URANTİA’NIN KİTABI’NA - 196. Makale : İsa’nın İnancı

(USGNY-TUR-001-2017-1)



 İndir © Urantia Society of Greater New York

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV: İsa’nın Hayatı ve Öğretileri

196. Makale : İsa’nın İnancı



196. Makale : İsa’nın İnancı

196:0.1 İSA, Tanrı’ya olan ulvi ve tüm kalple hissedilmiş bir inanıştan keyif almıştı. O fani mevcudiyetin olağan inişleri ve çıkışlarını deneyimlemişti; ancak, o hiçbir zaman Tanrı’nın gözetiminin ve rehberliğinin kesinliğinden kuşku duymamıştır. Onun inancı, ikamet eden Düşünce Düzenleyicisi olarak kutsal mevcudiyetin eyleminden doğmuş olan kavrayışın ürünü olmuştu. Onun inancı ne geleneksel, ne de yalnızca ussaldı; o tamamiyle kişisel ve salt bir biçimde ruhsaldı.

196:0.2 İnsan İsa Tanrı’yı; gerçek, güzel ve iyi olmasına ek olarak kutsal, adil ve muhteşem halde görmüştü. Kutsallığın tüm bu niteliklerinde o aklında “cennet içindeki aba’nın iradesinde” odaklanmıştı. İsa’nın Tanrı’sı bir ve aynı olarak “İsrail’in Kutsalı” ve “Cennet içindeki yaşayan ve sevgi dolu Baba”idi. Tanrı’nın bir Baba olarak kavramsallaşması İsa’ya özgün bir şey değildi; ancak, o, bu düşünceyi yüceltmiş ve onu, Tanrı’ya dair yeni bir açığa çıkarılışı elde ederek ve her fani yaratılmışın, Tanrı’nın bir evladı olarak, derin sevgiye ait bu Baba’nın bir çocuğu olduğunu duyurarak, onu ulvi bir deneyim konumuna çıkarmıştı.

196:0.3 İsa Tanrı’ya olan inancını, evrenle bir savaş içinde mücadele verir ve düşmancıl ve günahkâr bir dünya ile ölüm uğraşında olur halde bağlamamıştı; o inanca, zorlukların ortasında salt bir teselli olarak veya umutsuzluk tehdidi içinde bir huzur olarak başvurmamıştı; inanç sadece, yaşama ait hoş olmayan mevcudiyetler ve kederler için aldatmacı bir telafi değildi. Fani mevcudiyetin tüm bu doğal zorlukları ve zamansal çelişkilerinin tam da ortasında o yüceliğin huzurunu ve Tanrı’ya olan sorgulanamaz güvenci deneyimlemişti; ve, o, cennetsel Baba’nın tam da mevcudiyeti içinde, inançla, yaşamın verdiği devasa heyecanı hissetmişti. Ve, bu utgun inanç, mevcut ruhaniyet erişimine ait bir yaşayan deneyimdi. İsa’nın insan deneyimine ait değerlere büyük katkısı, cennet içimdeki Baba’ya dair birçok yeni düşünceyi açığa çıkarması değildi; bunun yerine, Tanrı’ya olan yaşayan inancın yeni ve daha yüksek bir türünü oldukça muhteşem ve insani bir biçimde göstermesiydi. Bu evrenin dünyalarının tümünde herhangi bir faninin yaşamında bir daha hiçbir kez Tanrı, Nasıralı İsa’nın insan deneyiminde bu türden yaşayan bir mevcudiyet haline gelmemiştir.

196:0.4 Üstün’ün Urantia üzerindeki yaşamında, yerel yaratımın bu ve tüm diğer dünyaları, Kâinatsal Baba ile olan kişisel nitelikteki ruhsal ilişkilere dayalı ve tamamiyle içten kişisel deneyiminin en yüksek derecedeki karar yetkisiyle doğrulanmış din olarak, yeni ve daha yüksek bir dini keşfetmektedir. İsa’nın yaşayan inancı ussal bir düşünceden çok daha fazlası olup, o gizemli bir meditasyon değildi.

196:0.5 Din kuramı inancı sabitleştirebilir, onu formülsel hale getirebilir, belirleyip dogmalaştırabilir; ancak İsa’nın insan yaşamındaki inanç kişisel, yaşayan, özgün, anlık ve tamamiyle ruhsaldı. Bu inanç, geleneğe duyulan derin bir saygı değildi; ne de o, kutsal bir inanç savı olarak tutulmuş salt bir ussal inanıştı; bunun yerine o, onu sıkıca tutmuş olan ulvi bir deneyim ve derin bir yargıydı. Onun inancı o kadar gerçek ve o kadar her şeyi bütünlüğüne alır haldeydi ki, o mutlak bir biçimde her bir ruhsal şüpheyi kaldırmış olup, çatışan her bir arzuyu yok etmişti. Hiçbir şey onu, bu ateşli, ulvi ve coşkulu inancın atmış olduğu ruhsal demirden sökmeye yetkin olmayacaktı. Görünürdeki yenilgi veya hayal kırıklığının şiddetli acıları ve tehdit eden ümitsizliğin karşısında bile, o kutsal mevcudiyetin huzurunda korkudan uzak ve ruhsal ölümsüzlüğün bütünüyle bilincinde öylece durmuştu. İsa, geri dönmez inanca sahip olmanın canlandırıcı eminliğini memnuniyetle deneyimlemişti; ve, yaşamın her bir sınayıcı durumunda o her seferinde, Baba’nın iradesine sorgusuz bir sakat göstermişti. Ve, bu muhteşem inanç, onursuz bir ölümün kaba ve yıkıcı bir tehdidi karşısında bile her zamanki coşkulu haliyle, etkilenmemiş haldeydi.

196:0.6 Dini bir dehada dahi, güçlü ruhsal inanç birçok sefer doğrudan bir biçimde, dini benliğin abartılı hale getirilişi biçiminde, yıkıcı köktenciliğe götürmektedir. O, olağanüstü inancı ve ruhaniyet erişimi sayesinde gündelik yaşamında olumsuz bir biçimde etkilenmemiş haldeydi; çünkü, bu ruhsal yüceltiş, Tanrı ile olan onun kişisel deneyiminin tamamiyle bilinçsiz ve anlık gerçekleşen ruh ifadesiydi.

196:0.7 İsa’nın her türlü gücü sağlayan ve baş eğdirilemez ruhsal inancı hiçbir zaman kökteni hale gelmedi; çünkü o, günlük ve olağan toplumsal, ekonomik ve ahlaki yaşam durumlarına dair denk düşecek değerlere dair oldukça dengeli olan ussal yargılarında bulunmayla kaçmaya çalışmadı. İnsan Evladı muhteşem bir biçimde bütünleşmiş bir insan kişiliğiydi; o, kusursuz bir biçimde donanmış bir kutsal varlıktı; o aynı zamanda, bir tek kişilik olarak yeryüzünde faaliyet gösteren birleşik bir insan ve kutsal varlık olarak harika bir biçimde eşgüdüm halindeydi. Her zaman Üstün ruhun inancı ile güngörmüş deneyimin bilgelik ölçütlerini eşgüdümsel hale getirmişti. Kişisel inanç, ruhsal umut ve ahlaki adanmışlık her zaman — kişisel onur, aile sevgisi, dini sorumluluk, toplumsal ödev ve ekonomik gereklilik olarak — tüm insan sadakatleri gerçekliğinin ve kutsallığının keskin farkındalığı ile ilişkili halde benzersiz bir dini uyum içinde bir araya gelmişti.

196:0.8 İsa’nın inancı tüm ruhaniyet değerlerini Tanrı’nın krallığı içinde bulunur halde tahayyül etmişti; bu nedenle o, “İlk önce cennetin krallığını arayın” demişti. İsa, krallığın gelişmiş ve ideal birlikteliği içinde “Tanrı’nın iradesinin” kazanılışını ve yerine getirilişini görmüştü. Takipçilerine öğretmiş olduğu duanın tam da kalbinde şu bulunmaktaydı: “Senin krallığın gelecek; senin iraden yerine gelecek.” Krallığı Tanrı’nın iradesinden oluşan bir biçimde düşünmüş halde o kendisini, muhteşem bir fedakârlıkla ve sınırsız coşkuyla bu krallığın yerine getirilme amacına adamıştı. Ancak, o yoğun görevinin tümü ve olağanüstü yaşamının tamamı boyunca, orada hiçbir zaman bir köktencinin kızgınlığı veya dini bir bencilin yüzeysel yavanlığı bulunmamıştı.

196:0.9 Üstün’ün bütüncül yaşamı tutarlı bir biçimde, bu ulvi dini deneyim olarak, bu yaşayan inanç tarafından belirlenmişti. Bu ruhsal tutum bütüncül bir biçimde, onun düşüncesini ve hissini, onun inancını ve duasını, onun öğretisini ve duyuruşunu, belirlemişti. Cennetsel Baba’nın rehberliğinin ve korumasının kesinliği ve güvencesi içindeki bir evladın sahip olduğu bu kişisel inanç, onun benzersiz yaşamına ruhsal gerçekliğin derin bir bahşedilişini aktarmıştı. Ama yine de, kutsallık ile olan bu yakın ilişkiye dair bu oldukça derin bilince rağmen, Tanrı’nın Celilelisi olarak bu Celileli, kendisine İyi Öğretmen olarak hitap edildiğinde, hiç vakit geçirmeden şu cevabı vermişti: “Neden beni iyi olarak çağırıyorsunuz?” Bu türden muhteşem benlik-unutuşuyla karşılaştığımızda, Kâinatın Yaratıcısı’nın kendisini ona bu kadar bütüncül bir biçimde dışa vurmasını ve âlemlerin fanileri için onun aracılığıyla kendisini açığa çıkarmayı mümkün bulmasını anlamaya başlıyoruz.

196:0.10 İsa, âlemin bir insanı olarak, Tanrı’ya sunakların en büyüğünü getirmişti: kutsal iradeyi yerine getirmenin ihtişamlı hizmetine kendi öz iradesini bağlamak ve onu adamak. İsa her zaman ve tutarlı bir biçimde dini, tamamiyle Baba’nın iradesi uyarınca yorumlamıştı. Dua ile ilişkili olarak veya dini yaşamın herhangi bir niteliği ile olarak Üstün’ün sürecini incelediğinizde, düşüncesinden çok kendisinin neyi yaptığına bakın. İsa hiçbir zaman bir dini ödev olarak dua etmemişti. Dua onun için; ruhsal tutumun içten bir ifadesi, ruhsal sadakatin bir duyurusu, kişisel adanmışlığın bir anlatımı, şükranlığın bir ifadesi, ruhsal gerilimden bir kaçınış, çatışmanın bir önlenişi, ussun bir yüceltilişi, arzunun bir soylulaştırışı, ahlaki kararın bir yargısı, düşüncenin bir zenginleşimi, daha yüksek eğilimlerin bir canlanışı, uyarımın bir adanmışlığı, bir bakış açısının netliği, inancın bir duyurusu, iradenin aşkın bir teslimi, güvencenin ulvi bir duyurusu, cesaretin bir açığa çıkarılışı, keşfin duyuruluşu, yüce adanmışlığın bir ifadesi, adanmışlığın onayı, zorluklara olan uyumun bir tekniği ve bencillik, kötülük ve günah olarak mevcut olan tüm insan eğilimlerine karşı koymak için birleşmiş ruh güçlerinin kudretli bir biçimde harekete geçirilmesiydi. O, Yaratıcı’nın iradesini gerçekleştirmeye olan dualı adanmışlığın bu türden bir hayatını yaşamış olup, tam da bu türden bir dua ile yaşamını utgun bir biçimde sona erdirmişti. Onun benzersiz dini yaşamının sırrı, Tanrı’nın devamlı olan mevcudiyetiydi; ve, o bu yaşama — Tanrı ile olan devamlı bütünlük olarak — ussal dua ve içten ibadet ile erişmişti; ve, o bu yaşama, yönlendirmeler, sesler, görünen şeyler veya olağanüstü derecedeki dini uygulamalarla erişmemişti.

196:0.11 İsa’nın öncül yaşamında din, uygulamasal doğruluğa olan ruhsal derin saygıdan gelen doğrudan ve kişisel bir hareket biçiminde, yaşayan bir deneyimdi. İsa’nın inancı, kutsal ruhaniyetin aşkın meyvelerini taşımıştı. Onun inancı bir çocuğunki gibi olgunsuz veya düşünmeden inanır halde değildi; ancak, birçok açıdan o bir çocuğun şüphe duymaz güvenine sahipti. İsa Tanrı’ya, bir çocuğun bir ebeveyne güvendiği kadar güvenmişti. O, evrene karşı derin bir güvene sahipti — tıpkı bir çocuğun ebeveynlerine ait çevreye duymuş olduğu güven gibi. İsa’nın evrenin temel iyiliğine tüm kalbiyle gerçekleştirmiş olduğu güven, dünyasal çevresinin güvencesine karşı bir çocuğun beslemiş olduğu güvene benzemişti. O fazlasıyla, bir çocuğun yeryüzüsel ebeveynine dayanmış olduğu gibi cennetsel Babası’na güvenmişti; ve, onun tutkulu inancı bir an olsun, cennetsel Baba’nın gözetiminin kesinliğinden kuşku duymamıştı. O, korkular, şüpheler veya kuşkuculuk tarafından ciddi bir biçimde rahatsız edilmemişti. İnanmamazlık onun yaşamının özgür ve özgün ifadesinde kendisine yer bulmamıştı. O, inanan bir çocuğun içten ve güvenen iyimserliği ile tamamiyle erişkin hale gelmiş birinin kararlı ve ussal cesaretini birleştirmişti. Onun inancı, korkudan yoksun olan güvenin o doruklarına çıkmıştı.

196:0.12 İsa’nın inancı, bir çocuğun güveninin saflığına erişmişti. Onun inancı o kadar mutlak ve kuşku duymaz haldeydi ki, akran varlıklarla ilişki kurmanın v evren harikalarını yerine getirmenin büyüsüne karşılık vermişti. Onun kutsal olana duymuş olduğu güven hissi o kadar bütüncül ve o kadar kendinden emindi ki, mutlak kişisel güvenin neşesini ve güvencesini açığa çıkarmıştı. Onun dini deneyimi içinde tereddüt eder hiçbir bahane bulunmamıştı. Büyümesini tamamlamış bu kişinin devasa usunda çocuğun inancı, dini bilinç ile ilgili olan tüm hususlarda en üst konumda bulunmaya devam etti. Bir seferinde şunu ifade etmiş olması şaşılacak bir şey değildir: “Küçük bir çocuk haline gelmezseniz, krallığa giremeyeceksiniz.” İsa’nın inancı çocuğunki gibi olsa da, hiçbir biçimde çocuksu değildi.

196:0.13 İsa, takipçilerinden kendisine inanmasını gerekli kılmamıştı; ancak, Tanrı’nın derin sevgisinin gerçekliğine inanmak ve bütüncül güven içinde cennetsel Baba ile olan evlatlığın teminatının güvencesini kabul etmek olarak, kendisiyle birlikte inanmayı gerekli kılmıştı. Üstün, takipçilerinin tümünün kendi aşkın inancını bütünüyle paylaşmasını arzu etmektedir. İsa en dokunaklı bir biçimde akranlarını, yalnızca neye inanmış olduğunu inanmaya değil, aynı zamanda inanmış olduğu biçimde inanmaya sınamıştır. Bu, “Beni takip et” biçimindeki tek en yüksek gerekliliğinin bütüncül önemidir.

196:0.14 İsa’nın öncül yaşamı tek büyük amaca adanmıştı — insan yaşamını dini bir biçimde ve inanç vasıtasıyla yaşamak olarak Tanrı’nın iradesin yerine getirmek. İsa’nın inancı, bir çocuğunki gibi, güven duyar haldeydi; ancak, o tümüyle kendine aşırı güvenden bütünüyle uzaktı. O; çok katmanlı hayal kırıklıklarıyla cesur bir biçimde yüzleşen, olağanüstü zorlukların üstesinden kararlı bir biçimde gelen ve görevin ciddi gereklilikleriyle etkilenmemiş halde karşılaşan bir biçimde güçlü ve kendinden emin kararlarda bulunmuştu. İsa’nın inanmış olduğu şeye inanmak ve onun inanmış olduğu gibi inanmak için güçlü bir irade ve şaşmaz bir kendinden eminlik gerekmekteydi.

1. İsa — İnsan

196:1.1 İsa’nın Baba’nın iradesine ve insanlara olan hizmete adanmışlığı, fani kararının ve insan kararlılığın bile ötesindeydi; o, derin sevginin bu türden sınırsız bir bahşedilmişliğine kendisini içten bir biçimde adanmışlığıydı. Mikâil’in egemenlik gerçeği ne kadar büyük olursa olsun, sizler İsa’nın insan olan yanını onlardan ayırmamalısınız. Üstün yukarı, Tanrı’ya ek olarak, insan haline çıkmıştır; o insanlara aittir; insanlar ona aittir. İnsan olan İsa’’yı mücadele halindeki fanilerden ayıracak kadar dinin yanlış yorumlanması ne kadar da talihsizdir! Mesih’in insanlığının ve kutsallığının bahsedilişinde, Nasıralı İsa’nın, inanç vasıtasıyla, Tanrı’nın iradesini öğrenmeye ve onu yerine getirmeye erişmiş olmasının kurtarıcı gerçekliğini çarpıtmasına izin vermeyin; o, Urantia üzerinde şimdiye kadar yaşamış olan gerçek anlamıyla en dini kişiydi.

196:1.2 On dokuzunu yüzyılın din-kuramsal gelenekleri ve dini dogmaları arasında insan İsa’nın ölüm kabrinden mecazi olarak dirilişine şahitlik etme vakti gelmiştir. Nasıralı İsa, yüceltilmiş İsa’nın muhteşem kavramsallaşması için bile kurban verilmemelidir. Bu açığa çıkarılış vasıtasıyla eğer İnsan Evladı geleneksel din-kuramının kabrinden kurtarılıp, ismini taşıyan din-kurumuna ve tüm diğer dinlere yaşayan İsa olarak sunulursa ne de aşkın bir hizmet gerçekleştirilmiş olunur! Kesin bir biçimde inananların Hıristiyan birlikteliği, dini adanmışlıktan ve Babası’nın iradesini yerine getirmekten ve insanların fedakâr hizmetine adanmışlığından olan gerçek yaşamının sergisinde Üstün’ü “takip etmeyi” yetkin hale getirecek inancın bu türden düzenlemelerini ve yaşamın bu türden uygulamalarını gerçekleştirmede çekince göstermeyecektir. Kendilerini Hıristiyanlar olarak ilan etmiş kişiler, toplumsal saygınlığa ve bencil ekonomik düzensizliğe ait yalnızca kendi kendisine yeterli ve adanmamış bir kardeşliğin gün yüzüne çıkarılmasından korku mu duymaktadır? Kurumsal Hıristiyanlık, eğer Celileli İsa kişisel nitelikteki dini yaşamın ideali olarak fani insanların akıllarında ve ruhlarında eski başat konumuna getirildiğinde, geleneksel din-kurumsal yetkinliğin muhtemel bir biçimde tehlikeye düşeceğinden, hatta kaldırılıp atılacağından, korku mu duymaktadır? Gerçekten de, eğer İsa’nın yaşayan dini aniden İsa’ya dair din-kuramsal dinin yerine geçirse, Hıristiyan medeniyet üzerindeki toplumsal yeniden düzenlemeler, ekonomik dönüşümler, ahlaki canlanmalar ve dini gözden geçirmeler keskin ve devrimsel olacaktır.

196:1.3 “İsa’yı takip etmek” demek onun dini inanını kişisel olarak paylaşmak ve insan için fedakâr hizmetten meydana gelmiş Üstün’ün yaşamının ruhaniyetine girmek demektir. İnsan yaşamı içinde en önemli şeylerden bir tanesi, İsa’nın neye inanmış olduğunu öğrenmek, onun ideallerini keşfetmek ve onun yüceltilmiş yaşam amacının kazanılmasının peşine düşmektir. Tüm insan bilgisi içinde, bilinmesi için en büyük değeri taşıyan şey, İsa’nın dini yaşamını ve onun nasıl yaşamış olduğunu öğrenmektir.

196:1.4 Olağan insanlar İsa’yı memnuniyetle duymuşlardı; ve, onlar tekrar, bu türden gerçeklikler tekrar dünyaya duyulacak olursa adanmış dini güdülenmeden meydana gelmiş onun içten insan yaşamının sunumuna karşılık vereceklerdir. İnsanlar onu memnuniyetle duymuşlardı, çünkü o, hiçbir şeyde tamamiyle uzman olmayan bir biçimde, onlardan bir tanesiydi; dünyanın en büyük dini öğretmeni gerçekten de hiçbir şey de uzman olmayan bir kişiydi.

196:1.5 Krallık inananlarının amacı beden içinde İsa’nın dışa dönük yaşamını tam anlamıyla taklit etmek değil; bunun yerine onun inancını paylaşmak olmalıdır; onun Tanrı’ya güvendiği gibi güvenmek ve onun insanlara inandığı gibi insanlara inanmak. İsa hiçbir zaman ne Tanrı’nın babalığı ne de insanların kardeşliği üzerinde tartışmada bulundu; o, ilkinin yaşayan bir örneği ve ikincinin derin bir dışavurumuydu.

196:1.6 Tıpkı insanların inanın bilincinden kutsal olanın farkındalığına olan ilerleyiş zorundalığı gibi, İsa insanın doğasından Tanrı’nın doğasının bilincine yükselmiştir. Ve, Üstün insan olandan kutsal olana gerçekleşen bu büyük yükselişi, fani usunun sahip olduğu inancın ve ikamet eden Düzenleyicisi’nin eylemlerinin ortak kazanımıyla gerçekleştirmiştir. Kutsallığın bütünlüğüne olan erişimin gerçeklik-farkındalığı (ki bu düzey insanlığın gerçekliğinin bütüncül bilincini de içermektedir) ilerleyici kutsallaşmaya dair inanç bilincinin yedi aşaması tarafından gerçekleşir. İlerleyici benlik gerçekleşiminin bu aşamaları, Üstün’ün bahşedilme deneyimindeki şu olağanüstü olaylar tarafından gösterilmişti:

196:1.7 1. Düşünce Düzenleyicisi’nin varışı.

196:1.8 2. Yaklaşık olarak on iyi yaşındayken Kudüs’te kendisine görünmüş olan Emanuel’in ulağı.

196:1.9 3. Vaftizinde gerçekleşen dışavurumlar.

196:1.10 4. Dönüşümün Dağı’ndaki deneyimler.

196:1.11 5. Morontia yeniden dirilişi.

196:1.12 6. Ruhaniyet yeniden yükselişi.

196:1.13 7. Sahip olduğu evrene sonsuz egemenliği veren bir biçimde, Cennet Babası’nın nihai kucaklayışı.

2. İsa’nın Dini

196:2.1 Bir gün Hıristiyan kilisesinde bir reform, bizlerin inancının yazarı ve tamamlayıcısı olarak, İsa’nın sahip olduğu bozulmamış dini öğretilere geri dönen bir biçimde derin bir biçimde gerçekleşebilir. Sizler İsa’ya dair bir dini duyurabilirsiniz; ancak, kesin bir biçimde, sizler İsa’ya ait dini yaşamak zorundasınız. Hamsin Yortusu’nun coşkusu içinde, Petrus istemeden, dirilmiş ve yüceltilmiş Mesih’in dini olarak, yeni bir dini oluşturmuştur. Havari Pavlus daha sonra, Şam yolundaki İsa ile kendi kişisel deneyimini tasvir eden ve kendi din-kuramsal görüşlerini taşıyan bir din olarak, bu yeni müjdeyi Hıristiyanlık’a doğru dönüştürmüştür. Krallığın müjdesi, Celileli İsa’nın kişisel dini deneyimi üzerine inşa edilmiştir; Hıristiyanlık, neredeyse bütüncül bir biçimde Havari Pavlus’un kişisel nitelikteki dini deneyimi üzerine inşa edilmiştir. Neredeyse Yeni Ahit’in tüm dünyası, İsa’nın büyük öneme sahip ve ilham verici dini yaşamının tasvirine değil, Pavlus’un dini deneyimine dair bir söyleşisine ve onun kişisel nitelikteki dini yargılarının bir tasvirine adanmıştır. Bu ifadenin dikkate değer tek istisnası, Matta, Markus ve Luka’nın belirli kısımları dışında, İbranilerin Kitabı ve Yakub’un Mektuplarıdır. Petrus bile, kendi yazılarında, yalnızca bir kez Üstünü’nün kişisel nitelikteki dini yaşamına geri dönmüştü. Yeni Ahit muhteşem bir Hıristiyan belgesidir; ancak, o İsa’ya dair yalnızca vasat bir gerçekliği taşımaktadır.

196:2.2 İsa’nın beden içindeki yaşamı, Baba ile olan bir bütünlüğün bilincine ait gelişmiş ve yüceltilmiş düzeye nihai olarak varıncaya kadar kişisel nitelikteki ruhsal birlikteliğin yılları boyunca ilkel huşudan ve insani derin saygıdan meydana gelen öncül düşüncelerden aşkın bir dini büyümeyi temsil etmektedir. Ve, böylece, bir tek küçük yaşam içinde, İsa, insanın yeryüzünde başladığı ve yalnızca olağan bir biçimde Cennet-öncesi sürecinin ilerleyici aşamalarına ait ruhaniyet eğitim okullarındaki uzun konukluğunun tamamlanmasında kazandığı dini ruhsal ilerleyiş deneyimini kat etmiştir. İsa, kişisel dini deneyimden meydana gelen inanç kesinliklerinin tamamiyle bir insani olan bilincinden, kutsal doğasının olumlu bir farkındalığından ve bir evrenin idaresindeki Kâinatın Yaratıcısı ile olan yakın ilişkileminin bilincinden meydana gelen ulvi ruhsal doruklara ilerlemişti. O, kendisini İyi Öğretmen olarak çağıran birine hiç vakit kaybetmeden “Neden beni iyi olarak çağırıyorsunuz? Baba’dan başkası iyi değildir” dedirten fani güvenirliğin alçak gönüllü düzeyinden, kendisini şunu haykırmaya götürmüş olan kazanılmış kutsallığın şu yüce bilincine ilerlemişti: “İçinizden hangi biriniz beni günahtan suçlu bulabilir?” Ve, insandan kutsala olan bu ilerleyici yükseliş tamamiyle bir insani kazanımdı. Ve, o bu şekilde kutsallığa eriştiğinde, o hala, Tanrı’nın Evladı’na ek olarak, İnsan Evladı olarak aynı insan İsa’ydı.

196:2.3 Markus, Matta ve Luka, kutsal iradeyi vurgulamanın ve bu iradeyi yerine getirmenin muhteşem mücadelesi içine katılmış halde insani İsa’nın imgesine dair bir şeyi koruyabilmişlerdi. Üstün’ün yaşamını çalışmış olanlar tarafından gerçekleştirilmekte olan büyük hata bazıları onu tamamiyle insan olarak düşünürken, diğerlerinin ise onu yalnızca kutsal olarak düşünmesidir. Onun bütüncül deneyimi boyuna o gerçekten de hem insan hem de kutsaldı; o her zaman böyleydi.

196:2.4 İnsan İsa bir dine sahip halde tanınmışken, kutsal İsa’nın (Mesih’in) neredeyse bir gece bir din haline gelmesinde yapılmıştı. Pavlus’un Hıristiyanlığı kutsal Mesih’e duyulan hayranlığı teminat altına almaya çalışmıştı; ancak, o tamamiyle, kişisel dini inancının büyük cesareti ve ikamet eden Düzenleyicisi’nin kahramanlığı ile, insanlığın alt düzeylerinden kutsallık ile birlikte bir bütün haline gelebilmek için yükselmiş ve böylece tüm insanların benzer bir biçimde insanlıktan kutsallığa yükselebilmesi için yeni ve yaşayan yol olabilmek için mücadele vermiş ve mertlik göstermiş olan insan Celileli İsa’nın gerçekliğini gözden yitirmiştir. Ruhsallığın tüm aşamalarındaki ve dünyaların tümü üzerindeki faniler, her türlü kişisel nitelikteki dini deneyimin başından sonuna olmak üzere, en alt düzeydeki ruhaniyet aşamalarından en yüksek kutsal değerlere olan ilerleyişlerinde kendilerini güçlendirecek ve onlara ilham kaynağı olacak İsa’nın kişisel yaşamını bulabilir.

196:2.5 Yeni Ahit’in yazım zamanında, yazarlar yalnıza dirilmiş Mesih’in kutsallığına olabilecek en derin bir biçimde inanmamışlardı; onlar aynı zamanda, Mesih’in cennetsel krallığı tamamlamak için yeryüzüne derhal geri dönüşüne adanmış ve içten bir biçimde inanmışlardı. Koruyucu’nun her an gerçekleşebilecek olan geri dönüşüne beslenen bu güçlü inancın, Üstün’ün tamamiyle insan olan kişisel deneyimlerini ve niteliklerini temsil etmiş atıflarını kayıttan çıkarma eğilimiyle ilişkisi bulunmuştu. Hıristiyan hareketinin tamamı, Nasıralı İsa’nın insan imgesini yüceltilmiş ve yakın bir süre içinde geri dönecek olan Koruyucu Mesih İsa olarak, dirilmiş Mesih’in yüceltilmesine doğru dönüştürme eğilimi göstermişti.

196:2.6 İsa, Tanrı’nın iradesini yerine getirmeden ve insan kardeşliğine hizmet etmekten meydana gelen kişisel deneyime dayanan bir dini kurmuştu; Pavlus, içinde, yüceltilmiş İsa’nın ibadet öznesi ve kardeşliğin kutsal Mesih’e inanan akran üyelerden meydana geldiği bir dini kurmuştu. İsa’nın bahşedilişinde, onun kutsal-insan yaşamında bu iki kavramsallaşma potansiyel nitelikteydi; ve, onun takipçilerinin, onun yeryüzü yaşamında ayrışmaz bir biçimde bütünlük halindeki ve oldukça ihtişamlı bir biçimde krallığın özgün müjdesi içinde harekete geçirilmiş olan Üstün’ün hem insan hem de kutsal doğalarına yeterli tanınmayı verebilecek bütünleşmiş bir dini yaratmada başarısız olmaları acınası bir şeydir.

196:2.7 Eğer siz, yalnızca, İsa’nın dünyanın en içten ve adanmış din-inananı olduğunu hatırlayacak olursanız, onun en güçlü duyularının bazıları karşısında şaşkınlık ve rahatsızlık duymayacaksınız. O, Babası’nın iradesini gerçekleştirmeye koşulsuz bir biçimde bağlanmış olarak, tamamiyle adanmış bir faniydi. Onun sert görünen sözlerinin çoğu, takipçilerine vermiş olduğu emirlerden çok, inancın kişisel bir ifadesi ve bağlılığın bir sözüydü. Ve, tek bir kısa yaşam içinde insan aklının fethi içinde bu türden olağanüstü gelişimi sağlamada kendisini yetkin kılmış olan şey amacın ve fedakâr adanmışlığın bu tekilliği olmuştu. Onun duyurularından çoğu, takipçilerinin tümü için gerekli kılmasından ziyade kendisinden istemiş olduğu bir ifade olarak görülmelidir. Krallığın amacına olan adanmışlığında İsa arkasındaki tüm köprüleri yakmıştı; o, Babası’nın iradesini yerine getirmedeki tüm engelleri feda etmişti.

196:2.8 İsa fakirleri kutsamıştı çünkü onlar genellikle içten ve dindardı; o zengini kınamıştı çünkü onlar genellikle iffetsiz ve dini hiçe sayar haldeydi O, eşit bir biçimde dini hiçe sayan bir yoksulu kınayıp, adanmış ve ibadet içindeki refahlı bir insanı överdi.

196:2.9 İsa, insanları dünyada kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlamıştı; o insanları, tabulara olan kölelikten kurtarmış olup, kendilerine dünyanın temelinde kötü olmadığını öğretmişti. O yeryüzü yaşamından kaçma arzusu duymamıştı; o, beden içindeyken Baba’nın iradesini makul bir biçimde yerine getirme yönteminde üstünleşmişti. O, gerçekçi bir dünyanın tam ortasında idealist bir dini yaşama erişmişti. İsa, insanlığa karşı Pavlus’un karamsar bakışını paylaşmamıştı. Üstün insanları Tanrı’nın evlatları olarak görmüş olup, kurtuluşu seçecekler için muhteşem ve ebedi yaşamı öngörmüştü. O, ahlaki bir kuşkucu değildi; o insanları olumlu olarak görmüştü, olumsuz halde değil. O insanların çoğunu hasta yerine zayıf olarak görmüştü; ahlak yoksunu yerine endişe altında ne yaptıklarını bilmez halde. Ve, konumları ne olursa olsun onlar Tanrı’nın çocukları ve kendi kardeşleriydi.

196:2.10 O insanlara, zaman ve ebediyet içinde kendilerine yüksek bir değeri vermelerini öğretmişti. İnsanlara yüksek bir değer vermesinden dolayı İsa, insanlığa olan aralıksız hizmette vaktini ayırmaya gönüllü olmuştu. Ve, onun dini içinde temel kuralı hayati bir etken haline getiren şey sınırlı olanın sınırsız değeri olmuştu. İsa’nın onun içinde beslemiş olduğu olağanüstü inançla fani içinde ne yükseltilemez ki?

196:2.11 İsa, toplumsal ilerleme için hiçbir kuralı önermemişti; onunki bir dini görev olup, din ayrıcalıklı bir biçimde bir bireysel deneyimdi. Toplumun en gelişmiş kazanımının nihai hedefi, hiçbir zaman, Tanrı’nın babalığının farkındalığından temelini alan İsa’nın sahip olduğu insanlık kardeşliğinin ötesine geçmeyi hayal dahi edemez. Her türlü toplumsal kazanımın ideali yalnızca, bu kutsal krallığın gelişiyle gerçekleştirilebilir.

3. Dinin Yüceliği

196:3.1 Kişisel nitelikteki ruhsal dini deneyim, birçok fani zorluğun verimli bir çözümüdür; o, tüm insani sorumların etkili bir sınıflandırıcısı, değerlendiricisi ve düzenleyicisidir. Din insan sorunlarını kaldırmamakta veya onları yok etmemektedir; ancak, din, onları ayrıştırmakta, bünyesine almakta, aydınlatmakta ve onları aşmaktadır. Gerçek din, her türlü fani gereksinime olan verimli uyum için kişiliği bütünleştirmektedir. İkamet eden kutsal mevcudiyetin olumlu rehberliği olarak — dini inanç, şaşmaz bir biçimde, Tanrı-bilen insanı; Kâinatsal İlk Nedeni O olarak tanıyan ussal mantık ile bu İlk Kaynağı, insan kurtuluşunun kişisel Tanrı’sı halindeki, İsa’nın müjdesinin cennetsel Babası olarak, Bilinen O biçiminde duyuran ruhun olumlayıcı ifadeleri arasındaki uçurumu birleştirmeye yetkin hale getirmektedir.

196:3.2 Kâinatsal gerçeklik içinde yalnızca üç temel unsur bulunmaktadır: gerçeklik, düşünce ve ilişki. Dini bilinç bu gerçeklikleri din, felsefe ve gerçeklik olarak tanımlamaktadır. Felsefe, fiziksel gerçeklik, ussal gerçeklik ve ruhsal gerçeklik olarak — bu etkinlikleri neden, bilgelik ve inanç olarak görme eğiliminde olacaktır. Bizler bu gerçeklikleri şeyler, anlamlar ve değerler olarak adlandırma alışkanlığı içindeyiz.

196:3.3 Gerçekliğin ilerleyici kavrayışı, Tanrı’ya yaklaşmaya denktir. Gerçekliğin tanımlayan bilinç olarak, Tanrı’nın bulunması — benliğin tamamlılığına, benliğin bütünlüğüne olarak — benlik tamamlanışını deneyimleyeme denktir. Bütüncül gerçekliğin deneyimlenişi, Tanrı’yı bilme deneyiminin sonu olarak Tanrı’nın bütüncül farkındalığıdır.

196:3.4 İnsan yaşamının bütüncül özeti; insanın gerçekle eğitimi, bilgelikle soylulaşımı ve dini inançla kurtarılışı — doğru görünüşüdür.

196:3.5 Fiziksel gerçeklik, bilimin mantığından meydana gelmektedir; ahlaki kesinlik, felsefedeki bilgelikten; ruhsal kesinlik, içten dini deneyimin gerçekliğinden.

196:3.6 İnsan aklı, ruhsal kavrayışın yüksek düzeylerine ve kutsallığa ait değerlerin ilgili alanlarına erişebilir; çünkü, o, tamamiyle maddi değildir. Kutsal mevcudiyete ait Düzenleyici olarak — insan aklında bir ruhaniyet çekirdeği bulunmaktadır. İnsan akının bu ruhaniyet ikametinde üç farklı kanıt bulunmaktadır:

196:3.7 1. İnsanlıkçı birliktelik — derin sevgi. Tamamiyle hayvansal akıl kendisini korumak için toplumsal olabilir; ancak, yalnızca ruhaniyetin ikamet ettiği ruh fedakâr bir biçimde başkalarını düşünür ve koşulsuz bir biçimde sevgi duyar haldedir.

196:3.8 2. Kâinatın yorumu — bilgelik. Yalnızca ruhaniyetin ikamet etmiş olduğu akıl kâinatın bireye arkadaşçıl olduğunu kavrayabilir.

196:3.9 3. Yaşamın ruhsal irdelenişi — ibadet. Yalnızca ruhaniyetin ikamet etmiş olduğu kişi kutsal mevcudiyetin farkında olup, kutsallığın bu öncül deneyimi içinde ve onunla daha bütüncül bir deneyime erişmeyi amaçlayabilir.

196:3.10 İnsan aklı, gerçek değerleri yaratmamaktadır; insan deneyimi, kâinatsal kavrayışı açığa çıkarmamaktadır. Kavrayıştan bahsedilecek olursa, ahlaki değerlerin farkındalığı ve ruhsal anlamların algılanışında insan aklının yapabileceği tek şey keşfetmek, fark etmek, yorumlamak ve seçmektir.

196:3.11 Kâinata ait ahlaki değerler, fani akla ait şu üç temel yargının, veya tercihin, uygulanmasıyla ussal iyelik haline gelmiştir:

196:3.12 1. Benlik yargısı — ahlaki tercih.

196:3.13 2. Toplumsal yargı — etiksel tercih.

196:3.14 3. Tanrı yargısı — dini tercih.

196:3.15 Böylece, insan ilerleyişinin tümünün ortaklaşa faaliyet göstermekte olan bir açığa çıkarımsal evrimin yöntemiyle yerine geldiği görünmektedir.

196:3.16 İnsan içinde kutsal bir sevgi duyucu olmasaydı, insan fedakâr ve ruhsal olarak derinden sevemezdi. Akıl içinde bir yorumlayıcı yaşamasaydı, insan gerçek bir biçimde kâinatın bütünlüğünün farkına varamazdı. İnsan ile bir değerlendirici ikamet etmeseydi, o hiçbir biçimde ahlaki değerleri değerli görüp, ruhsal anlamları tanıyamazdı. Ve, bu derinden seven, sınırsız sevginin tam da kökeninden gelmektedir; bu yorumlayışı, Kâinatsal Bütünlük’ün bir parçasıdır; ve, bu değerlendirici, kutsal ve ebedi gerçekliğe ait tüm mutlak değerlerin Merkezi ve Kaynağı’nın çocuğudur.

196:3.17 Ruhsal kavrayış olarak — dini bir anlamla gelen ahlaki değerlendiriş insanın iyilik ve kötülük, gerçeklik ve hata, maddi ve ruhsal, insan ve kutsal, zaman ve ebediyet arasındaki tercihi anlamına gelir. İnsan kurtuluşu büyük bir ölçüde, insan iradesinin, ikamet eden yorumlayıcı ve bütünleştirici olarak — bu ruhaniyet değer sınıflandırıcı tarafından seçilen değerleri tercih etme iradesine adanmasına bağlıdır. Kişisel dini deneyim iki fazdan oluşmaktadır: insan aklının keşfi ve ikamet eden kutsal ruhaniyetin açığa çıkarışı. Kendisini din-inananı olarak duyuran kişilerin haddinden fazla sorgulayıcı öğrenmesinin veya dini hiçe sayan bir davranışının sonucu olarak, bir kişi, hatta insanların bir nesli bile, kendileri içinde ikamet eden Tanrı’yı keşfetme çabalarını askıya almayı tercih edebilir; onlar, kutsal açığa çıkarılış içinde ilerlemede ve ona erişmede başarısız olabilir. Ancak, ikamet eden Düşünce Düzenleyicisi’nin mevcudiyeti ve etkisi nedeniyle ruhsal ilerlememenin bu türden tutumları uzunca bir süre varlığını sürdüremez.

196:3.18 Kutsal ikametin gerçekliğine ait bu derin deneyim sonsuza kadar, fiziksel bilimlerin gelişmemiş maddi yöntemlerinin ötesine geçmektedir. Sizler, ruhsal neşeyi bir mikroskop altında inceleyemezsiniz; sizler, derin sevgiyi bir terazide ölçemezsiniz; sizler, ahlaki değerleri ölçüyle belirleyemezsiniz; ne de sizler, ruhsal ibadetin değerini hesaplayabilirsiniz.

196:3.19 İbraniler, ahlaki ulviliğe ait bir dine sahip oldu; Yunanlılar, güzelliğe ait bir dini evrimleştirdi; Pavlus ve onun söyleşisine katılanlar inançtan, umuttan ve yardımdan olan bir dini kurdu. İsa, derin sevgiden meydana gelen bir dini açığa çıkarmış olup, onun örneği oldu; insan kardeşliğine olan hizmette Baba’nın derin sevgisini paylaşmayla gelen neşe ve tatminle bu sevgi içindeki güvenceyi.

196:3.20 Her ne zaman insan irdeleyici bir ahlaki tercihte bulunursa, o derhal, ruhuna olan yeni bir kutsal egemenliği deneyimlemektedir. Ahlaki tercih, dışsal koşullara olan içsel karşılığın güdüsü olarak dini temsil etmektedir. Ancak, bu türden gerçek bir din, tamamiyle kişiden kişiye değişir nitelikteki bir deneyim değildir. O, kâinat ve onun Yapıcısı olarak — göreceli olmayan gerçekliğe anlamlı ve ussal bir karşılık içindeki bireyin bütüncül göreceliğine işaret etmektedir.

196:3.21 Derinden sevme ve sevilmenin seçkin ve aşkın deneyimi, yalnızca, tamamiyle kişiden kişiye değişir olduğu için zihinsel bir aldanma değildir. Ahlaki varlıklar ile ilişkili haldeki gerçekten kutsal ve göreceli olmayan tek gerçeklik halindeki Düşünce Düzenleyicisi, insanın bakışına göre tamamiyle göreceli bir olgu olarak faaliyet gösterir görünümündedir. En yüksek görecesiz gerçeklik halindeki Tanrı ile olan insanın ilişkisi, yalnızca; onu bilmenin, ona ibadet etmenin ve onunla olan evlatlığın farkına varmanın tamamiyle göreceli olan deneyimi vasıtasıyla gerçekleşir.

196:3.22 Gerçek dini ibadet, bireyin kendisini kandırmasıyla gerçekleşen nafile bir iç konuşma değildir. İbadet, gerçekliğin tam da kaynağı ile olan, kutsal bir biçimde gerçek ile kişisel bir bütünleşme halidir. İnsan ibadet ile daha iyi olmayı kendisine amaç olarak belirlemekte, ve bunun aracılığı ile nihai olarak en iyi olmaya erişmektedir.

196:3.23 Gerçekliğin, güzelliğin ve iyiliğin idealleşmesi ve bunlar adına gerçekleştirilecek olan hizmet — ruhsal gerçeklik olarak — içten bir deneyimin yerine geçmemektedir. Psikoloji ve idealizm, dini gerçekliğin dengi değildir. İnsan usunun yansımaları gerçekten de — insanın imgesindeki tanrılar olarak — sahte tanrıları üretebilir; ancak, gerçek Tanrı-bilinci bu türden bir kökene sahip değildir. İnsana ait dini sistemlerin çoğu, insan usunun formülleştirmelerinden gelmektedir; ancak, Tanrı bilinci, dini köleliğe ait bu gülünç gariplikteki sistemlerin bir parçası olmak zorunda değildir.

196:3.24 Tanrı, insanın idealizminin yalın yaratımı değildir; Tanrı, bu türden hayvan-ötesi kavrayışların ve değerlerin tam da kendisidir. Tanrı, gerçekliğe, güzelliğe ve iyiliğe dair insan kavramsallaşmalarını bütünleştirmek için oluşturulmuş bir kuramsal varsayım değildir; o, tüm bu evren dışavurumlarının kendisinden türetilmiş olduğu derin sevginin kişiliğidir. İnsan dünyasına ait gerçeklik, güzellik ve iyilik, Cennet gerçekliklerine doğru yükseliş halinde bulunan fanilerinin artan ruhsallaşma deneyimi ile bütünleşmektedir. Gerçekliğin, güzelliğin ve iyiliğin bütünlüğü yalnızca Tanrı-bilen kişiliğin ruhsal eyleminde yerine getirilebilir.

196:3.25 Ahlak, Düzenleyici’nin içsel mevcudiyetinin kişisel gerçekleşimi olarak kişisel Tanrı bilincinin önceden mevut olan temel toprağıdır; ancak, bu türden ahlak, dini deneyimi ve onun sonucunda gelen ruhsal kavrayışın kökeni değildir. Ahlaki doğa hayvan-ötesi kökende, ancak ruhsal-altı niteliğindedir. Ahlaklık, doğru ve yanlışın mevcudiyetinin farkındalığı olarak, görevin tanınmasına denktir. Ahlaki alan, tıpkı morontianın kişisel kazanımın maddi ve ruhsal alanları arasında faaliyet gösterişi gibi, aklın hayvan ve insan türleri arasındadır.

196:3.26 Evrimsel akıl, kanunu, ahlaki değerleri ve etik kuralları keşfetmeye yetkindir; ancak, ikamet etmekte olan Düzenleyici olarak, bahşedilmiş ruhaniyet, gerçek, güzel ve iyi olan her şeyin Baba kaynağı olarak kanun koyucuyu açığa çıkarmaktadır; ve, bu türden aydınlanmış bir insan bir dine sahip olup, Tanrı için uzun ve serüven dolu bir arayışa başlamak için ruhsal olarak donanmış haldedir.

196:3.27 Ahlakın doğrudan bir biçimde ruhsal olma nedenselliği bulunmamaktadır; o, her ne kadar gerçek dini her türlü ahlaki değerleri derinleştirip, onları daha anlamlı hale getirse de, tamamiyle ve katışıksız olarak insani olabilir. Din olmadan ahlak, nihai iyiliği açığa çıkarmada başarısız olmaktadır; ve, o, kendi öz ahlaki değerlerinin bile kurtuluşunu sağlamada başarısız olmaktadır. Din, ahlakın tanımış ve onaylamış olduğu her şeyin derinleşmesini, yüceltilmesini ve teminat altına alınmış kurtuluşunu sağlamaktadır.

196:3.28 Din bilimin, sanatın, felsefenin, etik kuralların ve ahlaki değerlerin üstesinde bulunmaktadır; ancak, din onlardan ayrı bir konumda değildir. Onların tümü, ister kişisel isterse de toplumsal olsun, insan deneyimi içinde ayrışmaz bir halde karşılıklı ilişki içindedir. Din, fani doğa içinde insanın en yüksek düzeydeki deneyimidir; ancak, sınırlı nitelikteki dil, din-kuramının gerçek dini deneyimi herhangi bir biçimde yeterli olarak tasvir etmesini sonsuza kadar imkânsız hale getirmektedir.

196:3.29 Dini kavrayış, yenilgiyi daha yüksek arzulara ve yeni kararlılıklara dönüştürme gücünü elinde bulundurmaktadır. Derin sevgi, insanın evren yükselişi içinde kullanabileceği en yüksek güdüdür. Ancak, gerçekten ayrılmış bir biçimde, derin sevgi, güzellik ve iyilik yalnızca bir his, felsefi bir çarpıtma, fiziksel bir yanılsama ve ruhsal bir aldanmadır. Derin sevgi her zaman, morontia ve ruhaniyet ilerleyişinin ilerleyici düzeylerinde yeniden tanımlanmak durumundadır.

196:3.30 Sanat, insanın, kendi maddi çevresi içindeki güzelliğin yoksunluğundan kaçma girişiminden doğmaktadır; o, morontia aşamasına gerçekleştirilmiş bir işarettir. Bilim, maddi evrenin görünürdeki bilmecelerini çözmek için insanın gerçekleştirmiş olduğu çabadır. Felsefe, insan deneyimini bütünleştirmeye dair onun çabasıdır. Din, Tanrı’yı arama ve onun gibi olmaya dair kararlılığı biçiminde, nihai son için muhteşem uzanışı halinde, insanın en yüksek işaretidir.

196:3.31 Dini deneyim alanında, ruhsal olasılık potansiyel bir gerçekliktir. İnsanın ileri olan ruhsal uyarımı fiziksel bir aldanma değildir. İnsanın kâinata duyduğu derin sevginin tümü gerçek olmayabilir; bu fazlasıyla, ancak oldukça fazlasıyla gerçekliktir.

196:3.32 Bazı insanların yaşamları o kadar büyük ve soyludur ki, yalnızca başarılı olmuş alt düzeydeki varlıkların düzeyine inmezler. Hayvan, çevresine uyum sağlamak zorundadır; ancak, dini kişi, kutsal derin sevginin bu kavrayışıyla kendi çevresini aşıp, bir ölçüde, mevcut maddi dünyanın sınırlılıklarından kurtulmaktadır. Derin sevginin bu kavrayışı insan ruhu içinde, gerçekliği, güzelliği ve iyiliği bulmanın bu hayvan-ötesi çabasını yaratmaktadır; ve, insan onları bulduğunda, onların kucaklanışı içinde yüceltilmiş hale gelmektedir; o, doğruluğu gerçekleştirmek olarak, onları yaşama arzusu duymaktadır.

196:3.33 Güveniniz kırılması; insan evrimi hala ilerleyiş halindedir; ve, Tanrı’nın, İsa içindeki ve onun vasıtasıyla gerçekleşen, dünyaya açığa çıkarılışı başarısız olmayacaktır.

196:3.34 Modern insan için büyük zorlayıcı etken, insan aklı içinde ikamet etmekte olan kutsal Görüntüleyici ile daha iyi iletişimi elde etmektir. İnsanın beden içindeki en büyük serüveni; benlik bilincinin sınırlarından başlayıp, hala embriyo aşamasında bulunan ruh bilincinin henüz tam aydınlanmamış bölgelerinden geçerek — kutsal mevcudiyet ile iletişim olarak — ruhaniyet bilincinin sınırına ulaşmanın içten bir çabası olarak oldukça dengeli ve ne yaptığını bilen bir emekler bütününden meydana gelir. Bu türden bir deneyim, Tanrı’yı bilmenin dini deneyimine ait önceden mevcut gerçekliği oldukça kudretli bir biçimde doğrulayan bir deneyim olarak, Tanrı-bilincini meydana getirmektedir. Bu türden ruhaniyet-bilinci, Tanrı ile olan evlatlığın mevcudiyetine dair bilgiye denktir. Bunun dışında kalan hallerde ise, evlatlığın güvencesi, inancın deneyiminin kendisidir.

196:3.35 Ve, Tanrı-bilinci, beliğin kâinat ile bütünleşmesine denktir; ve, bu bilinç, ruhsal gerçekliğin en yüksek düzeyleri üzerindedir. Yalnızca ruhaniyet içeriğine sahip bir değer yok olmaz niteliktedir. Gerçek, güzel ve iyi olan bir şey insan deneyimi içinde kaybolmayabilir. Eğer insan kurtuluşu tercih etmeyecek olursa, bu durumda kurtulan Düzenleyici derin sevgiden doğmuş ve hizmet içinde yetiştirilmiş olan bu gerçeklikleri muhafaza edecektir. Ve, tüm bu şeyler Kâinatın Babası’nın bir parçasıdır. Baba yaşayan bir derin sevgidir; ve, Baba’nın bu yaşamı onun Evlatları içindedir. Ve, Baba’nın ruhaniyeti — fani insanlar olarak — onun Evlatları’nın evlatlarındadır. Her şey söylenip, her şey yerine getirildiğinde, Baba düşüncesi hala Tanrı’ya dair insanın en yüksek kavramsallaşmasıdır.





Back to Top