URANTİA’NIN KİTABI’NA - 187. Makale : Çarmığa Gerilme

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

187. Makale : Çarmığa Gerilme



187. Makale : Çarmığa Gerilme

187:0.1 BİR CENTURİON’un emri altında askerler olarak iki haydut hazırlandıktan sonra, çarmıh sahnesi başlamıştı. Bu on iki askerden sorumlu olan centurion, Gethsemane’de İsa’yı tutuklamak için önceki gece Romalı askerlere önderlik eden aynı kumandandı. Çarmığa gerilecek her bir kişiye dört askeri görevlendirmek Roma âdetiydi. İki hırsız çarmıha gerilmek için götürülmeden önce yerinde bir biçimde kırbaçlanmıştı; ancak, İsa’ya ilave bir fiziksel ceza verilmemişti; kumandan kuşku duymayan bir biçimde, kınanmasından önce bile, onun hâlihazırda yeteri kadar kırbaçlanmış olduğunu düşünmüştü.

187:0.2 İsa ile çarmığa gerilecek olan iki hırsız, Barabbas’ın birliktelikleri olup, eğer kendisi Pilatus’un Hamursuz affı olarak serbest bırakılmayacak olsaydı daha sonra önderleriyle ölüme gönderilecekti. İsa böylece, Barabbas’ın yerinde çarmığa gerilmişti.

187:0.3 İsa’nın bu aşamada yapacağı şey, çarmıh üzerinde kendisini ölüme teslim etmek olarak, kendi öz iradesiyle gerçekleştirdiği bir şeydir. Bu deneyimin öngörüsünün ifadesinde, o şunu söylemişti: “Baba beni derinden sevmekte ve benim her ihtiyacımı karşılamaktadır çünkü ben kendi yaşamımı öne sermeye gönüllüyüm. Ancak, ben onu tekrar alacağım. Hiç kimse benim yaşamımı benden alamaz — ben onu kendim teslim edeceğim. Ben onu öne serme yetkisine sahibin, ben onu tekrar alma yetkisine sahibim. Ben Babamdan bu türden bir emri aldım.”

187:0.4 Askerler İsa’yı praetoryumdan Golgotha için yola çıkardıklarında, bu sabah saat dokuzdan biraz önceydi. Onlar, İsa ile gizlice duygudaşlık kuran birçokları tarafından takip edilmekteydi; ancak, iki yüz veya daha fazlasından meydana gelen bu topluluğun büyük bir kısmı ya onun düşmanları ya da sadece çarmığa gerilmenin şahitliğinin şokundan keyif duymayı amaçlayan meraklı haldeki işi olmayanlardı. Onun Roma askerlerini Pilatus tarafından teslim edilmiş olduğunu ve onun ölmeye kınandığını bilir bir halde, onlar kendilerini, İsa’nın takipçileri ile ne yapılmasını tartıştıkları, mabette buluşmalarıyla meşgul kılmışlardı.

1. Golgotha Yolunda

187:1.1 Praetoryumun bahçesinden ayrılmadan önce, askerler sürgüleri İsa’nın omuzlarına geçirmişlerdi. Kınanmış kişinin artıyı yapan kısa keresteyi çarmığın sahnesine taşımaya zorlanması adetti. Bu türden kınanmış bir kişi yalnızca bütün çarmıhı taşımazdı, yalnızca bu küçük keresteyi taşırdı. Üç çarmıh için daha uzun ve dümdüz kereste parçaları hâlihazırda Golgotha için gönderilmişti; ve, askerlerin ve onların tutsaklarının varışı zamanında, onlar güçlü bir biçimde toprağa dikilmiş haldeydi.

187:1.2 Adet gereği kumandan, suçluların isimlerinin ve kınanmış oldukları suçların doğasının kömür ile yazılmış olduğu küçük beyaz tahtaları taşıyan bir biçimde, kafileye öncülük etmişti. İki hırsız için centurion isimlerinin altına tek bir kelime yazmıştı: “Haydut”. Kurban artıyı yapan keresteye çivilendikten ve dik olan kerestede dikildikten sonra, izleyenlerin tümü kınanmış kişinin hangi suç için çarmığa gerildiğinin bilinebilmesi için, bu notun artının tepesine çivilenmesi adetti. İsa’nın çarmıhına koymak için centurionun taşımış olduğu işaret Pilatus’un kendisi tarafından Latince, Yunanca ve Aramice’de yazılmıştı, ve o şunu söylemekteydi: “Nasıralı İsa — Musevilerin Kralı.”

187:1.3 Pilatus bu işareti yazdığında hala burada hazır olan Musevi makamlarının bazıları, İsa’nın “Musevilerin kralı” olarak çağrılmasına karşı güçlü bir karşı koyuşta bulundu. Ancak, Pilatus onlara, bu türden bir suçlamanın onun kınanmasına götüren suçlamanın bir parçası olduğunu hatırlattı. Museviler, kendilerinin Pilatus’un aklını değiştirmede egemen olamadıkların gördüklerinde, onun en azından şu şekilde onacak halde değiştirilmesi için ısrar etmişlerdi: “O, ‘ben Musevilerin kralıyım’ dedi.” Ancak, Pilatus kararlıydı; o yazıyı değiştirmeyecekti. Onların tüm ek isteklerine yalnızca şunu söyledi: “Yazdığım şey, yazdığım gibi kalacaktır.”

187:1.4 Olağan hallerde, geniş sayıdaki kişilerin kınanmış suçluyu görebilmesi için en uzak yoldan Golgotha’ya hareket etmek adetti; ancak, bu gün onlar, şehirden kuzeye Şam kapısına olan en doğrudan yoldan gitmiş olup, bu yolu izleyerek, yakın bir süre içinde Kudüs’ün remi çarmıh yeri olan Golgotha’ya varmışlardı. Golgotha’nın ötesinde varlıklı kişilerin villaları bulunmaktaydı ve yolun diğer kısmında birçok hali vakti iyi Musevilerin mezarı vardı.

187:1.5 Çarmıh yalnızca bir Musevi türü cezalandırma değildi. Hem Yunanlılar hem de Romalılar bu idam yöntemini Fenikelilerden öğrenmişti. Hirodes bile, tüm yabaniliğine rağmen, çarmıha başvurmamıştı. Romalılar hiçbir zaman bir Romalı vatandaşı çarmıha germemişti; yalnızca köleler ve tabi insanlar ölümün bu onursuz türüne bağlıydı. Kudüs’ün kuşatılması sırasında, İsa’nın çarmıhından yalnızca kırk yıl sonra, Golgotha’nın tümü, gün be gün, Musevi ırkı çiçeğinin orada yok olduğu binlerce ama binlerce çarmıhla kaplanmıştı. Korkunç bir hasat, gerçekten de, bu günün ekimi olmuştu.

187:1.6 Ölüm kafilesi Kudüs’ün dar sokaklarından geçerken, İsa’nın neşe ve merhamet sözlerini duymuş ve onun sevgi dolu hizmetini bilmiş olan iyi kalpli birçok Musevi kadını, bu türden soysuz bir ölüme götürülürken kendisini gördüklerinde ağlamadan kendilerini alamamışlardı. O geçerken bu kadınlardan çoğu haykırmış olup yas tutmuştu. Ve, onlardan bazıları onun yanında izlemeye bile cüret ettiğinde, Üstün başını onlara çevirip, şunu söylemişti: “Kudüs’ün kızları, benim için ağlamayın; bunun yerine kendileriniz ve çocuklarınız için ağlayın. Benim görevim tamamlanmak üzere — yakın bir süre içinde Babam’a gideceğim — ancak Kudüs için korkunç sıkıntı dönemleri daha yeni başlamaktadır. Bakın, sizlerin şunu söyleyeceği günler gelmektedir: Çocukları olmayan ve memeleri bir kez küçüklerini emzirmemiş olanlar ne de kutlu kişilerdir. Bu günlerde sizler, sıkıntılarınızın dehşetlerinden kurtulabilmek için başınıza tepelerden kayalar düşsün diye dua edeceksiniz.”

187:1.7 Kudüs’ün bu kadınları gerçekten de İsa’ya bariz duygudaşlık göstermekte cesurlardı; zira, çarmıha götürülen kişi için dostane hisler göstermek kanuna kesin bir biçimde aykırıydı. Kalabalığın kınanmış olan kişiyle uğraşmasına, onunla alay etmesine ve onunla eğlenmesine izin verilmekteydi; ancak, herhangi bir duygudaşlığın ifade edilmesine izin verilmemekteydi. Her ne kadar İsa, kendi dostları saklanırken duygudaşlığın bu sergilenişini takdir etmiş olsa da, kendisi adına merhamet göstermeye cüret ederek bu iyi kadınların makamların hoşnutsuzluğuna sahip olmalarını istemiyordu. Bu türden bir zamanda bile bu İsa kendisi adına çok az şey düşünmüştü; o yalnızca, Kudüs ve bütün Musevi ulusu için beklemekte olan acının korkunç günleriyle ilgiliydi.

187:1.8 Üstün çarmıha olan yol boyunca yavaşça ilerlerken, oldukça yorgun haldeydi; onun gücü nerdeyse tamamen tükenmişti. İlyas Markus’un evindeki Son Akşam Yemeği’nden beri ne yiyecek yemiş ne de su içmişti; ne de onun bir anlık uykuyu keyifle yaşamasına izin verilmişti. Buna ek olarak, fiziksel acıyla ve kan kaybıyla gelen istismarcı kırbaçlanmasını daha hesaba katmadan, kınanmasına kadar bir duruşmadan diğeri izlemişti. Tüm bunların üzerinde güçlü olarak onun olağanüstü derecedeki zihinsel rahatsızlığı, keskin ruhsal gelişimi ve insani yalnızlığın acı bir hissi binmişti.

187:1.9 Şehrin dışından kapı boyunca geçtikten kısa bir süre sonra, İsa artıyı oluşturan kısa keresteyi taşırken, fiziksel gücü anlık olarak kesildi ve o ağır yükünün altına düştü. Askerler ona bağırmış ve kendisini tekmelemişlerdi; ancak, o ayağa kalkamayacaktı. Kumandan bunu gördüğünde, İsa’nın hâlihazırda hangi şeylerden geçmiş olduğunu bilir bir halde, askere durmasını emretti. Bunun ardından o, Kireneli olan Şimon ismindeki bir yoldan geçenin İsa’nın omuzlarından keresteyi almasını emredip, bu kişiyi Golgotha’ya olan yolun geri kalanı boyunca taşımasına zorladı.

187:1.10 Şimon ismindeki bu kişi tam da, kuzey Afrika’da bulunan, Kirene’den Hamursuz’a katılmak için gelmişti. O, şehrin duvarlarının hemen dışında bulunan diğer Kireneliler ile durmakta olup, Roma kumandanı kendisine İsa’nın kerestesini taşımasını emrettiğinde şehirdeki mabet ayinlerine olan yolu üzerindeydi. Şimon, onun arkadaşlarının ve düşmanlarının birçoğu ile konuşan bir halde, Üstün’ün çarmıh üzerindeki ölüm saatlerinin tümü boyunca burada vakit geçirmeye devam etmişti. Yeniden dirilişten ve Kudüs’ten ayrılmadan önce, o, krallığın müjdesinin gözü kara bir inananı haline geldi; ve, o eve geri döndüğünde, ailesini cennetsel krallığa yönlendirdi. İskender ve Rufus olarak onun iki oğlu, Afrika’da yeni müjdenin oldukça etkin öğretmenleri haline gelmişti. Ancak, Şimon hiçbir zaman, yükünü taşımış olduğu İsa ile ve bir zamanlar yaralanmış oğlu ile arkadaş olmuş Musevi öğretmenin aynı kişi olduğunu bilmemişti.

187:1.11 Bu ölüm kafilesi Golgotha’ya ulaştığında saat dokuzu biraz geçmiş olup, Romalı askerler iki haydudu ve İnsan Evladı’nı kendi çarmıhlarına çivilemenin görevi içindeydi.

2. Çarmıha Geriliş

187:2.1 Askerler ilk olarak Üstün’ün kollarını bağlar ile artıyı oluşturan keresteye bağlamıştı, ve bunun ardından onlar kendisinin ellerini tahtaya çivilemişlerdi. Onlar bu keresteyi direkte dik bir konuma getirdiklerinde, ve onu güvenli bir biçimde çarmıhın üst kerestesine oturttuklarında, ayaklarını bağlayıp onları, iki ayağından da içeri girecek bir uzun çiviyi kullanan bir biçimde, çivilemişlerdi. Dik olan kereste, bedenin ağırlığını desteklemek için bir sele görevi gören, doğru yükseklikte eklenmiş büyük bir askıya sahipti. Çarmıh yüksek değildi İsa’nın ayakları yalnızca yerden yaklaşık olarak bir metre yukarıdaydı. O böylece, kendisi hakkında alayla söylenmiş olan her şeyi duymaya yetkin olup, oldukça düşüncesiz bir biçimde kendisiyle eğlenen herkesin yüzlerindeki ifadeyi net bir biçimde görebilmekteydi. Ve, aynı zamanda, burada hâlihazırda bulunmakta olan kişiler, bu yavaş yavaş gerçekleşen işkencenin ve uzun ölümün saatleri boyunca İsa’nın söylemiş olduğu her şeyi kolayca duyabilmekteydi.

187:2.2 Çarmıha gerilecek olanların tüm kıyafetlerini çıkarmak adetti; ancak, Museviler fazlasıyla çıplak insan bedeninin kamuya gösterilmesine karşı olduğu için, Romalılar her zaman Kudüs’te çarmıha gerilecek kişilerin tümü için elverişli bir kapatıcı kıyafet sağlamaktaydı. Bunun uyarınca, İsa’nın kıyafetleri çıkarıldığında, o çarmıha konulmadan önce bu şekilde sarmalanmıştı.

187:2.3 Çarmıha, kurbanın bazı durumlarda birkaç gün ölmeyeceği bir biçimde, vahşi ve uzun süren cezayı sağlamak için başvurulmaktaydı. Kudüs’te çarmıha karşı dikkate değer bir yargı bulunmaktaydı; ve, orada, kurbanın acısını dindirmek için içine ilaç katılmış şarabı sunmak amacıyla çarmıhlara her zaman bir temsilci gönderen bir Musevi kadın cemiyeti mevcuttu. Ancak, İsa içine bu uyuşturucu katılmış şarabı tattığında, her ne kadar susamış olsa da, onu içmeyi reddetmişti. Üstün en sonuna kadar insan bilincini elinde bulundurmaya devam etmeyi tercih etmişti. O, bu yabani ve insan olmayan halde bile ölümle yüzleşip, bütüncül insan deneyimine gönüllü bir biçimde tabi olarak onun üzerinden başarıyla gelmeyi arzulamaktaydı.

187:2.4 İsa çarmıha konulmadan önce, idamcılarına küfreden ve onlara tüküren bir biçimde, iki haydut hâlihazırda çarmıhlarına yerleştirilmişlerdi. Artıyı oluşturan keresteye onlar kendisini çivilerken İsa’nın söylemiş olduğu tek cümle şu olmuştu: “Baba, onları affet, zira onlar ne yaptığını bilmiyorlar.” Eğer şefkatli bağlılığın bu türden düşünceleri fedakâr yaşamının tümünün ana kaynağı olsaydı kendisini idam edenlerden bu kadar merhamet dolu ve bu kadar derin sevgiyle bahsedemezdi. Bir yaşama ait düşünceler, güdüler ve arzular bir kriz anında açık bir biçimde açığa çıkar hale gelir.

187:2.5 Üstün çarmıha dikildiğinde, kumandan unvanı onun üstüne çivilemiş ve o üç dilde şunu söylemişti: “Nasıralı İsa — Musevilerin Kralı.” Museviler bu aşağılanma olarak gördükleri şey karşısında kızgınlıktan deliye dönmüşlerdi. Ancak, Pilatus, onların saygısız tutumları karşısında ellerini ovuşturmaktaydı; o kendisinin korkutulmuş ve aşağılanmış olduğunu hissetmiş olup, o bu küçük intikamı elde etmenin yöntemini seçmişti. O, “İsa, bir isyankâr” yazabilirdi. Ancak, o, bu Kudüs Musevilerinin da Nasıra ismini duymaktan ne kadar hoşnutsuz olduklarını oldukça iyi bilmekteydi; ve, o, bu şekilde onları aşağılamaya kararlıydı. O, bu kişilerin aynı zamanda “Musevilerin Kralı” olarak adlandırılmakta olan bu idam edilmiş Celileliyi görerek oldukça hızlıca buradan ayrılacaklarını biliyordu.

187:2.6 Musevi önderlerinin çoğu, Pilatus’un nasıl da İsa’nın çarmıhı üzerine bu yazıyı koyarak kendileriyle eğlenme amacında olduğunu öğrendiklerinde, Golgotha’ya koşmuşlardı; ancak, onlar, Romalı askerleri koruma konumunda bekledikleri için onu kaldırma cüreti göstermediler. Bu unvanı kaldırmaya yetkin olmayan bir halde, bu önderler kalabalığın arasına karışıp, kalabalık bu yazı üzerinde hiçbir ciddi düşüncede bulunmaması için, ellerinden geldiği biçimde alçaltma ve alayda bulundular.

187:2.7 Havari Yahya, İsa’nın annesi Meryem, Ruth ve Yude ile birlikte, İsa çarmıhta dikili bir konuma geldikten hemen sonra ve tam da kumandan unvanı Üstün’ün başı üzerindeki yere çivilerken olay yerine ulaşmıştı. Yahya çarmıha şahit olan on bir havariden tek olanıydı; ve, o, İsa’nın annesini olay yerine getirdikten yakın bir süre sonra kendi annesi ve arkadaşlarını getirmek için Kudüs’e koştuğu için bu sürenin tamamı boyunca hazır halde değildi.

187:2.8 İsa annesini, Yahya, erkek ve kız kardeşi ile birlikte gördüğünde, gülümsedi ancak bir şey söylemedi. Bu anda, Üstün’ün çarmıhına görevlendirilmiş dört asker, adet gereği, onun kıyafetlerini kendi aralarında paylaştırmışlardı; biri terliklerini, diğeri örtüsünü, bir diğeri kuşağını ve dördüncüsü ise yeleğini almıştı. Bu tünikin, dizlerine kadar görünmez kıyafet haldeki, dört parçaya ayrılmasını gerektirmişti; ancak, askerler bunun ne de olağan dışı bir kıyafet olduğunu gördüklerinde, aralarında zar atmaya karar verdiler. Kıyafetlerini paylaştırırken İsa onlara gözlerini dikmiş olup, düşüncesiz kalabalıklar kendisiyle eğlenmekteydi.

187:2.9 Romalı askerlerin Üstün’ün kıyafetini alması iyi bir şeydi. Aksi halde, eğer onu takip edenler bu kıyafetlere sahip olsalardı, onlar hala geçmişten varlığını sürdürmekte olan hurafesel ibadetin cazibesine düşeceklerdi. Üstün, takipçilerinin onun yeryüzü üzerindeki yaşamıyla ilişkilendirebilecekleri hiçbir şeye sahip olmamalarını arzulamıştı. O insanlığa yalnızca, Baba’nın iradesini gerçekleştirmeye adanmış olan yüksek ruhsal ideale ithaf edilmiş bir insan yaşamının hatırasını bırakmak istiyordu.

3. Çarmığa Gerilişi Görenler

187:3.1 Bu cuma sabahı yaklaşık olarak saat dokuz buçukta, İsa çarmığa gerilmişti. On birden önce, bine kadar kişi İnsan Evladı’nın çarmığa gerilişinin bu olayına şahit olmak için bir araya gelmiş haldeydi. Bu korkunç saatler boyunca, bir evrene ait görülmez haldeki birlikler, yaratılmışın ölümünü, kınanmış bir suçlunun soysuz ölümüne bile kadar varan bir biçimde deneyimlerken, Yaratanın bu olağanüstü olgusuna bakışlarını dikerken sessizlik içinde beklemekteydiler.

187:3.2 Belirli dönemlerde geriliş sürecinde çarmıhın yakınında durmuş kişiler şunlar olmuştu: “Meryem, Ruth, Yude, Yahya, Şalomi (Yahya’nın annesi) ve Klopas’ın eşi ve İsa’nın annesinin kız kardeşi olan Meryem’in, Mecdelli Meryem’in ve bir zamanlar Seforis’ten tanımakta olduğu Rebecca’yı içine alan içten kadın inananlardan meydana gelen bir topluluk bulunmaktaydı. İsa’nın bu ve diğer arkadaşları, onun büyük sabrına ve cesaretine şahit olur ve onun yoğun acılarına bakarlarken, sessizliklerini korumuşlardı.

187:3.3 Oradan geçmekte olan birçok kişi kendisini kınar halde başlarını sallamış, ve kendisine kızan biçimde şunu söylemişti: “Mabedi yok edecek ve onu üç günde tekrar dikecek olan kişi şimdi kendini kurtar. Eğer sen Tanrı’nın evladı isen, neden çarmıhtan gelmiyorsun?” Benzer bir biçimde Musevilerin yöneticilerinden bazıları, şunu söyleyerek kendisiyle alay etmişti: “O diğerlerini kurtardı, ancak şimdi kendisi kurtaramıyor.” Diğerleri ise: “Eğer sen Musevilerin kralıysan, çarmıhtan in ve bizler sana inanacağız.” Ve, daha sonra onlar kendisiyle, şunu söyleyen bir biçimde, daha da fazla alay etti: “O, kendisini kurtarması için Tanrı’ya güvendi. He kendisinin Tanrı’nın Evladı olduğunu bile iddia etti — şimdi bakın ona — iki hırsız arasında çarmığa gerildi.” İki hırsız bile aynı zamanda kendisine kızmış olup, onu suçlamışlardı.

187:3.4 İsa onların alaylarına cevap verdiği için ve bu özel hazırlanma günün öğle vakti yaklaşmakta olduğu için, on bir buçukta eğlenen ve alay eden kalabalığın büyük bir kısmı kendi yoluna gitmişti; elliden az sayıdaki kişi burada kalmaya devam etmişti. Askerler bu aşamada öğlen yemeğini yemeye ve, uzun süren ölüm gözcülüğü için konumlanan halde ucuz, ekşi şaraplarını içmeye hazırlanmışlardı. Onlar şaraplarından alırlarken, şunu söyleyen bir biçimde, İsa’ya alay ederek kadeh kaldırdılar: “Yaşa iyi talih! Musevilerin kralına.” Ve, onlar Üstün’ün, onların bu eğlenmelerine ve alaylarına göstermiş olduğu hoşgörü karşısında şaşkınlığa uğramışlardı.

187:3.5 İsa onları yer ve içerken gördüklerinde, onlara bakışlarını indirip, şunu söyledi: “Susuyorum.” Gözetçilerin kumandanı İsa’nın “Susuyorum” dediğini duyduğunda, şişesinden biraz şarap alıp onu, bir ciridin ucundaki kurumuş sünger tıpasına onu koyan bir biçimde, kurumuş dudaklarını ıslatabilsin diye İsa’ya kaldırdı.

187:3.6 İsa öncesinde, olağanüstü gücüne başvurmadan yaşamaya karar vermişti; ve, o benzer bir biçimde, çarmıh üzerinde olağan bir fani olarak ölmeyi tercih etmişti. O bir insan olarak yaşamıştı, ve o — Baba’nın iradesini gerçekleştiren bir biçimde — bir insan olarak ölecekti.

4. Çarmıhtaki Hırsız

187:4.1 Haydutlardan biri, şunu söyleyen bir biçimde, İsa’ya kızmıştı: “Eğer sen Tanrı’nın evladı isen, neden kendini ve bizleri kurtarmıyorsun?” Ancak, o İsa’ya kızarken, Üstün’ün öğretimini birçok kez duymuş olan diğer hırsız şunu söyledi: “Tanrı’dan bile korkmuyor musun? Bizlerin eylemlerimiz için adil bir biçimde ızdırap çekerken, bu kişinin adil olmayan bir biçimde acı çektiğini görmüyor musun? Günahlarımız için bağışlama ve ruhlarımız için kurtuluş ararsak daha iyi olacaktır.” İsa hırsızın bunu söylediğini duyduğunda, yüzünü ona çevirip, olumlayan bir biçimde gülümsemişti. Kötülük işlemiş kişi İsa’nın yüzünün kendisine dönmüş olduğunu gördüğünde, cesaretini toplayıp, inancının kıvılcımını yakan bir biçimde şunu söylemişti: “Koruyucu, krallığına geldiğinde beni hatırla.” Ve, bunun ardından İsa: “Gerçekten de, gerçekten de, sana bugün söylüyorum ki, sen bir zaman benimle birlikte Cennet’te olacaksın.”

187:4.2 Üstün, inanan haydudun inanç itirafını dinleyecek kadar fani ölümün derin acıları arasında zaman bulabilmişti. Bu haydut kurtuluş için el aradığında, özgürlüğü bulmuştu. Bundan önce birçok kez o İsa’ya inanma zorunluluğu hissetmişti; ancak, bilincin bu son anlarında o bütüncül bir kalp ile Üstün’ün öğretisine dönmüştü. O İsa’nın çarmıh üzerinde ölümle yüzleşme biçimini gördüğünde, bu hırsız artık, İnsan Evladı’nın gerçekten de Tanrı’nın Evladı olduğu yargısına karşı koyamamıştı.

187:4.3 Hırsızın konuşmasının ve İsa tarafından krallığa kabul edilişinin bu süreci boyunca, Havari Yahya, çarmıhın yerine annesini ve arkadaşlarını getirmek için şehre gitmiş halde, burada bulunmamaktaydı. Luka daha sonra bu hikâyeyi, inanmış olan muhafızların Romalı kumandanından duymuştu.

187:4.4 Havari Yahya, ortaya çıkışından neredeyse atmış yıl sonra olayı hatırladığı bir biçimde çarmıha gerilişi anlatmıştı. Diğer kayıtlar, gördüğü ve duyduğu şeylere yaslanan bir biçimde, daha sonra İsa’ya inanmış ve yeryüzü üzerinde cennetin krallığının bütüncül birlikteliğine girmiş olan görev üzerindeki Romalı centurionunun anlatısına dayanmaktaydı.

187:4.5 Tövbe içindeki bu genç adam, siyasi baskıya ve toplumsal adaletsizliğe karşı etkili bir vatansever karşı koyma olarak gaspın bu türden bir sürecini yüceltmiş olanlar tarafından şiddet ve yanlışın bir yaşamına çekilmişti. Ve, serüven için duyulan bir uyarıma ek olarak bu türden öğreti, aksi halde iyi niyetli olan başka gençleri gaspın bu cüretkâr serüvenlerine yazılmaya götürmüştü. Bu genç adam Barabbas’ı bir kahraman olarak görmüştü. Bu aşamada o yanlış olduğunu anlamıştı. Burada çarmıhta yanı başında o gerçek anlamıyla büyük bir adamı, gerçek bir kahramanı görmüştü. Burada, ona coşku veren ve bireyin kendisine duyduğu ahlaki saygınlığın en yüksek düşüncelerine kaynaklık eden ve cesarete, erkekliğe ve yiğitliğe dair tüm ideallerini etkinleştiren bir kahraman bulunmaktaydı. İsa’ya bakarken onun kalbinde egemen olan çok güçlü bir derin sevgi, sadakat ve içten büyüklük doğmuştu.

187:4.6 Eğer alaycı kalabalık içinde başka herhangi bir ruhunda inancın doğunu deneyimlemiş olsaydı ve İsa’nın merhametine başvursaydı, inanan hayduda gösterilmiş olan aynı sevgi dolu anlayışı alırdı.

187:4.7 Tövbekâr hırsız Üstün’ün onların bir zaman Cennet’te buluşma sözünü duyduktan hemen sonra, Yahya, kendisiyle annesi ve neredeyse bir düzine kadın inanandan meydana gelen bir kafileyi getiren bir biçimde, şehirden geri dönmüştü. Evladı Yude diğer yanda durmaktaydı. İsa bu yaşananları gördüğünde, öğle vaktiydi; ve, o annesine: “Kadın, oğluna bak!” Ve, Yahya’ya konuşan bir biçimde, o: “Benim oğlum, annene bak!” Ve, onlar ikisine, şunu söyleyen bir biçimde, seslendi: “Ben sizlerin buradan ayrılmanızı arzu ediyorum.” Ve, böylece Yahya ve Yude Meryem’i Golgotha’dan götürdü. Yahya İsa’nın annesini, Kudüs’te beklemekte olduğu yere götürüp, bunun ardından çarmığın yerine yetiştirmişti. Hamursuz’dan sonra Meryem, olağan yaşamının geri kalan kısmı boyunca Yahya’nın evi olan Bethsayda’ya geri döndü. Meryem, İsa’nın ölümünden sonra bir yıl kadar yaşamamıştı.

187:4.8 Meryem ayrıldıktan sonra, diğer kadınlar biraz öteye geçmiş olup, çarmıh üzerinde bilincini yitirene kadar burada kalmaya devam ettiler; ve, onlar yine de, Üstün’ün bedeni gömülme için alındığı anda bile burada ayakta durmaktaydılar.

5. Çarmıhtaki Son Saat

187:5.1 Bu türden bir olgu için bu dönemde saat erken olmasına rağmen, on ikiden biraz sonra gökyüzü havadaki ince kumlarla kararmıştı. Kudüs’ün insanları bunun, Arabistan çölünden sıcak kum fırtınalarından birinin geleceği anlamına geldiğini biliyordu. Öğleden sonra birden önce gökyüzü o kadar karanlıktı ki, güneş görülmemekteydi; ve, kalabalığın geri kalan kısmı şehre yetişmişti. Üstün yaşamını bu saatten biraz sonra vermişti; bu anda, yalnızca on üç Roma askeri ve yaklaşık on beş kişiden meydana gelen bir topluluk olarak, otuzdan az kişi mevcut haldeydi. Bu inananların tümü, Üstün’ün yitirilişinden önce olay yerine geri dönmüş olan İsa’nın kardeşi Yude ve Yahya Zübeyde dışında kadındı.

187:5.2 Birden kısa bir süre sonra, çetin kum fırtınasının artan karanlığı ortasında, İsa insan bilincini yitirmeye başlamıştı. Onun son kelimeleri olan merhamet, bağışlama ve tembih sözleri ifade edilmişti. Onun son arzusu — annesinin bakımı olarak — ifade edilmişti. Yaklaşan ölümün bu saati boyunca İsa’nın insan aklı, özellikle Mezmurlar olarak, İbrani yazıtlarındaki birçok metnin tekrarına başvurmuştu. İnsan İsa’nın son bilinçsel düşüncesi; şimdi yirminci, yirmi birinci ve yirmi ikinci Mezmurlar olarak bilinen Mezmurlar kitabının bir kısmını aklında tekrar etmekle ilgiliydi. Onun dudakları sıklıkla hareket etse de, o, kalbinden çok iyi bildiği ve bu aşamada aklından geçirmekte olan bu metinler olarak kelimeleri ifade edemeyecek kadar zayıftı. Yalnızca birkaç sefer yakında bulunanlar bir takım ifadeleri yakalamıştı; “Ben Koruyucu’nun kutsanmış olanı kurtaracağını biliyorum,” “Senin elin düşmanlarımın hepsini bulacaktır” ve “Tanrım, tanrım, neden beni yalnız bıraktın?” gibi. İsa bir an olsun bile, Baba’nın iradesi uyarınca yaşamış oluşuna dair en ufak bir kuşkuyu dahi aklında geçirmemişti; ve, o hiçbir zaman, mevcut an içerisinde Babasının iradesi uyarınca beden içindeki yaşamını öne sermekte olduğundan kuşku duymamıştı. O Baba’nın kendisini yalnız bırakmış olduğunu hissetmemişti; o yalnızca, yitirmekte olan bilinci içinde, birçok Yazıtları söylemekteydi; onların arasında, şöyle başlamakta olan yirmi ikinci Mezmur bulunmaktaydı: Tanrım, tanrım, neden beni yalnız bıraktın?” Ve, bu tesadüf olarak, yakında bulunanlar tarafından yeterli kesinlikte duyulmuş olan üç metinden bir tanesiydi.

187:5.3 Fani İsa’nın takipçilerinden istemiş olduğu son rica yaklaşık olarak bir buçuk sularıydı; ve, ikinci kez o “Susuyorum” dediğinde, gözcülerin aynı kumandanı, bu zamanlarda ortak bir biçimde sirke olarak adlandırılmakta olan, tekrar onun dudaklarını içinde ekşi şarap olan aynı ıslak süngerle ıslatmıştı.

187:5.4 Kum fırtınasının yoğunluğu artmış ve gökler artan bir biçimde kararmıştı. Hala askerler ve inananlardan oluşan küçük topluluk kenarda beklemekteydi. Askerler, keskin kumdan kendilerini korumak için bir araya sokulan bir biçimde, çarmıhın yakınında çömelmişlerdi. Yahya’nın annesi ve diğerleri, üzerlerinde duran bir kaya tarafından bir ölçüde korundukları uzak bir yerden izler konumdalardı. Üstün nihai olarak son nefesini aldığında, Çarmıhın ayağında Yahya Zübeyde, kardeşi Yude, kız kardeşi Ruth, Mecdelli Meryem ve bir zamanlar Seforis’ten tanımış olduğu Rebecca bulunmaktaydı.

187:5.5 Saat üçten tam biraz önce İsa, güçlü bir sesle, “O bitti! Baba, ben ellerine ruhaniyetimi sunuyorum” şeklinde haykırmıştı. Ve, o bu şekilde konuştuğunda, başını eğmiş ve yaşam mücadelesini bırakmıştı. Romalı centuriyon İsa’nın nasıl öldüğünü gördüğünde göğsüne vurarak şunu söylemişti: “Bu gerçekten de doğru bir adamdı; gerçekten de o bir Tanrı Evladı olmalı.” Ve, bu andan itibaren o İsa’ya inanmaya başladı.

187:5.6 İsa sadık bir biçimde öldü — tıpkı yaşadığı gibi. O sınırsız bir biçimde kendi krallığını kabul etmiş olup, acı gün boyunca durumun üstesinden gelmiş bir konumda kalmaya devam etmişti. O, seçilmiş havarilerinin güvenliğini sağladıktan sonra, gönüllü bir biçimde onursuz ölüme gitmişti. O bilge bir biçimde, Petrus’un sorun çıkaran şiddet yanlısı karakterini kısıtlamış ve fani mevcudiyetinin tam da sonuna kadar Yahya’nın yakında olabilmesini sağlamıştı. O, sahip olduğu gerçek doğayı katil emellere sahip Sanhedrin’e açığa çıkarmış, ve Pilatus’a, bir Tanrı Evladı olarak egemen yönetim yetkisinin kaynağını hatırlatmıştı. O Golgotha’ya kendi kerestesini taşıyarak başlamış ve fani erişime ait kendi ruhaniyetini Cennet Babası’na teslim ederek sevgi dolu bahşedilmişliğini tamamlamıştı. Ve, bu türden bir yaşamdan sonra — ve bu türden bir ölümde — Üstün gerçekten de “O bitti” diyebilirdi.

187:5.7 Bu, hem Hamursuz hem de Şabat için hazırlık günü olduğu için, Museviler bu bedenlerin Golgotha’da öyle herkese açık bir biçimde durmasını istememişlerdi. Bu nedenle, onlar Pilatus’un huzuruna, çarmıhlarından alınabilmesi ve gün batımından önce suçlu mezar çukurlarına atılabilmeleri için taşınabilmeleri amacıyla bu üç adamın ayaklarının kırılmasını isteyen bir biçimde, çıkmışlardı. O bu ricayı duyduğunda derhal üç askerini ayakları kırmak ve İsa ve iki haydudu taşımak için göndermişlerdi.

187:5.8 Bu askerler Golgotha’ya ulaştıklarında, onlar bunu iki hayduda yapmışlardı; ancak, onlar, fazlasıyla şaşırmış olarak, İsa’yı hâlihazırda ölü bulmuşlardı. Buna rağmen, onun ölümünden emin olmak için, askerlerden bir tanesi onun sol yanını mızrağı ile yarmıştı. Her ne kadar çarmıhın kurbanlarının iki veya üç gün bile çarmıhın üstünde canlı halde yaşamlarını hale sürdürmeleri sıklıkla karşılaşılan bir şey olsa da, çok yoğun duygusal üzüntü ve İsa’nın keskin ruhsal kızgınlığı, beş buçuk saatten biraz daha bir süre içinde beden içindeki yaşamını sonlandırmıştı.

6. Çarmıhtan Sonra

187:6.1 Kum fırtınasının karanlığı ortasında, olarak üç buçuk sularında, Davud Zübeyde Üstün’ün ölümünün haberi taşıyan ulakların sonuncusunu göndermişti. Onun koşucularının sonuncusunu, İsa’nın annesinin ailesinin geri kalan kısmıyla beklemekte olduğunu varsaydığı yer olan, Bethani’deki Marta ve Meryem’in evine göndermişti.

187:6.2 Üstün’ün ölümünden sonra, Yahya kadınları, Yude’nin sorumluluğu altında, kendilerinin Şabat günü için vakit geçirmekte olduğu İlyas Markus’un evine göndermişti. Yahya’nın kendisi, bu zaman zarfında Romalı centurion tarafından oldukça iyi bilinir bir halde, Yusuf ve Nikodemus olay yerine kendilerinin İsa’nın bedenini almaları yetkisini veren bir emirle gelene kadar Golgotha’da kalmaya devam etmişti.

187:6.3 Böylelikle, sahip olduğu çok çeşitli usların, sevgili Egemenleri’nin insan vücutlaşımın çarmığa gerilişinin dehşete düşürücü sergisi ile ürperdiği, engin bir evren için acı ve keder günü sona ermişti; onlar, fani hissizliğin ve insan sapkınlığının bu sergisi karşısında ne düşüneceklerini bilmez hale gelmişlerdi.





Back to Top