçok kişi krallığa eklenmişti. Fenike’deki yaklaşık olarak altı hafta sürmüş olan bu süreç, ruhları kazanmanın çalışması içinde oldukça verimli bir zaman olmuştu; ancak, Müjdelerin daha sonraki Musevi yazarları, kendi insanlarının bu kadar büyük bir topluluğu kendisine düşmancıl bir biçimde karşıt iken İsa’nın öğretilerinin bu gentileliler tarafından bu sıcak karşılanışı kaydı üzerinden kısaca geçme eğilimi göstermişlerdi.

156:2.4 Birçok açıdan bu gentileliler, İsa’nın öğretilerini Musevilere kıyasla daha bütüncül bir biçimde takdir etmişlerdi. Bu Yunanca konuşan Fenike gentilelerinin çoğu, yalnızca İsa’nın bir Tanrı gibi oluşunu değil aynı zamanda Tanrı’nın İsa gibi oluşunu bilir hale geldiler. Bu sözde putperestler, bu dünya ve bütüncül evrenin sahip olduğu kanunların bütünlüğüne dair Üstün’ün öğretilerinin iyi bir anlayışını elde etmişlerdi. Onlar, Tanrı’nın kişileri, ırkları veya milletleri ayırmayışına dair öğretiyi kavramışlardı; Kâinatsal Baba’nın gözünde hiçbir ayrımcılığın bulunmadığını; evrenin bütüncül bir biçimde ve sürekli olarak kanunlara uyan ve yanılmaz halde güvenilir olduğunu. Bu gentileliler İsa’dan korkmamışlardı; onlar onun iletisini alma cüreti göstermişlerdi. Eskiden bu yana çağlar boyunca insanlar İsa’yı kavramaya yetkin olamamışlardır; onlar bunu gerçekleştirmekten korku duymuştur.

156:2.5 İsa yirmi dörtlüye, Celile’den düşmanları ile yüzleşme cesaretinden yoksun olduğu için kaçmış olmadığını açıklamıştı. Onlar, İsa’nın köklü hale gelmiş bir din ile açık bir çatışmaya girişmek için henüz hazır olmadığını, ve bir örnek şehit haline gelmeyi amaçlamadığını kavramışlardı. Yusta’nın evindeki bu görüşmelerden bir tanesi içinde Üstün takipçilerine ilk defa, “gök ve yer yok olsa bile, gerçekliğe dair benim sözlerim yok olmayacaktır” demişti.

156:2.6 Sidon’daki İsa’nın öğretimlerinin teması ruhsal ilerleyişti. İsa onlara, onların bulundukları konumda öylece durmamalarını söylemişti; onlar ya doğruluk içinde ilerleyeceklerdi ya da kötülük ve günaha gerileyeceklerdi. İsa onları, “krallığın daha büyük gerçekliklerini kucaklamak için ileriye atılırken, geçmişte olan şeyleri unutmayla” tembihlemişti. Güçlü bir biçimde İsa onlardan, müjde içindeki çocuklukları ile yetinmemelerini, ruhaniyetin bir-bütünlüğünde ve inananların kardeşliğinde olan kutsal evlatlığın bütüncül itibarına erişmeyi amaçlamalarını talep etmişti.

156:2.7 İsa: “Benim takipçilerim yalnızca, kötü olan şeyleri yapmayı sonlandırmamalı, aynı zamanda iyi olan şeyleri yapmak zorunda olmalıdır; sizler sadece bilinç dâhilindeki günahların tümünden arınmamalısınız, aynı zamanda utancın hislerine sığınmayı bile reddetmemelisiniz. Eğer günahlarınızı itiraf ederseniz, onlar bahşedilmiş hale gelir; bu nedenle, sizler sürekli, içinizde olumsuz hiçbir şey tutmayan bir vicdana sahip olmalısınız.”

156:2.8 İsa, bu gentilelilerin sergilemiş olduğu güçlü mizah anlayışından fazlasıyla keyif almıştı. Üstün’ün kalbine dokunmuş ve onun bağışlama duygusunu çekmiş olan şey; Suriyeli kadın, Novana’nın, büyük ve kararlı inancına ek olarak sergilemiş olduğu mizah duygusu Üstün’ün kalbine dokunmuş ve onun bağışlama duygusunu çekmişti. İsa, Museviler olarak — içinden geldiği insanların mizah anlayışından bu kadar yoksun oluşu karşısında büyük pişmanlık duymuştu. O bir seferinde Tomas’a: “İnsanlarım kendilerini haddinden fazla ciddiye almakta; onlar mizaha dair bir takdirden neredeyse tamamen yoksunlar.” Ferisilerin kendi üzerlerine yük olan dini, bir mizah anlayışına sahip insanlar arasında hiçbir zaman doğmazdı. Onlar aynı zamanda tutarlılıktan da yoksunlar; bir tatarcığı yememek için sularını süzerlerken, bir yandan develeri yiyorlar.”

3. Kuzeydeki Sahil’e olan Seyahat

156:3.1 28 Haziran’da, Salı günü, Üstün ve onların birliktelikleri, kuzeydeki Porpireon ve Heldua’a sahilden giden bir biçimde, Sidon’dan ayrıldılar. Onlar gentileleri tarafından oldukça iyi bir biçimde karşılanmış olup, birçoğu, öğretinin ve duyurunun bu haftası boyunca krallığa katılmıştı. Havariler Porpireon’da duyuru gerçekleştirmiş olup, öğreti-yayıcıları Heldua’da öğretimde bulunmuşlardı. Yirmi dörtlü bu şekilde çalışmalarda bulunurken, İsa onları, bir inanan olan ve önceki yıl Bethsayda’da bulunmuş Malakh ismindeki bir Suriyeli’yi ziyaret ettiği yer olan Beyrut’un sahil şehrine bir gezide bulunan bir biçimde, üç veya dört günlüğüne kendilerinden ayrılmıştı.

156:3.2 Temmuz’un 6’sı, Çarşamba günü, onların hepsi Sidon’a geri dönmüş olup, Yusta’nın evinde Pazar gününe kadar vakit geçirmişlerdi; Pazar günü onlar, 11 Temmuz’da, Pazartesi günü Tire’ye varan bir biçimde, Sarepta yolu üzerinden sahil boyunca Tire için güney yönünde yola çıkmışlardı. Bu zaman zarfında havariler ve öğreti-yayıcıları, sözde gentileliler olarak adlandırılmakta olan ancak gerçekte daha da öncül İbrani kökenine ait öncül Kenani kabilelerinden başlıca gelmekte olan insanlar arasında çalışmalarda bulunmaya alışır hale gelmekteydi. Bu insanların tümü Yunan dilini konuşmaktaydı. Havariler ve öğreti-yayıcıları için, bu gentilelerinin müjdeyi duyma istekliliklerini gözlemlemek ve birçoklarının inanmaya olan hazır oluşunu fark etmek büyük bir sürprizdi.

4. Tire’de

156:4.1 11 Temmuz’dan 24 Temmuz’a kadar onlar Tire’de öğretide bulunmuşlardı. Havarilerin her biri yanlarına öğreti-yayıcılarından bir tanesini almıştı, ve böylece onlar ikişerli bir biçimde Tire’nin her bir kısmına ve çevresine öğretide ve duyuruda bulunmuştu. Bu yoğun deniz limanın çok dilli nüfusu kendilerini memnuniyetle dinlemişti, ve onların çoğu krallığın dışsal birlikteliği için vaftiz edilmişti. İsa; Davud ve Solomon’un zamanında Tire şehir-devletinin krallığını yapmış Hiram’ın mezarından çok da uzakta olmayan bir yerde, Tire’nin beş veya yedi kilometre güneyinde yaşamakta olan Yusuf ismindeki bir inananın evinde karargâhını kurmuştu.

156:4.2 İki haftalık bu süreç boyunca, her gün havariler ve öğreti-yayıcıları Tire’ye, küçük buluşmaları düzenlemek için İskender’in dalgakıranı üzerinden girmişlerdi; ve, her gece onların çoğu Yusuf’un evindeki kamplarına şehrin güneyinden geri dönmekteydi. Her bir gün inananlar, istirahat ettiği yerde İsa ile konuşmak için şehirden çıkmaktaydı. Üstün Tire’de; inananlara Baba’nın insanlığın tümü için beslemiş olduğu derin sevgi ve Evlat’ın Baba’yı insan ırklarının tümü için açığa çıkarma görevi hakkında öğretide bulunmuş olduğu sefer olan, Temmuz’un 20’si öğleden sonrasında, yalnızca bir kez konuşmuştu. Gentileliler arasında krallığın müjdesine yönelik o kadar büyük bir ilgi vardı ki, bu sefer, Melkart mabedinin kapıları İsa’ya açılmıştı; ve, bu ilkçağ mabedin tam da yerleşkesi içinde bir Hıristiyan kilisesinin kurulmuş olması ne de ilgi çekici bir gerçektir.

156:4.3 Dünya çapında Tire ve Şidon’u meşhur yapmış, ve dünyanın tamamına yayılmış ticaretlerine ve bu ticaretin getirmiş olduğu zenginliğe fazlasıyla katkıda bulunmuş olan boya olarak, Tire morunun yapımında önce gelenlerden çoğu krallığa inanmıştı. Bu zaman zarfından kısa bir süre sonra, bu boyanın kaynağı olan deniz hayvanlarının sayısı azalmaya başladığında, bu boya yapıcıları bu kabuklu-balıkların yeni yaşam alanlarını bulmak için yola çıktıklar. Ve, dünyanın ücra yerlerine bu şekilde taşınarak, beraberlerinde, krallığın müjdesi olarak — Tanrı’nın babalığının ve insanın kardeşliğinin iletisini taşıdılar.

5. Tire’deki İsa’nın Öğretisi

156:5.1 Bu Çarşamba öğleden sonrası, konuşmasına başlarken, İsa takipçilerine ilk olarak, kökü alttaki kara toprağın bulamacında ve çamurunda tutunurken, el değmemiş ve karlı başını güneş ışığına doğru uzatan bir biçimde yetiştiren beyaz leylağın hikâyesini anlatmıştı. “Benzer bir biçimde” dedi İsa, “fani insan da, kökeni ve varlığının kökleri insan doğasının hayvan toprağında iken, inanç vasıtası ile ruhsal doğasını cennetsel gerçekliğin güneş ışığına uzatabilir ve mevcut bir biçimde ruhaniyetin soylu meyvelerini verir hale getirebilir.”

156:5.2 İsa, kendi el sanatı — marangozluk — ile ilgili kullanmış olduğu ilk ve tek simgesel anlatıyı yine bu vaazda gerçekleştirmişti. “Ruhsal donanımlardan oluşan soylu bir karakterin büyümesi için temelleri iyi atın” biçimindeki uyarısında bulunurken, şunu söylemişti: “Ruhaniyetin meyvelerini verebilmek için, sizler ruhaniyetten doğmuş olmalısınız. Akranlarınız arasında ruhaniyet-ile-dolu yaşamı yaşamak istiyorsanız, ruhaniyet tarafından öğretilmiş bir halde ve onun önderliğinde hareket ediyor olmak zorundasınız. Ancak, kurtların yemiş olduğu ve içten içe çürümekte olan keresteyi düzelterek, ölçerek ve pürüzsüz hale getirerek değerli vaktini boşa harcayan budala marangozun hatasına düşmeyin; emeğinin tümünü bu şekilde güçsüz olan kereste kirişine adadıktan sonra, bu parçayı, zaman ve fırtınanın saldırılarına karşı gelmek için inşa edeceği yapının temellerine koymayı uygun bulmayarak reddetmek zorunda kalacaktır. Her insanın, karakterin ussal ve ahlaki temellerinin, genişleyen ve soylulaşmakta olan ruhsal doğanın temellerine oturtturulmuş olan yapıyı yeterli bir biçimde destekleyecek biçimde olmasından emin olalım; zira bu temeller fani aklı dönüştürecek ve bunun sonrasında, yeniden yaratılmış olan akıl ile birliktelik içinde, ölümsüz nihai sona ait ruhun evrimine erişecektir. Ruhaniyet doğanız — ortak bir biçimde yaratılmış ruh olarak — canlı bir büyümedir; ancak, bireyin aklı ve ahlaki değerleri, insan gelişimi ve kutsal nihai sonun daha yüksek dışavurumlarının yeşermek zorunda olduğu topraktır. Evrimleşen ruhun toprağı, insani ve maddidir; ancak, aklın ve ruhaniyetin bu bütünleşmiş yaratımının sahip olduğu nihai son, ruhsal ve kutsaldır.”

156:5.3 Bu aynı günün akşamı, Nathanyel İsa’ya şu soruyu sormuştu: “Üstün, senin açığa çıkarışından Baba’nın hiçbir zaman böyle şeylerde bulunmadığını oldukça iyi biliyor olmamıza rağmen, Tanrı’dan neden bizleri cezbeden şeylere götürmemesini talep ediyoruz?” İsa Nathanyel’in sorusunu şöyle cevapladı:

156:5.4 “Senin, öncül İbrani peygamberlerin oldukça muğlâk gördüğü gibi değil, Baba’yı benim gibi bilmeye başladığını görürken böyle sorularda bulunman şaşırtıcı olan bir şey değildir. Sen, uzak atalarımızın Tanrı’yı neredeyse ortaya çıkan her şeyde görme eğilimi içinde bulunmuş olduğunu oldukça iyi bir biçimde bilmektesin. Onlar, doğal olayların tümünde ve insan deneyiminin her bir olağandışı yaşanmışlığında Tanrı’nın elini aramışlardı. Onlar Tanrı’yı hem iyilik ve hem de kötülük ile ilişkilendirmişlerdi. Musa’nın kalbini yumuşatanın ve Firavun’un kalbini katılaştıranın o olduğunu düşünmüşlerdi. İnsan bir şey yapmak için güçlü bir uyarıma sahip olduğunda, bu olağandışı duyguları şu yorumda bulunarak atfetme alışkanlığına sahip olmuştu: ‘Koruyucu benle, şu şunu yap, veya şuraya şuraya git diyen bir biçimde, konuştu.’ Bunun uyarınca, insanlar oldukça sık ve oldukça şiddetli bir biçimde cazibeye kapıldıkları için, Tanrı’nın kendilerini sınamak, cezalandırmak veya güçlendirmek için bu cazibelere yönlendirmiş olduğuna inanmak atalarımızın alışkanlığı haline gelmişti. Sizler, insanların tümünün çoğu zaman cazibeye, kendi öz bencillikleri ve hayvan doğalarının uyarımları sonucu kapılmakta olduklarını bilmektesiniz. Sizler bu şekilde cezp edildiğinizde, tarafınızdan; cazibeyi dürüst ve içten bir biçimde olduğu gibi tanırken, dışa vurulmayı bekleyen ruhaniyetin, aklın ve bedenin enerjilerini ussal bir şekilde daha yüksek kanallara ve daha idealist amaçlara yeniden yönlendirmenizi istiyorum. Bu şekilde sizler, cezp edildiğiniz şeyleri yücelten fani hizmetin daha yüksek türlerine dönüştürürken, hayvan ve ruhsal doğalar arasındaki bu israflar ve zayıf düşürücü çatışmalardan neredeyse tamamen kaçınabilirsiniz.

156:5.5 “Ancak, bir arzunun yerine diğer ve varsayıldığı haliyle daha üstün bir arzuyu insan iradesinin salt kuvveti ile koyma çabasında bulunarak cezbeden şeyin üstesinden gelme girişiminin budalalığına karşı sizleri uyarmama izin verin. Eğer sizler gerçekten, daha küçük ve daha alt düzeydeki doğanın cezp etmiş olduğu şeyler üzerinde gerçekten utgun olmak istiyorsanız; aklınızın, cazibe olarak tanımlamış olduğunuz bu daha alt düzeydeki ve daha az idealist davranış alışkanlığı ile değiştirme arzusunda bulunduğu, davranışın daha yüksek ve daha idealist türleri için mevcut bir ilgiyi, ve derin sevgiyi, gerçek ve içten bir biçimde geliştirdiğiniz yer olan ruhsal üstünlüğe sahip olan noktaya gelmek zorundasınız. Sizler bu şekilde, fani arzuların aldatıcı baskısı ile artan bir biçimde haddinden fazla yük altına girmek yerine, ruhsal dönüşümler aracılığı ile kurtulacaksınız. Eski ve alt düzeyde olan, yeni ve daha üstün olana duyulan sevgi içerisinde unutulacak. Güzellik her zaman çirkin olan üzerinde, gerçekliğin derin sevgisi tarafından aydınlanmakta olan herkesin kalbinde utgun olacaktır. Yeni ve içten ruhsal şefkatin tutulamaz gücü içerisinde kudretli bir güç bulunmaktadır. Ve, tekrar sizlere söylüyorum, kötü olanın gücü altında ezilmeyin, bunun yerine kötülüğü iyilik ile ele geçirin.”

156:5.6 Gecenin ilerleyen saatlerine kadar havariler ve öğreti-yayıcıları sorularda bulunmaya devam ettiler; ve, bizler verilmiş olan birçok cevabı, çağdaş kavramlar içinde yeniden ifade edilmiş halde, şu düşünceleri sunmak isteriz:

156:5.7 Geleceğe dair güçlü arzu, ussal yargı ve yeterince olgunlaşmış olan bilgelik, maddi başarının temelleridir. Önderlik, doğal yetiye, ayırt ediş yetkinliğine, irade gücüne ve kararlılığa dayanır. Ruhsal nihai son, Tanrı’yı bulma ve onun gibi olma biçiminde — doğruluk için duyulan açlık ve susuzluk halindeki — inanca, derin sevgiye ve gerçekliğe olan adanmışlığa bağlıdır.

156:5.8 İnsan oluşunuzun keşfi cesaretinizi kırmasın. İnsan doğası kötülüğe meyil gösterebilir, ancak o içkin bir biçimde günahkâr değildir. Pişmanlık duyulası deneyimlerinizin bazısını tamamiyle unutmadaki başarısızlığınız karşısında ümitsizliğe kapılmayın. Zaman içindeki unutmada başarısız olduğunuz hatalar ebediyet içinde unutulacaktır. Ruhaniyetinizin sahip olduğu yükleri, sürecinizin bir kâinat kadar genişleyişi halinde, nihai sonunuzun çok uzun vadeli bir bakışına hızlı bir biçimde sahip olarak atın.

156:5.9 Aklın kusursuzluklarıyla veya bedenin istekleriyle ruhunuzun değerini ölçme hatasına düşmeyin. Tekil bir talihsiz insan yaşanmışlığını ortak baz olarak ne ruhu ne de onun nihai sonunu yargılayın. Ruhsal nihai sonunuz, yalnızca ruhsal arzularınız ve amaçlarınız tarafından belirlenmektedir.

156:5.10 Din, Tanrı-bilen insanın evrimleşir haldeki ölümsüz ruhunun ayrıcalıklı ruhsal deneyimidir; ancak, ahlaki güç ve ruhsal enerji, zorlu toplumsal durumlarla yüzleşmede ve karmaşık ekonomik sorunları çözmede kullanılabilecek güçlü kuvvetlerdir. Bu ahlaki ve ruhsal bahşedilmişlikler, insan yaşamının her bir düzeyini daha zengin ve daha anlamlı hale getirmektedir.

156:5.11 Sizler, yalnızca sizleri sevmekte olanları sevmeyi öğrenirseniz dar görüşlü ve basit bir hayatı yaşama nihai sonuna sahip olursunuz. İnsan derin sevgisi gerçekten de karşılıklı olabilir; ancak, kutsal derin sevgi, yalnızca vererek tüm tatminini elde etmektedir. Bir yaratılmışın doğasında ne kadar az sevgi varsa, kendisi o kadar fazla sevgiye ihtiyaç duymaktadır; ve, kutsal derin sevgi bu türden ihtiyacı gidermek için o kadar fazla sevgi vermektedir. Sevgi hiçbir zaman kendi çıkarının peşine düşmemektedir, ve sevgi kişiye kendisi tarafından bahşedilememektedir. Kutsal derin sevgi hiçbir zaman kendi başına hareket edemez; o her zaman bencil-olmayan bir biçimde bahşedilmek zorundadır.

156:5.12 Krallık inananları, doğruluğun belirli bir utgunluğuna karşı, ruhun bütünüyle verildiği bir inanış halinde, açık bir inanca sahip olmalıdır. Krallığı inşa edenler, ebedi kurtuluşun müjdesinin taşıdığı gerçeklikten şüphe etmez halde bulunmalıdırlar. İnananlar artan bir biçimde, maddi mevcudiyetin vermiş olduğu cesaret kırıcı rahatsızlıklardan kaçan halde — yaşamın aceleci akışından bir adım kenara atmayı öğrenmek zorunda iken, bir yandan, ibadetsel bir-bütün hale gelerek ruhu canlandırmalı, akla ilham vermeli ve ruhaniyeti yenilemeliler.

156:5.13 Tanrı-bilen bireyler, talihsizlik karşısında cesaretlerini yitirmemekte ve hayal kırıklıkları karşısında ümitsizliğe kapılmamaktadır. İnananlar, tamamiyle maddi olan büyük çaplı değişikliklerin sonucunda gelen tüm umudu yitirme halinden muaftırlar. Ebedi yaşamın adayları, fani yaşamın beklenmeyen tüm iniş-çıkışları ve rahatsızlık verici etkileri ile mücadele etmenin canlandırıcı ve yapıcı bir yönteminin uygulayıcılarıdır. Gerçek bir inananın yaşamış olduğu her bir gün, doğru olaşan şeyi yapmayı daha kolay bulmaktadır.

156:5.14 Ruhsal yaşam kudretli bir biçimde, gerçek olan bireyin kendisine duymuş olduğu saygıyı arttırmaktadır. Ancak, bireyin kendisine duymuş olduğu saygı, benliğe duyulan hayranlık değildir. Benlik saygısı her zaman, kişinin akranlarına duymuş olduğu derin sevgi ve onlara göstermiş olduğu hizmet ile eş güdüm halindedir. Komşunuzu sevme düzeyinizden daha çok kendinize saygı duymanız mümkün değildir; bir kişinin kendisi, diğeri için yetkinlik ölçüsüdür.

156:5.15 Günler ilerledikçe, her gerçek inanan, akranlarını ebedi gerçekliğin derin sevgisine çekmede daha kabiliyetli hale gelmektedir. İyiliği insanlara açığa çıkarmada düne kıyasla bugün daha becerikli değil misiniz? Bu yıl geçen yıla kıyasla doğruluğun daha iyi bir tavsiyecisi değil misiniz? Aç ruhları ruhsal krallığa yönlendirme tekniğinizde artan bir biçimde yaratıcı değil misiniz?

156:5.16 Sahip olduğunuz idealler ebedi kurtuluşunuzu teminat altına alacak kadar yüksek iken, düşünceleriniz, sizleri fani akranlarınız ile olan birlikteliğinizde yeryüzü üzerinde yararlı bir vatandaş haline getirecek kadar gündelik hayata uygulanabilir halde mi? Ruhaniyet bakımından, sizlerin vatandaşlığı cennet içindedir; beden bakımından, hepiniz dünyasal krallıkların vatandaşları olmaya devam etmektesiniz. Maddi olan şeylerin hakkını Sezar’a, ruhsal olan şeylerin hakkını Tanrı’ya verin.

156:5.17 Evrimleşen ruhun ruhsal yetkinliğinin ölçüsü, sizlerin gerçekliğe olan inancınız ve insanlar için beslemiş olduğunuz derin sevgidir; ancak, insani olan karakterinizin gücünün ölçüsü, kin beslemeyi reddedişiniz ve derin keder karşısında umudunuzu yitirmeye karşı koyma yetkinliğinizdir. Yenilme, içinde gerçek benliğinizi dürüst bir biçimde görebileceğiniz gerçek bir aynadır.

156:5.18 Yaşınız ilerledikçe ve krallığın olaylarında daha deneyimli hale geldikçe, sorunlu faniler ile olan ilişkilerinizde ne yaptığınızı daha çok bilir ve inatçı birlikteliklerinizle olan yaşamınızda daha mı hoşgörülü hale geliyorsunuz? Hassas durumlarda dikkatli bir biçimde hareket etmek, toplumsal tahterevallinin dayanak noktasıdır; ve, hoşgörü, büyük bir ruhaniyetin ayırt edici işaretidir. Eğer sizler nadir bulunan ve büyüleyici bahşedilmişlikleri elinizde bulunduruyorsanız, günler ilerledikçe sizler, gereksiz nitelikteki tüm toplumsal anlaşmazlıklardan kaçınmadaki kıymetli çabalarınızda oldukça dikkatli hale gelip, bu konuda uzmanlaşacaksınız. Bu türden bilge ruhlar; duygusal uyumun yoksunluğundan muzdarip olan, olgunlaşmayı reddeden ve şükranlıkla yaşlanmaya karşı koyanların tümünde bir ölçüde sorunun kökeninden fazlasıyla kaçmada yetkindirler.

156:5.19 Gerçekliği duyurmada ve müjdeyi ilan etmedeki çabalarınızın tümünde içtensizlikten ve adaletsizlikten kaçının. Kazanılmamış herhangi tanınmanın ardına düşmeyin, ve hak edilmemiş herhangi bir duygudaşlığı elde etme arzusunda bulunmayın. Derin sevgiyi hem kutsal hem de, sizleri terk etmelerinden bağımsız olarak, insani olan kaynaklardan herhangi bir kısıtlama olmaksızın alın, ve bunun karşılığında yine herhangi bir kısıtlama olmaksızın derinden sevin. Ancak, onurla ve övgüyle ilişkili olan diğer her şeyde yalnızca, size gerçekten ait olanı arayın.

156:5.20 Tanrı’nın bilincinde olan fani, kesin bir biçimde kurtuluşa aittir; o, yaşamdan korkmamaktadır; o dürüst ve tutarlıdır. O, kaçınılmaz olan sıkıntıya nasıl cesur bir biçimde göğüs gereceğini bilmektedir; o, kaçılmaz olan zorlukla karşılaşıldığında, şikâyette bulunmaz haldedir.

156:5.21 Gerçek inanan, yalnızca engellenmiş olduğu için iyi şeyleri yapmadan yorgun düşmemektedir. Zorluk, gerçekliğin sevgilisinin tutkusunu keskinleştirirken, zorluklar yalnızca, yılmaz krallık inşacısının kararlılığını arttırmaktadır.

156:5.22 Ve, İsa onlara, Tire’den ayrılmaya hazırlanmalarından önce başka birçok şeyin öğretisinde bulunmuştu.

156:5.23 Tire’den Celile Denizi bölgesine geri dönmek için ayrıldığı günün öncesi İsa, birlikteliklerini bir araya toplayıp, on iki öğreti-yayıcısından, kendisinin ve on iki havarinin kullanmak üzere oldukları güzergâhtan farklı bir yoldan geri dönmelerini istemişti. Ve, öğreti-yayıcılarının burada İsa’dan ayrılmalarından sonra onlar bir kez daha kendisi ile bu kadar yakından ilişki içinde bulunmamışlardı.

6. Fenike’den Geri Dönüş

156:6.1 24 Temmuz’da, Pazar günü öğlen suları, İsa ve on ikili, sahil boyunca güney yönünde Potolemais’e giden bir biçimde, güney Tire’de bulunan Yusuf’un evinden ayrıldı. Burada onlar, ikamet etmekte bulunan inananlardan meydana gelmiş bir kafileye umut verici sözleri ifade ederek, bir gün geçirdiler.

156:6.2 Salı günü onlar, Tiberya yolu üzerinden, denizi çevreleyen karanın doğu iç kısmından yakındaki Yotapata giden bir biçimde, Potolemais’den ayrılmışlardı. Çarşamba günü onlar Yotapata’da durmuş olup, krallığın şeylerine dair inananlara ilave eğitimde bulunmuşlardı. Perşembe günü onlar, Ramah üzerinden, Nasıra-Lübnan Dağı patika yolunda kuzey yönünden Zebulun kasabasına giden bir biçimde, Yotapata’dan ayrılmışlardı. Onlar Cuma günü Ramah’ta buluşmalar düzenleyip, Şabat’ı burada geçiren bir biçimde kalmaya devam etmişlerdi. Onlar Zebulun’a Cuma günü, Temmuz’un 31’inde, ulaşmışlardı; burada onlar bu günün akşamı bir buluşma düzenlemiş olup, ertesi sabah ayrılmışlardı.

156:6.3 Zebulun’dan ayrılarak onlar, Gişhala yakınındaki Mecdel-Sidon kavşağına seyahat etmişlerdi; ve, buradan onlar, Davud Zübeyde ile buluşmak için anlaşmış oldukları, ve krallığın müjdesinin duyuruluşu emeğinde atılması gereken bir sonraki adım hakkında tavsiye almayı amaçladıkları yer olan, güney Kapernaum’da kalan, Celile gölünün batı sahillerindeki Gennesaret için yollarını tutmuşlardı.

156:6.4 Davud ile olan kısa bir görüşme süreci içinde onlar, içlerinde bulundukları an içerisinde birçok önderin Keresa yakınındaki gölün karşı kıyısında bir araya gelmiş olduğunu öğrenmişlerdi; ve, bunun uyarınca tam da bu akşam bir tekne kendilerini gölün karşısına taşıdı. Bir gün boyunca onlar sessiz bir biçimde tepelerde istirahat etmiş olup, ertesi gün, Üstün’ün bir sefer beş bin kişiyi beslemiş olduğu yakındaki parka hareket etmişlerdi. Burada onlar üç gün boyunca istirahat etmiş olup, Kapernaum ve onun çevresinde ikamet etmekte olan bir zamanlar sayılamayacak düzeydeki inananlardan arta kalan bireyler halindeki, yaklaşık olarak elli erkek ve kadının katıldığı, günlük görüşmeleri düzenlemişlerdi.

156:6.5 Fenike konukluğu dönemi olarak İsa Kapernaum ve Celile’den uzakta bulunurken, düşmanları, tüm hareketin parçalanmış olduğu varsayımında bulunmuş olup, İsa’nın aceleci bir biçimde geri çekilişinin kendisinin tamamiyle korkudan endişe kapılıp artık bir daha geri dönüp kendilerini rahatsız etmeyeceğine işaret ettiği sonucuna varmışlardı. Öğretilerine olan tüm etkin karşıtlık neredeyse tamamen dinmişti. İnananlar kamu buluşmalarını bir kez daha düzenlemeye başlamaktaydılar; ve, orada, müjde inananlarının çok yakın bir zaman içinde geçmiş olduğu büyük elekten kalan sınanmış ve gerçek kurtulanların kademeli ama etkin bir birlikteliği orta çıkmaktaydı.

156:6.6 Hirodes’in kardeşi olan Filip, İsa’nın yarı-gönüllü inananı haline gelmiş olup, Üstün’ün kendi nüfuz alanında yaşamaya ve emeklerinde bulunmaya özgür olduğu haberini göndermişti.

156:6.7 Musevi insanlarının tümüne ait sinagogları İsa’nın ve onun tüm takipçilerinin öğretilerine kapatma emri, kâtipler ve Ferisiler üzerinde ters bir etki yaratmıştı. İsa’nın kendisini bir tartışma konusu olmaktan çıkarması üzerine derhal, tüm Musevi insanları arasında bir tepki meydana geldi; orada, Kudüs’deki Ferisiler ve Sanhedrin önderlerine karşı büyük bir karşıtlık bulunmaktaydı. Sinagog yöneticilerinin çoğu sinagoglarını gizlice, bu öğretmenlerin Yahya’nın destekçileri olduğu ve İsa’nın takipçileri olmadığını duyuran bir biçimde, Abner ve onun birlikteliklerine açmışlardı.

156:6.8 Hirodes Antipa bile, İsa’nın kardeşi Filip’in bölgesinde gölün karşı kıyısında konaklamakta olduğunu öğrenmesi üzerine bir değişim yaşamıştı; o Filip’e, Celile’de tutuklanması içim emirleri imzalamış olmasına rağmen, bu şekilde Perea’da yakalanmasına izin vermediğini, böylece, Celile’nin dışında kaldığı sürece İsa’nın rahatsız edilmeyeceğini işaret eden haberi göndermişti; ve, o bu aynı emri, Kudüs’deki Museviler’e aktarmıştı.

156:6.9 Ve, bu, Üstün Fenike görevinden geri döndüğünde ve yeryüzü üzerindeki görevinin bu son ve büyük öneme sahip yılı için dağılmış, sınanmış ve ağır kayıplara uğramış kuvvetlerini yeniden düzenlemeye başladığı, M.S. 29 yılında, Ağustos’un ilk gününde yaşananlardı.

156:6.10 Savaş durumu; Üstün ve onun birliktelikleri, insanların akıllarında ikamet etmekte olan yaşayan Tanrı’nın ruhaniyetine ait din olarak, yeni bir dinin duyurusuna başlamaya hazırlandığında açık bir biçimde tekrar ortaya çıkmıştı.





Back to Top